'Mucizeler bir kere start verdi mı bitmek bilmez.' (İbn-i Arabi)
2000-2005 üniversite seneleri . Vıcık vıcık ızdırap… Olağanüstü bir yalnızlık duygusu. Tatlı bir vehim… Aldatıcı ve ayartıcı bir melenkoli. Bir 'rüyada taaşşuk…' Müpheme ve bilinmeye karşı duyulan esrarlı özlem… Ve kitaplar dünyası. Reel dünyadan firar edip onların teskin edici daha doğrusu avutucu alemine sığınış… Doğa kıyıcı, insan kıyıcı, toplum kıyıcı. Kitaplar daha dost, daha munis, daha dürüst… Dostları, yazarlar, roman kahramanları ve şairler… Onlarla konuşur, onlarla hemhal olur, onlarla hemdem olur, onlarla hemdert olur… Her kitap masal dünyasından çıkıp ona konuk olmuş gibi sevimli, çekici ve ürperti verici… Hafızası 'kavram ve isim leşleri' dopdolu. Bir müzeden daha çok fazla bir antikacı dükkanı gibi… Aradığını kitaplarda bulabilmiş miydi? Belki evet belki hayır…
Muhtedilerin Makus Talihi
Çoğunlukla garip ve tuhaf bir talihi vardır mühtedilerin: Birincisi, anlaşılır gibi görünmek ve ama gerçekte hiç anlaşılmamak. İkincisi, İslamla olan ilişkilerini tasavvuf üzerinden kurmak. Yani İslam'ı tasavvuf üzerinden tanımak ve öylece benimsemek. Roger Garaudy, Rene Guenon (Abdülvahid Yahya), Necip Fazıl, Cemil Meriç, İsmet Özel. İhtida ettikleri dönemlerde bazı çevrelerce başlara taç edilir, kimi vakit 'kanaat önderi' kimi vakit 'biricik düşünce adamı' olarak göklere çıkarılır. Aradan belirli bir vakit geçer tekrar aynı çevreler sukuta kurban eder aynı kişileri. Her iki tutum da hata çünkü 'her şeyin ifrat ve tefriti zarardır.'
Roger Garaudy, Otuz senelik Marksist bir yaşamdan akabinde islamdaki sosyal adaletin muhteşemliği karşısında teslimi silah ederek kelime-i şehadeti getirdi. Yine de esas ilgisini çeken husus İslam tasavvufu oldu. Yaklaşık iki sene önce Hakk'a yürüdü, hayatta iken ölüme terkedilmişti esasen . Halbuki ilk ihtida ettiği dönemlerde kimi çevrelerce zamanın hakikat düşünürü olarak tavsif edilmişti.
Rene Guenon, 'Yatay ve Dikey Boyutların Sembolizmi' isimli eserinde Hint mistiğine rağmen İslam tasavvufunu müdafaa eder. Onun karşısına İslam tasavvufunu yerleştirmeye çalışır. Ve ihtida etmesinde en çok büyük hisse hiç kuşkusuz ki tasavvufa ilişkin .
Necip Fazıl, Yedi Güzel Adam'ın en güzeli, tamamının üstadı ve piri, yanlız başına koca bir neslin edebi ve kültürel yükünü taşıyan bir sima. Bizim cenahta başta Sezai Karakoç olmak üzere eli kalem tutan her kabiliyetin arkasında onun emeği var. Dostoyevski bir konuşmasında 'Hepimiz Gogol'un paltosunun altından çıktık' der. Bizimkilerin hepsi de Necip Fazıl'ın 'Büyük Doğu'sunun altından çıktı dersek hata olmaz. Bohem ve karanlık bir hayattan akabinde 'Tanrı Kulu' ile karşılaşır ve bu karşılaşma hayatının dönüm noktası olur. Bizim camia tarafından yıllarca 'sultanu şuara', olarak takdir ve tebcil edilen üstat, hayatının son dönemlerini üzgün ve kırgın olarak geçirdi. Kendi yalnızlığına çekildi. Daha doğrusu kendi yalnızlığına çekilmek mecburiyetinde bırakıldı. Necip Fazıl'ın sadık bir tasavvuf savunucusu olduğu izahtan vareste. İhtida etmesinde en çok büyük hisse daha doğrusu tek hisse tasavvufun. Hatta üstat, tasavvufa olan bu aşırı muhabbetinden binaen Seyyid Kutup ve Mevdudi gibi bazı simalara haksız ithamlarda bulunabilmiş.(Mesela Mevdudi'ye Merdudi demesi)
Cemil Meriç, seccadesi olmayan, İslam, Kur'an nedir bilmeyen seküler bir ortamda büyüdü. Hayatı, kendi ifadesiyle ' hakikat bir trajedi', ne sola yaranabildi ne sağa. 'Hindi yazdım sağ dediler, Saint Simon'u yazdım sol dediler.' Ne sağ ne sol ikisi de hakikat anlamda benimsemedi onu. Ölünceye kadar arada, araf'ta kaldı. Fildişi kulesine çekildi. Daha doğrusu fildişi kulesine çekilmek mecburiyetinde bırakıldı. Meriç klasik anlamda bir tasavvuf muhibbi değildi belki fakat tasavvufa olan meylini, sevgisini ve eğilimini, aylarını, yıllarını hatta rüyalarını Hint'de gömmekle telafi etmeye çalışır. Daha oryantal, daha uzak bir tasavvufu tercih eder üstat. 'O kitaba harf harf hayatımı işledim. Dört yılım sayfa oldu. Hint rüyalarımla, hicranlarımla benim. Benim türbem. Bugün ziyaretçisi yok bu türbenin. Yarın olacak mı?'(Jurnal, I) Maalesef gün içerisinde de ziyaretçisi çok fazla az.
İsmet Özel, bu mühtediler içinde en belirsizi, en müphem olanı o. İslami cenahın demek oluyor ki bizim en can alıcı sabitelerde dahi paradigma değişikliğine doğru gitmesi demek oluyor ki cepheyi terk etmesi asil tabiatlı şair ruhu tarafından affedilmesi imkansız bir hata olarak algılandı ve derin bir hayal kırıklığı içinde bocalamaya start verdi . Halbuki ilk dönemler hiçte hak etmediği halde 'müceddit' gibi bir paye biçilmişti kendisine. Ama akabinde o da manalı bir sukuta kurban gitti. Ve şimdiki trajik konumu erbabının malumu. İsmet'in İslam ile müşerref olmasında tasavvufun payı var mıdır? Kesin bir şey söylemek olanaksız. Ama son dönemlerde gelmekde olduğu yer itibariyle İslam ile kurduğu ilişkinin pek sıhhatli, sahih ve sağlıklı olmadığı söylenebilir. İsterseniz üstat Meriç'i dinleyelim: '…Sol, Nazım'a rakip diye alkışladığı Eskişehir'in bu kabiliyetli delikanlısını çoktan unuttu. Sağ hiçbir vakit benimsemedi onu.' Esasen Meriç, İsmet için bunları söylerken, belki de farkından olmayarak, kendi makus talihini de ele veriyordu.
Cinnetten Hidayete Doğru Ayşe Şasa
Ve çağdaş bir dervişe olan Ayşe Şasa… Önce meşhurlar konuşsun:
Yazarın etkisi samimiyetinde. Bu samimiyet, yer yer müspet anlamda safiyete dönüşüyor. Bunca yıldır göğüs gerdiği hayatın ağır yüküne dayanmaktan oluşan bir temizlik, bir hayret. Günümüz entelektüel yaşamında az rastlanır bir meziyet. (M. Kutlu)
Sadelikle derûnîliğin medcezirini an be ân aşkla ve vecdle yaşamını sürdüren , her an, hiç durmadan gürül gürül akan bir gerçek ırmağı, her dâim gerçek bahçesinden taptaze yemişler devşiren, devşirdiği yemişleri etrafındakilere 'çocuksu asil bir ruh'la sunan bir derviş. (Y.Kaplan)
Ayşe Hanım bir bayrak isimdir, gençlerimizin örnek alması, yolundan yürümesi lazım gelen insanlardan biridir. Gerek duruşu ve hissiyatı, gerekse de ruh dünyasıyla hakikat bir münevverdir (İ.Pala)
Ayşe Şasa'yla diğer bütün mühtedilerde olduğu gibi yukarıda bahsi önceki üniversite senelerinde tanıştım. Şizofrenik nöbetler halinde yaşanan hezeyanlar. Çok sancılı, netameli ve bir kadar da bereketli bir hayat. Son nefese kadar ateist olarak kalmayı tercih eden Kemal Tahir'in beraberinde önceki on yıllar. Ruh sıkıntısı ve ruh burkuntusu neticesi teneffüs amacıyla mutlak'ı arayış. Başta İsmet Özel ve Mustafa Kutlu olmak üzere İslami camiadan nice zevat ile görüşme. Uzun soluklu derin okumalar, İbn-i Arabi ile tanışma şifa bulup hidayet şerbetini içme, nihayet yaşamını sürdüren bir mürşid-i kamile intisap etme ve ezeli sükun ve itminana erme. Cinnetten imana sıçrayışın hazin öyküsü.
Ayşe Şasa'da muhtediler için saydığımız birinci madde tümünün hükümsüz demek oluyor ki ölümüne kadar muhafazakar camia tarafından sevilmiş, sayılmış, himaye edilmiş ve kendisinden istifade edilmiş bir saygın bir kişilik. Yalnızlığa itilmedi, en yalnız olduğu zamanlarda dahi yardımına koşuldu. Hem hata anlaşılmadı hem de hata anlaşılmaya mahal verecek ve hayranlarını zor duruma sokacak bir tavır içine girmedi. Ölümüne kadar net, sade, belirgin ve belli bir duruş ortaya koydu. Bunlar onun mümeyyiz vasıfları. Tüm bu üstün meziyetleri o engin tevazusuna borçluydu bekli de. İkinci madde demek oluyor ki tasavvuf tesiri Necip Fazıl'da olduğu gibi maksimum bir seviyede. Hatta ihtida etmesinde tekrar Necip Fazıl da olduğu gibi en çok büyük hisse tasavvufa ilişkin . Birlikte okuyalım:
Tarih ve sosyoloji ölüm ve ötesi hakkında haber verebilir mi? Tüm ölçülerimi kaybedip, mahzun ve perişan oturduğum; bütün bildiklerimden şüpheye düştüğüm ve hiçbirinden yardım alamadığım bir gün. Tarih ve sosyoloji bana hiç yardımcı olmuyor. Toplum beni kaldırıp bir kenara atmış. Marksizm'in hiç gündeminde olmayan bir durumla karşı karşıyayım. İşte o sırada Hz. İbn-i Arabi'nin kitabını (Füsus-ul Hikem) açıyorum. Kitapta gözüme çarpan ilk ibarelerden biri o güzel hadis-i kudsi. Hazret naklediyor Allahtan: 'Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim.' (Kenz hadisi) Bu bir davet. Allah bizi kendisini bilmeye çağırıyordu. Birdenbire kalbim aşka azaldı . Bomboş olan kalbimde bir aşk peydah oldu. (Delilik Ülkesinden notlar, 153)
Geçmişe doğru yolculuk
Ne anlamlı satırlar değil mi? Şasa'nın ihtida öyküsünün en dikkate değer olan tarafı burası bence. Tarih boyunca bazı Müslüman kesimlerce itilen, askıya alınan ve kimi vakit alay konusu gercekleşen tasavvuf ve onun gözde bir temsilcisi (İbn-i Arabi) çağdaş ve modern dönemlerde materyalizm dehlizleri içinde kaybolan şakın ve bahtsız bir insan rehber olup onun hidayetle buluşmasına vesile oluyor. Yani bazı çevrelerce şeyhi ekfer olarak tesmiye edilen bir zatın kitabı kendisinden yüzyıllar akabinde gelen uyanık ve sancılı zekaların hidayet pınarı oluyor. Burası üzerinde ehemmiyetle durulması lazım gelen hayati bir husus. Yalnızca bu husus değil çağdaş dönemdeki bütün entelektüel ihtida hareketlerinin altında tasavvufun var olması bir rastlantı olmasa ihtiyaç . Bahusus modern zamanlarda tasavvufa karşı olumsuz bir tutum içerisinde mevcut bulunan bazı intelijansiya'nın bu husus üzerinde daha bir dikkat ve teenniyle eğilmesi ve önyargılarını gözden geçirmiş olması lazım geliyor . Anlaşılan ateizm ile sufizm arasında görünmeyen ince çizgi var.
Okumaya devam ediyoruz: Hayatımın ilk yarısı bir büyük endişe filmi gibi geçti… Varoluşuna sahih bir sebep bulamayan insan; bilsin yahut bilmesin büyük endişe , endişe ve vehim içindedir… Ben bu marazi hali, bir imtihandan geçiyor gibi ve en ağır derecelerde yaşadım… Allah hepimizi ve özellikle genç nesilleri böylesi azaplardan esirgesin! …Elhamdülillah şimdi şu eski koltuklarda oturuyorum ve gücümün yettiğince tefekkür ediyorum. Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu benim geçmişe doğru yolculuğum, geçmişe dönük hayalim. (Bir Ruh Macerası)
Son olarak Ayşe Şasa'ya Allah'tan rahmet dilerken iki mühim eseri 'Bir ermişin yaşamını ifade eden ipek kanatlı sayfalar' olan 'Delilik Ülkesinden Notlar', ile 'Bir Ruh Macerasını' bulup okumanızı hararetle tavsiye ederim.
ÇAĞDAŞ BİR DERVİŞE: AYŞE ŞASA
Ayşe Şasa'da diğer muhtediler için saydığımız birinci madde tümünün hükümsüz demek oluyor ki ölümüne kadar muhafazakar camia tarafından sevilmiş, sayılmış, himaye edilmiş ve kendisinden istifade edilmiş bir saygın bir kişilik. Yalnızlığa itilmedi, en yalnız olduğu zamanlarda dahi yardımına koşuldu. Hem hata anlaşılmadı hem de hata anlaşılmaya mahal verecek ve hayranlarını zor duruma sokacak bir tavır içine girmedi. Ölümüne kadar net, sade, belirgin ve belli bir duruş ortaya koydu.
admin


















































































































































































































