Ayrılık vakti gelmişti.
Çehreleri sararıp solmuş, güçleri kalmamıştı.
Gitmek istemiyorlardı.
Lakin vakit ayrılıktı.
Bir rüzgârın esintisiyle kopuyorlardı.
Hayat buldukları, ağaçların dallarından.
Vakit sonbahardı!
Mevsimlerin ayrılık aylarına merhaba diyendi.
Yavaş yavaş soğukların sevdasına palto tutuyordu.
Sıcak bir bardak çayın en lezzetli içişine
Göz kırpıyordu.
Sevdalıların üşüyen ellerinin kenetlenmesine, soğuklarını bahane yolluyordu.
Hey gidi eski sonbahar!
Gelişine hüzünle bakılmazdı.
Yoksullar bile severdi seni.
Yakacak bir odun bulamasalarda,
Mevsimlere isyan olmazdı.
Bir sonbaharın sürüklediği, yağmurların altında ıslanmıştı.
Ayakkabıları su geçirmişti. Ayakları o kadar üşümüştü ki…
Eve gelir gelmez, sobanın arkasında uyuya kalmış,
Annesi üzülmesin diye belli etmemişti.
Uyandığında soba gibi yanmaktaydı.
Ateşi yükselmiş, her yeri ağrıyordu.
Annesi evdeki ilaçlar ile ateşini düşürüp,
Dr masrafını bir nebze azaltmıştı.
Yetimlik kolay değildi ki!
Kapı komşu yengesi durumu anlamış ve
Ertesi gün elinden tutup ayakkabı almaya gitmişlerdi.
Bir çift siyah bot...
Unutulmayan sonbahar hikâyesi olarak yüreğinde kalacaktı.
Elbette her mevsimin güzelliği vardı.
Sonbaharın ise hikâyeleri bambaşkaydı.
Kâh ağlatan
Kâh derin hüzünlere daldıran.
Zaman zaman ayrılık mevsiminde
Beklenen sevdalara "hoş geldinler" eklenince...
Sevdiriyordu.
Sonbahar mevsimini.
İnsanların yaşlılık dönemine benzer.
Sonbahar!
Ayaklarda derman kalmamıştır.
Gözlerin feri söndü sönecektir.
Ağızdaki dişler takmadır artık.
Lokmalar zor geçer boğazdan.
Yaşlılık zor dur!
Bir de, İstemeyen misafir olmak vardır.
Evlatlarının sığdıramadığı evlerinde.
Oysa bir anne-baba iki göz odaya
Kaç evlat sığdırmıştı...
Soğuklarda üşümüş ellerini cebine sokamadan sokaklarda yürümüştüler.
Ellerinde taşıdıkları odunları sobaya atabilmek için...
Eskilerde sobaların içi yanardı.
Şimdi yürekler yanmakta.
Sıcak sular çeşmelerden akarken
Sıcak odalar, mevsimler ile inatlaşırken
Yürekler sonbahar olmakta...
Anne-Babalar istemeyen olunca!
Her insanın sonbaharı olacaktı.
Sonbahar!
Son demlerin merhabası,
Soğuk yağmurların ıslattığı toprağın nefesi...
Esen rüzgarların ,dallarından alıp götürdüğü yaprakların ayrılık selamı..
Yağacak "kar'ın" hizmetkârı...
Mevsimlerin hüzün ayları...
Fakirin gözyaşı...
Yetimin ayaklarının ıslanması...
Mevsimleri Rabbimiz bizlerin menfaati için düzenleyerek var etmiş.
Her mevsimde bir nebze düşüne bilmeli insan!
Ölüme doğru yaklaşmakta olduğunu anlamalıydı.
Ağaçlardan düşen yaprak olduğunu bilmeliydi.
Bahar ile tekrar dirileceğini idrak etmeliydi.
Sonbahar dan sonra ki bahar, baki âlemdeki yaratılıştı.
Bir gün kabrimizin toprağımıza düşecek karlar...
Belki bir yetimin ayakları yine ıslanmıştır.
"Bir siyah bot " yüreğini ısıtmalıydı.
Kendi evlatlarımızın sıcak ayakları var ise...
Sonbaharlarda yetim çocukların ayakları ıslanmasın diyen yüreklerimiz olmalı!
Sevgilerimle
Değerli okurlarım
Tülay Demircan KOYUNCU

















































































































































































































