Zuhruf Suresi 38. Ayeti Bağlamında Edinmemiz Gereken Arkadaşlarımız

Nihat Güç

27-07-2026 20:35

“Sonunda Bize geldiğinde (arkadaşına); “Keşke benim ile senin aranızda doğular ile batılar kadar mesafe olsaydı. Ne kötü bir arkadaşmışsınız!” der.” (Zuhruf/38)

Ölüm vaki olduğunda her insan yaptıklarıyla yüzleşecektir. Kişi yaptığı hayır hasenat ile karşılaşacağı gibi işlediği haramlar ile de karşı karşıya kalacaktır. İnsanoğlu ahiret yurdunda; beraber hayır ve hasenat işlediği insanlar ile arkadaşlığı devam edecek ve bundan da mutluluk duyacaktır. Ancak birbirlerine Yüce Allah’a isyanı ve haramları beraber işledikleri arkadaşlardan da köşe bucak kaçacak, karşı karşıya geldiklerinde de sitem dolu yakarışlara sahip olacaklardır.

Ahirette insanoğlu yaptıkları ile karşı karşı kalacağı gibi yapması gerekirken yapmadıklarından da hesaba çekilecektir. Gerçekleşecek olan bu hesap kitap işi Kur’an’da yer alan bilgiler ile doğru orantılıdır. Dünya hayatını Kur’an ile şekillendiren, Sünnet ile süsleyen insanlar kurtuluşa erecekleri gibi hayatlarına arzu ve istekleri doğrultusunda şekil verenler de kahr-u perişan olacaklardır.

Doğru ve olması gereken vasıflara sahip insanları arkadaş edinenler kurtuldular, gerisi de arkadaş kurbanı oldular. Arkadaş edinme konusunda titiz davranmak zorundadır insan. Bu dünyada beraber yürüyen her insanın arkadaşlığı ahirette ya cennet nimetlerine ya da cehennem azabına sebebiyet verecektir.

Bu ayette vurgulanan arkadaştan kasıt şeytandır. Unutulmamalıdır ki şeytanın işlerini aratmayan her insan da bir şeytandır. Yüce Allah’ın emirlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetlerini, Kur’an’ın dile getirdiklerini hatırlatan insanlar bizim için birer dost, Allah’ın yasaklarını çiğnemeye vesile olan ve Din-i Mübin’in gereklerini yok sayan insanlar da bizim için birer şeytandır diyebiliriz. Bu ayeti de bu minvalde okumak ve anlamak durumundayız.

Ölümden sonra; dünya serüvenini beraber tükettikleri, can dostum dedikleri, günahlara yelken açtıkları arkadaşları ile karşılaşan insanlar tabiri caiz ise küplere binecekler ve arkadaşları hakkında hissettikleri kızgınlıklarını, öfkelerini ve hınçlarını ortaya koyacaklardır. Ancak iş işten geçmiş; değiştirilecek bir durum, geri döndürülecek bir konu, yeniden başlanacak bir hayat söz konusu değildir artık.

Kişinin dünya serüvenini hangi yolda tamamladığı önemli olmakla beraber bu yolda kimlerle beraber yürüdüğü de son derece önemli bir meseledir. Attığı adımlarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gösterdiği şekilde mi atıyordu yoksa arzularını ve isteklerini ilah edinmiş insanlar ile mi bu yolda tüketiyordu.

Arkadaş konusunda ayet ve hadis çerçevesinde değerlendirme yaptığımız vakit son derece önemli bir konu olduğunu, savsaklanacak, geçiştirilecek bir konu olmadığını, hayat memat meselesi olduğunu görmüş olacağız: "O gün zalim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana! Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır, diyecektir." (Furkân/27-29)

Yaşam boyunca Peygamber ile bir yol tutmak veya peygamberlere sırt dönmek… Tüm mesele bu... İmtihanın asıl merkezi burada… Ya da kimi insanı kendimize peygamber olarak kabul etmek ve ileri sürdükleri düşünceleri, hayat tarzını, giyim kuşam biçimini kabul ederek yaptıklarımızı bir düzene koymak…

Hayatını Peygamberin bildirdiklerine uygun bir şekilde sürdüren insanlar kurtulacak ve cennet ile de mükafatlanacaklardır. Ancak Peygamber yokmuş, İslam’ın kuralları hiç gönderilmemiş, Kitap’tan habersiz gibi bir hayat sürdürenler de helak olacaklardır. Yaşantılarını Peygamberlerin getirdikleri ile uyuşuk hale getirmeyenler ahirette cehenneme sevk edileceklerdir: “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” (Zümer/71) Öğrendiğimiz üzere Peygamberlerin gösterdiği bir hayata sahip olanlar cennete sevk edilecekler; Peygamberlere aldırış etmeyenler, hiçbir elçi gelmemiş gibi davrananlar, Kitap inmemiş gibi yaşam kurallarını kendileri belirleyenler, kimi insanı Peygamber gibi kabul ederek peşlerinden gidenler de cehenneme sevk edileceklerdir. İki yoldan biri…

Cehenneme sevk edilmek elçiye uyup uymama ile ilgili bir konu olduğuna inanıyorum. Kim, gönderilen elçiye uydu, o kurtuldu; kim de elçiyi yok saydı ya da yokmuş gibi davrandı o da yok oldu, helak oldu. Dünya hayatının anlam kazanması da ahiret yurdunun selamete ulaşması da gönderilen elçileri dost edinmek veya düşman olarak kabul etmekle doğru ilişkili olduğunu söylemek durumundayım. Allah zül’Celâl Hazretleri’nin elçilerini dost edinen insanlar; kimleri dost edineceğine, kimler ile yol yürüyeceğine, kimler ile hangi kararları alacağına, davranış şekillerinin nasıl olacağına, giyim kuşamın biçimine dikkat eden insanlardır. Kâfirleri kâfir, müşrikleri müşrik, münafıkları da münafık olarak belleyen her Müslüman; Müttakilerden başka bir insanın dost edinilemeyeceğini de çok iyi bilirler. Hatta yakınlarında yer alan insanların iman ile bezenmiş, Yüce Allah’ın rızasına ermiş, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetine ittiba eden insanlardan olmasını da isteyeceklerdir.

Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bir yaşam düzenlemek üzere muttakileri dost edinen insanlar, dünya serüvenini bu insanlar ile beraber yürüyeceklerdir. Bu dostluğun ahirette devam edeceğini de kabul ederler. Bu konu anlamaya çalıştığımız bu surenin ilerleyen ayetlerinde de karşımıza çıkacaktır: “O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.” (Zuhruf/67) Muttakilerin dostluğu hariş hiçbir dostluk ölümden sonra devam etmeyecektir. Müttakilerin arkadaşlığı dışında hiçbir arkadaşlık ölümden sonra sürmeyecektir. Yine müttakilerin korumaya çalıştıkları akrabalık dışında hiçbir akrabalık devam etmeyecektir. Bu dünyada Yüce Allah için birbirini sevenler ve Yüce Allah için birbirlerine destek olanların sevgileri ve muhabbetleri de kesintiye uğramayacaktır. Ahirete yönelik bir hedefi olmayan her çeşit arkadaşlık, dostluk ve akrabalık günün birinde düşmanlığa dönüşecektir.

Koskoca bir hayatı yanlış kişiler ile sürdürenler ölüm ile beraber pişmanlık duyacaklar ve yapacakları ilk iş kendilerine kızmak, ellerini ısırmak, dizlerini dövmek ve belki de bağırıp çağırmak olacaktır. Hiçbir kızgınlık, öfke ve pişmanlık fayda sağlamayacaktır. “Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran/22) Artık iş işten geçmiştir.

Helak’e doğru sürüklenenler arkadaşlarına kızacaklar, onlara bağırıp çağıracaklar. Suçu arkadaşlarının sırtına yüklemek için elinden geleni yapacaklar. Kendisini dinden, imandan ve her türlü ahlaki değerlerden uzaklaştıran insanlardan dünyada iken hiç tanışmamış olmayı, fersah fersah uzak kalmayı belki de bin kez dileyecekler.

Yüce Allah’a; kendisini günaha sevk eden, isyanı basitleştiren, fısk-u fucur konusunda yol ve yordam gösteren, bir şey olmaz günahı boynuma diyen ve bunun için de gerektiğinde maddi imkânlarını seferber eden samimi arkadaşlarına kat kat fazla ceza verilmesini isteyeceklerdir: “Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzap/67-68) Hatta azaptan yakasını kurtarmak için elinden ne geliyorsa sergilemeye gayret göstereceklerdir: “Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.” (Mearic/11-14) Ama iş işten geçmiş, dönüşü ve kurtuluşu mümkün olmayan bir ortama atılmıştır artık.

Dünya hayatında kendisine kimleri dost edineceğini bilemeyen insanlar, ahiret yurdunda bin pişman ve perperişan bir hal alacaklardır. Ancak duydukları pişmanlık ve içine düştükleri perişanlık, hissettikleri yalnızlık ve çaresizlik kendilerine zerre kadar bir fayda sağlamayacaktır.

“Arkadaş kurbanıyım.” sözlerini ne yazık ki bu dünyada çokça duyuyoruz. Ancak bu sözün daha feci olanını, daha beterini, daha can alıcısını, iç yakıcısını ahirette duyacağız. Eğer arkadaşlarımızı ve dostlarımızı Kur’an ve Sünnet çerçevesinde seçmeye çalışmadıysak çok daha kötü bir son ile karşılaşacağımız an meselesidir. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45) Bir Yahudiyi, bir Hristiyanı, bir Ateisti veya başka dinlere mensup bir insanı dost edinen kişilerin sonu ya Yahudileşecek ya Hristiyanlaşacak ya Ateistler gibi inanacak ya da farklı bir dine mensup olacaktır.

İnsanlar dost edindiği insanların davranışlarını tasvip etmeye, yaptıklarını taklit etmeye, ileri sürdükleri fikirleri Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirmediği müddetçe değişime uğrarlar. Kimleri, niçin dost edinmesi gerektiğini tam anlamıyla bilemeyen insanlar ya şeytanları dost edinecekler ya da şeytanlaşmış insanları dost olarak kabul edeceklerdir. Ancak bu durum hiçbir şekilde hayra alamet, kurtuluşa vesile olmayacaktır.

Kötü arkadaşlar, ateşi gördüklerinde birbirleri ile adeta savaşa tutuşacaklar, birbirlerini suçlamaya ve ayıplamaya başlayacaklardır. Birbirlerini kötülemeye çalışan bu kişilerin hiçbiri masum değildir.

Yeryüzünde hiç kimse bir başkasını zorla kötülük işlemeye, haramı tattırmaya, şirke, küfre ve nifaka sevk etmeye gücü yetmez. Kim hangi yolda yürümüşse isteyerek ve tasarlayarak yürümüştür. Arkadaş, arkadaşı içinde yaşadığı ortama sadece davet eder. Kişi yapmak isterse arkadaşın davetine icabet eder ve haramların alenen işlenen ortamlara dalar. Yine kimi arkadaş da çevresindeki insanları Yüce Allah’ın yoluna, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine davet eder, kişi isterse bu davete icabet eder ve yaşamını bu minvalde düzenler. Bu davetlere icabet, kişilerin hür iradeleriyle gerçekleşmektedir ve şekillenmektedir. Baskı ve zorlama söz konusu değildir. Zorla Müslüman olunmadığı gibi zorla dünden de çıkılmaz.

İsteyen istediği insanları dost ve arkadaş olarak edinebilir ve beraber haramlara dalabilirler. Eğer bir arkadaş diğer arkadaşını güç kullanarak veya zorlayarak bir günaha sevk edebiliyor olsaydı bunu evvela şeytan yapardı. Ayetlerden öğrendiklerimize göre şeytan, ihlaslı insanlara çağrı yapmaktan, kulaklarına fısıldamaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktur elinde: “İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.” (Hicr/39-40) Eğer şeytan veya şeytanlaşmış insanlar istedikleri insana istedikleri kötülüğü işletebilme salahiyetine sahip olmuş olsalardı imtihan söz konusu olmaz, günah işleyen insanlar masum olarak kabul edilmeleri zorunlu bir hal alırdı. Sonucuna katlanmak için her insan, arkadaş edindiği insanı; isteyerek, severek ve güle oynaya dost edinmiştir.

Mesela alenen haramları işleyen bir insan; alenen haram işleyen başka bir insanı haramları alenen işlediği için dost edinmiş ve beraber bu haramların alenen işlendiği ortamlara dâhil olmuşlardır. Yeri geldiğinde haramları alenen işlemek için de işbirliği bile yapmaktan geri durmamışlardır. Ya da ibadetlerini yerine getiren insanlar ibadetlere bağlı diğer insanları isteyerek dost edinmektedirler. Beraber ibadetlerini ifa etmeye, Yüce Allah’a kul, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ümmet olmaya, cami cami dolaşmaya başlayacaklardır. Nasıl ki ibadetlerini aksatmayan her insan alenen haramlara dalan diğer insanlardan uzak durmaya çalışıyorsa, haramlara alenen dalan insanlar da ibadetlerini kaçırmamaya özen gösteren insanlardan uzak durmaya çalışacaklardır. Birbirine zıt iki dünyanın farklı insanları yürüdükleri yol, ifa ettikleri ibadetler, arzuladıkları haramlar, sahip oldukları düşünceler ve içinde oyalandıkları ortamlar aynı olmayacaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18) Her insan yürümek istediği yolda özgür bir şekilde yürür ve o yolda yürürken yanında bulduğu insanlar ile beraber bir hayat devşirmeye çalışır. Allah-u Teâla’nın rızası doğrultusunda şekillenmeyen her çeşit dostluk ve arkadaşlık; ölümlerinden sonra birbirlerinden şikâyetçi olmaya evrilecektir. Yaptıkları bu şikâyetlerin hiçbir haklı gerekçesi de olmayacaktır.

Birbirlerine kötülüğü ve fuhşiyatı emreden veya tavsiye eden arkadaşlar, dünyada iken aralarında doğular ile batılar kadar bir mesafenin bulunmasını, hiç karşılaşmamış, hiç tanışmamış, beraber hiç yol yürümemiş olmalarını isteyeceklerdir. Bunu dile getirmelerinin asıl sebebinin kendilerinin masum olduğunu ispatlamaya yönelik bir çabadır. Aralarında kocaman bir mesafenin bulunmasını istemekle aslında bu arkadaş olmasaydı içki masasına hiç gitmeyeceğini, hırsızlığa ve arsızlığa hiç bulaşmayacağını, isyana asla kalkışmayacağını, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı hasmâne duygular beslemeyeceğini, ibadetleri basite indirmeyeceğini dile getirmek istiyordur.

Halbûki içki içmek isteyen kişiler, içki içen arkadaşlara takılırlar. Faiz yapmak isteyen kişiler faiz ile iş gören arkadaşlar ile aynı yolda yürürler. Kumar oynamak, fuhuş işlemek, ahlaksız işler ile gününü doldurmak isteyen insanlar, bu fiilleri yaşamın olmazsa olmazı olarak kabul eden kişilerin gölgesine sığındılar. Kişi tek başına bazı kötü ortamlara giremiyordu. Güç ve kuvvet olmak, beraber hareket etmek, rahatça davranmak için söz konusu kişileri arkadaş edindi ve gölgesinde yürümeye çalıştı.

Bu konuyu şöyle de örneklendirebiliriz. Arkadaş edindiği kişinin temiz biri olmadığını bildiği halde niye arkadaş olmaya devam etti, niye zamanının çoğunu beraber tüketti, niye her türlü davranışı beraber sergiledi, niye yanlışa destek verdi? Demek ki içki içmek, kumar oynamak, faizli alışverişleri sürdürmek, ahlaksızlığı bir yaşam felsefesi olarak kabul etmek kendisinin de hoşuna gidiyordu.

İbadetlerine bağlı bir yaşam sürdüren ve haramlara dalmaktan tiksinen başka bir arkadaş ile niye dost olmak, beraber yürümek istemedi ki? Çünkü ibadetlere bağlı bir arkadaşla beraber yol yürüdüğünde namaz kılacak, yalandan ve dalavereden uzak duracak, İslam’ın öngördüğü ahlaki değerler ile bağdaşmayan fiiller sergileyemeyecekti. Bu kişi aynı zamanda oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, Kur’an’a ve Sünnet’e göre bir yaşam sürdürmek gibi bir niyete de sahip değildi. Aralarında ortak bir nokta bulamayınca bu kişi ile arkadaşlığını terk etti ama öbür kişi ile arkadaşlığına da yatırım yaptı.

Şunu bir kez daha dile getirmek istiyorum ki; kim, kiminle dost olmuş ise isteyerek dost olmuştur. Kim, kiminle düşman kesilmişse isteyerek düşman kesilmiştir. Şeytan ile gerçekleşen dostluğu veya düşmanlığı da bu minvalde değerlendirmemiz son derece önemlidir, gereklidir ve yerindedir.

Hayatımızın geriye kalan kısmına dönüp baktığımızda sevmediğimiz, takdir etmediğimiz ve beraber yürümeye ayak uyduramadığımız nice arkadaşlarımız olmuştur. Ve yine yıllardır severek ve isteyerek birlikte yol aldığımız, nice işler kopardığımız arkadaşlarımız var. Kimi insan ile arkadaşlığımızı niye terk ettik, kimi insanla sürdürmeye çalıştığımız arkadaşlarımız ile de niye hala aynı yolda aynı minvalde ve aynı adımlar ile devam ediyoruz?

Terk ettiğimiz veya kendilerine sırt döndüğümüz insanlardan, huyunu ve suyunu sevmediğimiz için terk ettiğimizi söylemek yanlış olmasa gerek. Yeni edindiğimiz dostlukları ve düşmanlıkları da bu minvalde bir değerlendirmeye tabi tutmamız son derece yerinde olacaktır. Demek ki istediğimiz kişi ile istediğimiz bir zamanda arkadaşlığımıza son verebildiğimiz gibi istediğimiz kişi ile istediğimiz zamanda ve istediğimiz şekilde arkadaş da olabiliyoruz. Bu tamamıyla bizim inisiyatifimizde olan hür irademiz ile gerçekleşen bir durumdur. Hür irade ile gerçekleşen her şeyin bir hesabı olacaktır.

Ahiret yurdunda bedbaht olmamak, cehenneme düşmemek için beraber yürüdüğümüz insanların kimler olduğuna, ne işler ile meşgul olduklarına son derece dikkat etmemiz gerekmektedir. Yoksa günün birinde kendilerinden fersah fersah uzak olmayı isteyeceğiz. Kendisinden uzak durmayı dileyeceğimiz insanlardan şimdiden uzak durmamız bizim için son derece kurtarıcı bir unsur olacaktır.

Arkadaşlığı eskimeyecek ve nihayete ermeyecek insanları kendimize dost edinelim ki pişmanlık duymayalım. Peki, dostluğu son bulmayacak bu arkadaşlar kim? Nasıl bileceğiz, neye göre belirleyeceğiz?

Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın.” (Buhâri, Büyû 38; Zebaih 31; Müslim, Birr 146) Yine bu konu ile alakalı olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)

Arkadaş edinme konusunda dikkat edeceğimiz, ileri süreceğimiz, olmazsa olmaz diyeceğimiz yegane husus Kur’an ve Sünnet olmalıdır. Kim Kur’an ve Sünnete uyuyorsa o kişiyi ahiret için bir dost, kim de Kur’an ve sünnetten yüz çeviriyorsa onu da ahirette kendisinden şikâyetçi olacağımız bir düşman olarak bilmemiz gerekmektedir. Dostlarımız ile bu dünyada tokalaşmaya, düşmanlarımız ile de bu dünyada aramıza mesafe koymaya gayret gösterdiğimiz oranda doğru yolda yürüdüğümüze inanabiliriz.

Unutmayalım, iyi veya kötü her arkadaş bizleri mutlak surette etkilerler. İyi insanlardan iyi huylar ve güzel davranışlar; kötü insanlardan da kötü huylar ve nahoş davranışlar ediniriz. Çevremizde iyi insanların olmasına dikkat etmemiz dünya imtihanını olması gereken vechiyle sonuçlandırmamız açısından son derece önemli bir konudur.

Unutmayalım! Bize Kur’an okuyan ve sünneti aşılamaya çalışan, ibadetlere sarılan, haramlardan içtinap eden insanları kendimize dost edindiğimiz vakit bu dostluğumuz ahirete de devam edecektir.

 

DİĞER YAZILARI Dine değerlere düşman olarak yetişen bu nesil yurt dışından mı ithal edildiler? 01-01-1970 03:00 Dünden bugüne ne cennete giden yol değişti ne de cehenneme düşüren yol değişti 01-01-1970 03:00 Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası 01-01-1970 03:00 Zuhruf Suresi 37. Ayet 01-01-1970 03:00 Zuhruf Suresi 24. Ayeti 01-01-1970 03:00 Zuhruf Suresi 15. Ayeti 01-01-1970 03:00 Müslüman Ahlaklıdır 01-01-1970 03:00 Zuhruf Suresi'ne Başlarken 01-01-1970 03:00 İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur 01-01-1970 03:00 ABD-İsrail Ve İran Savaşı 01-01-1970 03:00 Ramazan’a Elveda 01-01-1970 03:00 İsrail-ABD, İran Ve Biz 01-01-1970 03:00 Rü’yet-i Hilal Meselesi Ve Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız! 01-01-1970 03:00 Rol Modellerimz (!) 01-01-1970 03:00 İyi İnsan, Kötü İnsan 01-01-1970 03:00 İnsanlarımız Ve İslam 01-01-1970 03:00 Cahiliye Düzeni 01-01-1970 03:00 Faizli banka aracılığıyla maaşımı almak istemiyorum! 01-01-1970 03:00 Kur’an’dan Birkaç Mesaj 01-01-1970 03:00 Ana Eksenimiz Ne? 01-01-1970 03:00 Gittikçe Bunalıma Batıyoruz 01-01-1970 03:00 Müslüman Ve Kâfir 01-01-1970 03:00 Güvenlik Gerekçesi 01-01-1970 03:00 İman Etmek veya Küfre Düşmek 01-01-1970 03:00 Sumud Filosu 01-01-1970 03:00 Haini Çok Olan Bir Coğrafyada Yaşıyoruz 01-01-1970 03:00 İslam Ve İnsan 01-01-1970 03:00 İbadetlerde Özgürlük, Haramlarda Tutsaklık 01-01-1970 03:00 Yasaklanan İslam’dır. 01-01-1970 03:00 Laik Ortam Ve Müslümanlar 01-01-1970 03:00 Gündem Gazze! 01-01-1970 03:00 Dua ve Savaş 01-01-1970 03:00 Yahudileşmek Ya Da Hamas Silah Bıraksın Demek 01-01-1970 03:00 İsrail’e Askeri Müdahale Şart 01-01-1970 03:00 Suriye Ve Durziler Meselesi 01-01-1970 03:00 Şaşkın İnsan 01-01-1970 03:00 Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 Müslümanlar Ve Kâfirler 01-01-1970 03:00 İsrail İran Savaşı 01-01-1970 03:00 Gazzeli Mücahitler Dünya Müslümanlarının Lokomotifi Oldular 01-01-1970 03:00 İşlevsel İslam 01-01-1970 03:00 Akıllı Olan Müslümandır Müslüman Olan Akıllıdır 01-01-1970 03:00 Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -2- 01-01-1970 03:00 Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -1- 01-01-1970 03:00 Adil Olmak Veya Zulmetmek 01-01-1970 03:00 İnsanların Hedefleri ve Başarıları 01-01-1970 03:00 Sûni Sınırlar Aşılmadan Gazze Kurtulamaz 01-01-1970 03:00 İslam’a Tabi Olmak 01-01-1970 03:00 Değişimi Iskalamak 01-01-1970 03:00 Si(s)temsel Bir Eleştiri 01-01-1970 03:00 İsimlendirmeleri Yeniden Yapalım 01-01-1970 03:00 Gündemi Değerlendirme Biçimi 01-01-1970 03:00 Bir Filistin Yazısı Daha 01-01-1970 03:00 Hesabı Da Unutmayın! 01-01-1970 03:00 Ardımızdan Ağlayanımız Olacak Mı? 01-01-1970 03:00 Kurtuluş Noktası 01-01-1970 03:00 GAZZE 01-01-1970 03:00 Takva Elbisesi Ve Tesettür 01-01-1970 03:00 Ayak Uyduramıyorum 01-01-1970 03:00 İslam ve Beşeri Sistemler 01-01-1970 03:00 Her İnsanın Bir Karnesi Vardır 01-01-1970 03:00 Gazze’de Ateşkes Uygulanmaya Başlandı 01-01-1970 03:00 Sünnettüllah 01-01-1970 03:00 Niyet -2- 01-01-1970 03:00 Niyet -1- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi -3- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi -2- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -3- 01-01-1970 03:00 Bir Oku Bin Düşün 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -2- 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -1- 01-01-1970 03:00 Biz, Bize Benzemek Zorundayız 01-01-1970 03:00 Bahaneleri Çok 01-01-1970 03:00 Kime Göre Neye Göre 01-01-1970 03:00 Şahidimiz Bedenimizdir 01-01-1970 03:00 Bir Ayetin Düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 7 Ekim El-Aksa Tufanı 01-01-1970 03:00 Cahiliye Dönemi Anatomisi 01-01-1970 03:00 Gazze ve Biz 01-01-1970 03:00 Sitem ve Sistem 01-01-1970 03:00 Yasin suresi 14. Ayetin düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -5- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -4- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -3- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -2- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -1- 01-01-1970 03:00 Şeriat’a Karşıyım 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -5- 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -4- 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -3- 01-01-1970 03:00 Filistin ve Biz 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -2- 01-01-1970 03:00 Bangladeş’te Kıyam 01-01-1970 03:00 İsmail Haniye 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -1- 01-01-1970 03:00 Elleri Kuruyasıcalar! 01-01-1970 03:00 Dileyen İnkar Eder Dileyen De İman Eder 01-01-1970 03:00 İlahlaşmak 01-01-1970 03:00 Yapacağınız Tercihlere Dikkat Edin 01-01-1970 03:00 Futbol En Büyük Afyondur 01-01-1970 03:00 7 Ekim Geç Kalınmış Bir Tarihtir 01-01-1970 03:00 Kültürel Emperyalizm 01-01-1970 03:00 Suçun Şahsiliği Esastır 01-01-1970 03:00 Hz. Aişe (r.ah.)’nin Yaşı 01-01-1970 03:00 İsteyenin İnandığı Bir Sistemden İsteyenin İnkâr Ettiği Bir Sisteme 01-01-1970 03:00 Aman ha! 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebi Bizleri Eğitmeye Devam Ediyor 01-01-1970 03:00 Arkası Gelmeyen Sorular 01-01-1970 03:00 Ah! Gazze ah! 01-01-1970 03:00 Serap Hakikat Değildir Hakikat Tektir, O Da Kur’an ve Sünnettir 01-01-1970 03:00 Doğruluk İspat Gerektirir 01-01-1970 03:00 Batı(L) Ülkeleri 01-01-1970 03:00 İman Hakikati 01-01-1970 03:00 Şehit Hasan Saklanan 01-01-1970 03:00 Filistin Okumaları 01-01-1970 03:00 Ne Dersiniz? 01-01-1970 03:00 Bitmeyen İmtihanımız Filistin 01-01-1970 03:00 Seçim Analizi 01-01-1970 03:00 Filistin Meselesinin Neresinde Duruyoruz 01-01-1970 03:00 Her İnsan Ölecek Yaştadır 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri -2- 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri 01-01-1970 03:00 Kime Göre Doğru, Kime Göre Yanlış 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -6- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -5- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -4- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -3- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -2- 01-01-1970 03:00 Ramazan Hoca’nın Şehadeti 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -1- 01-01-1970 03:00 Sorular Tek Bir Kitaptan Gelecek 01-01-1970 03:00 PUT -3- 01-01-1970 03:00 PUT -2- 01-01-1970 03:00 Put- 1- 01-01-1970 03:00 Vazgeçilmezler ve Dokunulmazlar 01-01-1970 03:00 Farklı Bir Bakış Açısı İle Filistin 01-01-1970 03:00 Evvet, oyun süperdi! 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -13- 01-01-1970 03:00 Filistin'i Konuşmak-12- 01-01-1970 03:00 Filistin'i Konuşmak -11- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -10 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -9- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -7- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -8- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -6- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak- 5- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak-4- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -3- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -2- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -1- 01-01-1970 03:00 İstişare 01-01-1970 03:00 Müminlerin Yapacakları, Yapmayacakları -3- 01-01-1970 03:00 Mü’minlerin Yapacakları, Yapmayacakları -2- 01-01-1970 03:00 Ne Yapalım, Ne Yapmayalım 1 01-01-1970 03:00 Bizler, bizlere ait olacağız Bizler, bize ait işler yapacağız 01-01-1970 03:00 Kötü Kokan Bataklık Kurutulmadan Güzel Kokan Gül Yetişmez 01-01-1970 03:00 İbadetlerin alternatifi var mıdır! 01-01-1970 03:00 Tüm bunları namazın mı emrediyor? 01-01-1970 03:00 İnsanoğlu bu… Huyum batsın. 01-01-1970 03:00 Hz. Ömer mi Dediniz 01-01-1970 03:00 Kendimizi Unutmayalım! 01-01-1970 03:00 Nasıl Bir Doğru! 01-01-1970 03:00 Siz Ne Dersiniz, Bilmem 01-01-1970 03:00 Aynanın Karşısındayım 01-01-1970 03:00
haber yazılımı