Fikir
Giriş Tarihi : 15-07-2023 14:54   Güncelleme : 15-07-2023 15:18

Sessiz telaşsız sakince gidiyordun...

Her adımını aradık taradık o gece. Geçtiğin sokakları, gittiğin yerleri düştüğün barikatı bulabilecek her yeri aradık sorduk.

Sessiz telaşsız sakince gidiyordun...

Sana doğrulan namluyu tutan elleri kırmadan rahata eremeyecekmiş gibi divane bir halde telaşla ve öfkeyle aradık, taradık, yırtındık...

Sessiz, telaşsız, sakince gidiyordun vuslata...

Yıllar geçtikçe azalmıyormuş hasret...

Telaşsız sakinliğinle gidişin ve nura bürünmüş yüzündeki mütebessim ifaden vardı ya veda ederken, zihnimde hep o görüntü...

Ah Halilim.

Her seferinde tükenince takatim

Hırsına yenik düştüğümde tamahkarlığın

Güz yaprağı gibi sararmış çocukluğumun yüzüne bakıp hüzünlendiğimde,

o halin gelir aklıma.

Nura bürünmüş, sırra erişmiş, ölümsüzler kervanına karışmış veda sahnesi...

İnanmak, inandığı gibi yaşamak, inandığı gibi vuslata ermek gibi bir nimet var mı şu dünyada?

Bundan daha güzel ve şerefli bir hayat düşünülebilir mi?

Geride kalmak her zaman kötüdür ya, bu şekilde kalmak ayrıca ıstırap veriyor insana.

Biz bilerek isteyerek canı gönülden seçtik bu yolu. Bedel ödemekten korkmadık geride kalmaktan korktuğumuz kadar.

Allah yolunda ya zafer ya şehadet !

Bu cümlenin manasına uygun yaşamanın kavgasını veriyorduk bütün eksikliklerimize rağmen.

Kim neyin zaferini kazandı bilmiyorum.

Anladım ki, bizim zaferimiz çıktığımız seferimizdi. Ve o seferi şehadetle bitirmek...

Sen Şehadetle bitirdin ben her yeni güne kervandan geri kalmama çabasıyla,

Senin o sakin ve telaşsız, varacağın yeri bilirmişcesine sükunetle gidişine imrenerek başlıyorum...

İsminle müsemma dostum, Halil'im...

Gerçek hayatta da kavuşur inşaallah ellerimiz...

Recep YAZGANRecep YAZGAN