Fahrettin Altun tarafından kaleme alınan çalışma, Kısakürek’in modernleşme eleştirilerinin Cumhuriyet rejimine karşı geliştirilen karşıt-söylemin temelini nasıl oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Necip Fazıl Kısakürek, çağdaş Türk düşüncesine ve siyasetine yaptığı etkilerle, muhafazakâr kesimlerin ve siyasetçilerin “yakın tarih” algısını şekillendiren en önemli figürlerin başında geliyor. Türkiye’nin modernleşme tarihine getirdiği sert eleştirilerle dikkat çeken Kısakürek, sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda Cumhuriyet’le kurulan siyasal rejimi “hizaya çekmeye” çalışan bir ideolog olarak öne çıkıyor.
Bir Entelektüel Olarak "Yasa Koyucu"
Elisabeth Özdalga’nın tespitine göre Kısakürek’in mesajının çekiciliği; varoluşsal krizini İslâmî bir söylemle aşması, İslâmî değerlere dayalı ulusal kimlik inşası ve iktidara karşı bitmek bilmeyen muhalif aktivist tavrından kaynaklanıyor. 1939’da “Ben Buyum” diyerek kendi manifestosunu ilan eden Kısakürek, hakikatin tekelini elinde tuttuğuna inanan “yasa koyucu” aydın profiliyle, evrensel doğrulara sahip olduğunu iddia eden bir yargıç rolünü üstleniyor.
Cumhuriyet'in Ulusal Tarih İnşası ve "Kurucu Öteki"
Kısakürek’in muhalefetinin merkezinde, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin temelini oluşturan “ulusal tarih inşası” yer alıyor. Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı geçmişini kendi varlığının “kurucu ötekisi” olarak tanımlayıp, yerine İslâm öncesi “şanlı Türk tarihini” ikame ederken; Kısakürek bu kurguyu geçersiz kılmaya çalışıyor. Kısakürek’e göre bu süreç, Türkiye’nin İslâmî köklerinden koparılması ve Batı’nın taklit edilmesinden başka bir şey değil.
Tarihin Motoru: "Ruh" ve "Madde" Çatışması
Kısakürek, tarihi akademik bir çalışma nesnesi olarak değil, “madde” ve “ruh”un savaştığı bir arena olarak görüyor. Ona göre:
• Düşüşün Başlangıcı: Türklerin 16. yüzyıldan itibaren özlerinden uzaklaşmaya başlamasıyla gerileme süreci hızlandı.
• Ulu Hakan Abdülhamid: II. Abdülhamid’i, Osmanlı’nın çöküşünü büyük bir hünerle geciktiren dindar bir deha olarak görüyor.
• Tanzimat ve Meşrutiyet: Bu dönemleri, Batı hayranlığı ve İslâm’ın toplumsal hayattan tasfiye edildiği süreçler olarak nitelendiriyor.
"İskelete Kan Verme" Politikası
Cumhuriyet dönemini, İslâm’ın “ruh kökünden” arındırılması olarak gören Kısakürek, özellikle harf ve dil devrimini bu tasfiyenin en stratejik adımı sayıyor. Ona göre Cumhuriyet, daha önceki “ölüye makyaj yapma” hamlelerinin yerine geçen ve sadece iskelete kan vermeye çalışan başarısız bir modernleşme projesidir.
Menderes ve Demokrat Parti Eleştirisi
Kısakürek’in tarih okumasında Demokrat Parti dönemi de eleştiriden nasibini alıyor. Menderes’i, köklü bir ideolojik dönüşüm gerçekleştiremediği, CHP’nin statükosunu yıkamadığı ve hürriyet kavramlarını fikirleştiremediği için “boyuna gaflet devresi” ile suçluyor. 1960 ihtilali sonrası ise CHP’yi “komünizme destek vermekle” suçlayarak, Kemalizm eleştirisini anti-komünist bir düzleme oturtuyor.
Alternatif Hafıza Arayışı
Sonuç olarak, Necip Fazıl Kısakürek’in alternatif hafıza inşası, aslında alternatif bir iktidar odağı kurma çabasından bağımsız değil. Siyah-beyaz kategoriler (hain-kahraman, ruh-madde) üzerinden kurguladığı tarih anlatısı, Türkiye’nin dindar toplum kesimlerinin modernleşme tarihine bakışını belirleyen en temel kaynaklardan biri olmaya devam ediyor. Kısakürek’in bu tasarımının uzun vadeli etkileri, Türkiye’nin entelektüel ve siyasal tarihinde tartışılmaya ve yeni çalışmalara konu olmaya devam edecektir.



















































































































































































































