Ölüm bir eve girdiğinde sadece gideni değil, kalanları da bir miktar öldürürken, geride kalanların iç dünyasında devasa bir hesaplaşma başlatır.
Risale-i Nur’da Üstad’ın hayranlık uyandıran bir berraklıkla ifade ettiği gibi; ölümü bir idam ya da hiçlik değil, sevdiklerimize kavuşturan bir vatan-ı asliye sevkiyat olarak gördüğümüzde, o çıldırtıcı iç sesler yerini vakur bir sükûnete bırakır.
Ancak bu sükûnet, sadece gidenin ardından duyulan bir huzur değildir; aynı zamanda hayatta kalanlarla, yani "ötekilerle" kurduğumuz bağların niteliğiyle de yakından ilgilidir.
Bugün, bu ruhsal arınma sürecini sinirbilimin "Sinaptik Budama" (Synaptic Pruning) dediği muazzam mekanizma ve bu mekanizmanın insan ilişkilerindeki felsefi karşılığı üzerinden okuyalım.
















































































































































































































