Fikir
Giriş Tarihi : 10-02-2016 10:12   Güncelleme : 10-02-2016 10:12

Son Kale Türkiye

  Bilinenin aksine her şey 2010 yılında Tunuslu bir seyyar satıcının isyanı ile değil, 2001 yılında Ankaralı esnaf Ahmet Çakmak’ın "Sayın Başbakan'ım, ben bir esnafım

Son Kale Türkiye
  Bilinenin aksine her şey 2010 yılında Tunuslu bir seyyar satıcının isyanı ile değil, 2001 yılında Ankaralı esnaf Ahmet Çakmak’ın "Sayın Başbakan'ım, ben bir esnafım." Diyerek, yazar kasasını dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in gözleri önünde yere atması ile başladı. Bu eylem Türkiye’de 3 Kasım 2002 seçimlerinden itibaren eksikliklerine ve her şeye rağmen tek başına ülkeye yön veren Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını getirerek krizlerin sona ermesine ve istikrarlı bir ülke olmasının ve Dünya üzerinde hak ettiği yeri almasının yolunu açan bir yürüyüşe kalkmasına kadar giden bir süreci başlattı. Şaha kalkacak olan ülkemizin hedeflediği Büyük Türkiye idealine ulaşmasını kendisi için tehdit olarak gören Kraliçe ve köpekleri ve köpek bakıcısı buna izin vermeyi hiç düşünmüyorlardı. Düşünmediklerini eylemlerle gösterdiler de. Ülke içinde silahlı veya silahsız ne kadar aktörleri varsa sıralı-sırasız olarak harekete geçirildi. Ama olmadı gerçek şu ki: Kudurmalarının haklı yanları var. Nasıl bir IMF’ye borcunu ödeyemeyen, kendi içerisinde barışı sağlayamamış, sürekli bir şekilde her türlü fitne ile (Sağ-sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni…….) karıştırılmak istenmiş ama tüm karışıklıklardan başarı ile çıkmış IMF’ye olan borcunu ödemiş ve IMF ‘ye borç verebiliriz diyen bu ukalaya(!) bu hasta adama uyuz olmasınlar da ne yapsınlar ki? Önceden perişan edilmiş Afganistan, Irak gibi ülkelerin peşine sıra ile Tunus, Libya Mısır eklendi. Hepsinin ayaklanması birbirine benziyordu. Bizim yazar kasa olayı gibi yani. Yemen’de ilginç şeyler oluyor, silahsız insanlar tankların önüne çıkıyor canlarını veriyordu. Mısır’da Rabia meydanın bütün dünyanın gözü ününde canlı yayınla keskin nişancılar Seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Mursi ve İhvan üyelerine canları pahasına destek veriyor. İnsan hakları dendiği zaman ayağa kalkan sahtekâr batı bunları görmüyor aksine destek veriyordu. Bütün amaç bir harita mühendisine çizdirdikleri ve kendilerine bağladıkları köle devlet adamları ile hükmettikleri bu masum halkların ülkelerinde hükmedemeyecekleri liderlerin olmasını engellemek ve Türkiye’yi önder olarak alan ülkelerin sayılarının artmasını önlemekti. Suriye bu olanların içinde farklılık arz eden bir yapı göstermektedir. Bilad-ı Şam’ın hikâyesi çok farklıdır. Esed ailesinin zulmü altında onlarca senedir perişan olan Suriye halkı zaman zaman gösterdiği tepkileri en ağır şekilde cezalandırılarak ödedi. (Hama katliamında olduğu gibi) Beşar Esed’in Devlet Başkanı seçildikten sonra sözde ılımlı başlayışı özgürlüklerin önünü açmaya dönük uygulamaları başlatacağı beklentisi ile çevre ülkelerin ılımlı yaklaşımları, umut verici bir beklentiye dönüşmüşken,  özgürlüğe susamış Suriye Halkının tepkisini çok tersten okuyan Katil Esed. Özgürlük hasretlerini dile getiren yazıyı duvara yazdıkları için esir aldığı çocukların (8-13 yaşlarında) ailelerinin bir cesaret ile sordukları “ÇOCUKLARIMIZ NEREDE?” sorusunun neticesinde eylem yapmak istemeleri ile bu günlere kadar gelen bir kaosun yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Maalesef masum olarak görülen bu kalkışmaya destek vermek için hazır onlarca ülke ve örgüt derhal Suriye Topraklarına doldular. Ayak bastıkları her yerde taş üstünde taş baş üstünde baş bırakmadılar. Milyonlarca insan mülteci durumunda, şanslı olanlar savaşın ilk günlerinde ölerek sonraki belaları görmeme şansını(!) yaşadılar. Suriye Cephesi Batının iğrenç yüzünü yeniden göstermesinden ziyade Ümmet Coğrafyası için bir turnusol kâğıdı görevi gördü. Oyunu kuranları görmemekte ısrar eden sözde ümmetin devlet adamları, kanaat önderleri, kurtuluş örgütlerinin akıllı(!) liderleri sadece yeni cepheler açarak savaşın büyümesine sebep oldular. Daeş’i bahane eden cepheye daldı. El Kaideye bağlı örgütleri bahane eden cepheye daldı. Resmin kötü kısmı İran-Nasrallah (Hizbullah)-Rusya-Suriye kardeşliği idi. At izi it izine karıştı deniyor ama maalesef olay çok daha vahim durumda. At ile İt birbirine karışmış durumda. Net olan bir durum var:  Yıllardır terör bahanesi ile Ümmet Coğrafyasında yapılan katliamlara yenileri eklenmekte. Kadim şehirlerimiz yerle bir edilmekte. İnsan-Tarih ve İnsanlık hep birlikte yok edilmeye devam edilmektedir. Günün konusu ise Ülkemizin başına bela olan PKK uzantısı örgütlerin ABD Dış İşleri tarafından terör örgütü olarak algılanmadığının beyan edilmesi ve yardımların devam edeceğini açıklaması oldu. Yakın tarihte yaşananlar bize bunca Terörist Devletin içinde sizin kim terörist dediğinizden ziyade, terörist dediğinizin kime fayda sağladığı gerçeğinin önemli olduğunu göstermişti. Terörden beslenen devletlere terörizmi anlatamazsınız. En büyük terörist devlet Kraliçenin devletidir. Sarayından gurur ve kibirle hiçbir şeye karışmıyormuş gibi Müslümanların birbirlerini kesmelerini keyifle izliyor. Köpeklerine ve köpeklerinin ipini tutanlara emirler yağdırıyor ama kimse perde arkasında ki bu büyük canavarı görmüyor yâda görmek istemiyor. Tıpkı Birinci Dünya Savaşında Ülkemizi işgal eden bu ülkenin düşman devletler listesinde bile yer almadığı gerçeği gibi. Köpekler demişken: En Büyük Köpek ABD'dir. Sözde Afganistan ve Irak'tan askerlerini çekmiştir. Ama geride bıraktığı paravan terör örgütleri sayesinde kendi ülkesine tek bir askerini dahi tabut ile göndermeden savaşını sürdürmekte olan cani bir terör devletidir. Terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü terör uygulayan şahıslara terörist, devletlere de Terör Devleti denir. Bu açıklama ışığında ABD’nin kurulduğu yıldan itibaren sicili oldukça bozuktur. Yeni Stratejisi ise şöyle: Hangi ülkeyi işgal etmek isterse oraya örgütlerini yönlendirip "burada terör var diyerek" Kraliçenin diğer köpekleri ile birlikte oraya çullanarak bir çapulcu gibi hiçbir insani ve ahlaki değere saygı göstermeden orayı işgal etmeye devam ediyor. Bakmayın siz ABD sahada olmadığına, sahadaki paravanların hepsi ondan izinsiz bir eylem dahi yapamaz. Tabi Silah depolarındaki silahlarını satarak, petrole ve kıymetli madenlere çökerek.. Rusya Ayılıktan vazgeçmiş nereye gideceğini bilmeyen bir sokak köpeği gibi kendisine yer arıyor. Ama sokak köpeklerinin yeri ancak ve ancak belediyenin barınaklarıdır. Orada da ya uyutulur yâda kısırlaştırılır. Bakıcısının ipine Suriye'ye harekât düzenlemeden evvel gidip güven ve tasma tazeleyerek kendini bir güzel bağladı. Sorun şu ki: Devreye her giren ülke gibi en büyük zararı ekonomik olarak bize vermeyi başardı. Putin her zaman dediğim gibi iflah olmaz bir kindardır. Ülkemizin doğusunda meydana gelen terör olaylarının zirve yapmasında parmağı olan en büyük güç Putin’in Rusya’sıdır. Bölge halkının desteğini kaybetme pahasına gerçek yüzünü ortaya çıkaran örgütün durumu ise tamamen Rusya’nın başarısına bağlı iken. ABD’den gelen bu destek örgüt için can simidi oldu. Bu da bize şunu gösteriyor ki; her ne kadar hasımmış gibi görünseler de Rusya ile ABD aynı amaç ile cephede buluştular. İran: Hayal kırıklığı diyor tarih okumayanlar. Her şey aslında rücu ediyor. Yüreğinden söküp atamadığı ateş sevdasını Suriye'nin Sapık Baas’çıları ile birlikte yakmaya devam ediyor. Ümmet ile ilgili tek derdi yok. İran Şiası'da, Hizbullah'ta Suriye turnusolunda gerçek renklerini ortaya çıkardılar. Son olarak yıllarca düşmanım dediği ABD ye dolayısı ile İsraile benim deyimim ile it bakıcısına dolaylı yoldan tasmasını teslim ederek kervana katıldı. Dikkatlerden kaçmayan bir durum ise ABD kendi kurduğu örgütler ile darbe ile Devlet Başkanı yaptığı adamlarının ülkelerine saldırarak, birkaç asker öldürterek. Darbeci zihniyet ile sözde savaştırarak meşruiyet sağlamaya çalışmasıdır. Daeş ile Mısır’ın Sina Yarımadasındaki küçük bir birliğine saldırarak. Sisi ile uydurma bir mücadele başlatıp ele geçen birkaç piyonu da idam ettirerek. Dünya kamuoyuna “Sisi darbeci de olsa terörle mücadelede bizimle birlikte” mesajı vererek. Açtığı yolda arkadaşlarının önünü temizlemeye de devam ediyor. Diğer köpekler için çok söz söylemeye gerek yok. Benzer haldeler. En Büyük Köpeğin ve diğer köpeklerin tasmasını tutan İtrail bu dönemde çok mutlu. Keyifli bir şekilde Mescid-i Aksa'nın altını oymaya devam ediyor. Canı sıkıldıkça spor olsun(!) diye alçaklığının unutturmamak için Müslüman kanı dökmeyi de ihmal etmiyor. Paravan Terör örgütlerinin yularlarını da dilediği yöne çekiyor. Doğu Akdeniz’den çıkaracağı Petrol ve doğalgazın hayali ile geleceğe keyifle bakıyor. Bir de Kuzey Irak petrolünü yeni açılacak olan sözde Kürt Bölgesi olarak lanse edilen ama Büyük İsrail Rüyasının bir parçası olması için her türlü dalaverenin döndürüldüğü ülkemizin Suriye sınırı ve Kuzey Irak Kürt Bölgesi birleşmesinden elde edilecek alandan Akdeniz’e indirmenin planları da yemek üzerine Kaymaklı künefe tatlısı kıvamında bir kazanım olacak. Türkiye'm bir türlü kendisine verilmiş görevi üstlenmediği için köpekler tarafından ısırılmaya-parçalanmaya çalışılıyor. Kendisine ümmete sahip çıkma görevini edindiği günden beri birçok kesimi mutlu etmese de. "SON KALE" olmayı başarıyor ve gerçekten tarihine yakışır bir Orta Asya Kurdu gibi köpeklerin içinde mağrur, korkusuz, tedbirli. İçten ve dıştan dalga dalga gelen köpek saldırılarına karşı sağlam bir irade ile Kraliçeyi şaşırtmaya devam ediyor. Kapısını çalan her masuma yüreğini açan şefkatli bir baba ocağı durumunda.Bir de gerçek anlamı ile boynuna takılan bütün Avrupa-i tasmalardan kurtarsa kendini. Bir de İslam ülkeleri dediğimiz ödlekler sürüsü duruş gösterseler. Sovyet kokuları ile ülkelerini kalkındırmaya çalışan Türk Devletleri esaslı duruş gösterebilseler. Her türlü enerjisi ihtiyacını Asya, Afrika ve Arabistan yarımadasından karşılayan bu şımarık Ortaçağ soylularını(!) tehdit edebilseler, “Türkiye bizim için umut” dedikleri umuda desteklerini yükseltebilseler. Zulüm köpekleşecek ve gerçek yerine dizlerinin üzerine çökecektir.
adminadmin