“Tarih bilinci” dedim önce, sonra “Eyvah” dedim. Eyvah, benim evladıma İsmet İnönü’yü kahraman diye anlatacaklar. Kendi aydınlık geçmişini “karanlık”, Ortaçağ Avrupa karanlığını da “aydınlık” diye anlatacaklar. Eyvah, Viyana Muhasarası’nı “Kapıdan döndük” diye öğrenecek benim oğlum.
1949 yılında İsmet İnönü’nün bir satırına bile itiraz etmeden imzaladığı, sırtımıza zehirli bir hançer olarak saplanmış Fulbright Anlaşması’nın altında ezilecek.
Balıkların uçmaya, kuşların yüzmeye zorlandığı bir sistemde debelenip duracak. Çünkü hiç kimse “Meşrebi nedir, eğilimi nedir, kapasitesi nedir, yetenekleri nedir” diye bakmayacak zorla bir kalıba sığmaya çalışırken körelip gidecek.
Daha Türkçe’yi öğren(e)meden, kendini İngilizce öğrenmek zorunda hissedecek, sonunda onu bile öğrenemeyecek.
Bayrağındaki hilale “Ay” demeyi öğrenecek. Bütün manayı kaçırıp hakikatten mahrum kalacak.
Din dersi diye bir şeyden not almak zorunda olduğu için Budist putların adını öğrenecek ama Asım (ra) kim öğrenmeden, Hazreti Hamza’yı tanımadan Süpermen denilen pelerinli soytarıyı kahraman zannedecek.
Nasreddin Hoca yerine Noel Baba, Dede Korkut yerine Allah bilir kimi öğrenecek.
Ezberlemek zorunda olduğu, kimin yazdığı ve ne dediği belli olmayan sıkıcı metinlerle boğulacak ve bunu edebiyat zannedecek. Sadeleştirme adıyla çarpıtılmış Peyami Safa pasajları okuyup iğrenecek. Mekân ve olay tasviri çarkını kırıp haletiruhiye tasviri yapan Peyami Safa’dan haberi olmadığı için birkaç Rus ve birkaç Avrupalı yazarı edebiyat dünyası zannedecek.
Kendi medeniyetini inşa etmeye niyetlenmiş, gayretlenmiş bir vatan evladı olmak yerine Avrupa’yı taklit etmeye zorlanacak. Eyvah, oğlumu kurtarmam lazım...
Erem ŞENTÜRK/ Diriliş Postası
















































































































































































































