İnsan bazen kelimelerle anlatamadığı yükler taşır. İçinde biriken kırgınlıkları, sessizce yüreğine gömer. Kimi zaman yaptığı iyilikler görülmez, verdiği emekler fark edilmez, taşıdığı sorumluluklar anlaşılmaz. En çok da samimiyetinin sorgulandığı zamanlarda yorulur insan. Çünkü yanlış anlaşılmak, bazen yapılan bütün fedakârlıklardan daha ağır gelir. İşte böyle zamanlarda insanın ihtiyacı olan şey, kendisini anlayacak yeni insanlar değil; kendisini zaten bilen Rabb’ini yeniden hatırlamaktır. Çünkü kulun en büyük tesellisi, her hâlini bilen bir Rabb’inin olmasıdır. Yorulunca, kırılınca ya da anlaşılmayınca gökyüzüne bakıp “Sen biliyorsun.” demek kadar büyük bir hafiflik yoktur. Rabb’inin şahitliği her şeye yeter bedeldir.
Gökyüzü, insanın başını kaldırmasını öğreten en büyük mekteplerden biridir. Yeryüzünün karmaşası içinde bunalan insan, gözlerini semaya çevirdiğinde başka bir âlemin kapısı aralanır. Sonsuzluk hissi kalbe dokunur. İnsan, kendi sıkıntılarının büyüklüğünü değil; Allah’ın kudretinin büyüklüğünü düşünmeye başlar. Bulutların sessiz yürüyüşü, yıldızların ahengi, güneşin her gün yeniden doğuşu kula şunu fısıldar: Bu kâinatı böylesine kusursuz yöneten Allah, senin hâlinden habersiz olabilir mi? Bir yaprağın düşüşünü bilen, bir karıncanın rızkını veren, denizlerin dibindeki canlıları gözeten Allah, kulunun kalbindeki fırtınaları elbette bilmektedir.



















































































































































































































