İşte tam da bu yüzden, bugün sadakati kutsal bir değer gibi görmeden önce bir an durup sormalıyız:
Bu sadakat neyi koruyor, kimi güçlendiriyor ve bizi neden koparıyor?
Bunu günlük hayatta çok sık görürüz. İş yerinde yanlış bir karar alındığında, "Ben sadık bir çalışanım" diyerek sesini çıkarmayan biri, sadece patronuna değil, haksızlığa da bağlılık göstermiş olur.
Sadakat, bir bağdan ayrıldığında, kişiyi güçlendirmez; aksine, edilgen ve pasif bir konuma iter. Oysa gerçek bir bağ karşılıklıdır, canlıdır ve kişinin kendini unutmasına izin vermez. Tam burada, modern hayatın çarpıcı bir figürü ortaya çıkar: "iç terbiyesini yitirmiş yetişkin".














































































































































































































