Belgeselde, Adnan Oktar'ın örgütüne yönelik 1999'da gerçekleşen operasyon sonrasında, Adli Tıp Uzmanı Şebnem Korur Fincancı'nın örgüt üyelerine gözaltında işkence uygulandığına dair raporları hatırlatılarak örgütün güçlenmesinin sorumlusu olarak Fincancı gösterildi.
140journos’un "Adnan" belgeseliyle yeniden gündeme gelen tartışmada, Adli Tıp Uzmanı Şebnem Korur Fincancı’nın 1999 operasyonu sonrası örgüt üyeleri için hazırladığı raporlar hedefte.
Belgeselde eski örgüt üyeleri ve mağdur avukatları, Fincancı’nın yıllar sonra hazırladığı "işkence" raporlarının davanın zaman aşımına uğramasına ve örgütün güçlenmesine yol açtığı belirtiliyor.
Adnan Oktar suç örgütüne yönelik 1999 yılında yapılan operasyonun ardından yargılanan isimlerin, Şebnem Korur Fincancı’nın imzasını taşıyan tıbbi mütalaalar sayesinde cezadan kurtulduğu iddiası Türkiye gündemine oturdu.
Belgeselde konuşan eski örgüt üyesi Özkan Mamati, Fincancı’nın 2005 yılında hazırladığı "İşkence Atlası" kitabına, 1999’daki gözaltında işkence görmüş gibi gösterilen ve doğuştan fiziksel bozukluğu olan kişileri eklediğini öne sürdü. Mamati, "Bu kadın olmasa şu an bu örgüt olmayacaktı" diyerek ağır suçlamalarda bulundu.
İşkence suçunu kimse meşrulaştıramaz
Hakkındaki suçlamalara sosyal medya hesabı üzerinden yanıt veren Şebnem Korur Fincancı, işkencenin mutlak bir yasak olduğunu ve kimliğine bakılmaksızın belgelenmesi gerektiğini savundu.
Belgeseldeki iddiaları "hakikat dışı" olarak nitelendiren Fincancı, şu ifadeleri kullandı:
"İşkence görenin kim olduğu, ne yaptığı işkence suçunu meşrulaştıramaz. Düzenlediğim raporlar tıbbi bilgiye ve araştırmaya dayalı sonuçlardır. İstanbul Protokolü kılavuzluğunda hazırlanan bu belgeler, işkenceyi görünür kılmak içindir. Hakkımdaki karalama kampanyasıyla ilgili hukuki girişimlerde bulunacağım."
'Kanaat' raporları tartışma yarattı
Aydınlık’ın ulaştığı rapor detayları ise tartışmanın bilimsel boyutunu derinleştirdi.
Habere göre Fincancı, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında muayene ettiği örgüt üyeleri hakkında, 1999 yılına ait somut bir delil sunmadan "işkence kanaati" bildirdi.
Örneğin; 1999 yılında beş farklı hastaneden "darp izi yoktur" raporu alan Hasan Basri Güner için 2005 yılında "askıya asıldığına dair kanaat" içeren rapor hazırlandığı görüldü. Bir başka örnekte ise örgüt üyesi Halil Hilmi Müftüoğlu’nun 2006 yılında olduğu göz estetiği ameliyatı verileriyle, 1999’da işkence gördüğüne dair rapor düzenlendiği belirtildi.
Zaman aşımına giden süreç
Süreç, örgüt üyelerinin Fincancı imzalı bu "özel tıbbi mütalaaları" Yargıtay’a delil olarak sunmasıyla seyrini değiştirdi. Emniyet ifadelerinin işkence altında alındığını savunan sanıklar hakkındaki hükümler bozuldu. Yeniden başlayan yargılama süreci uzayarak neticede zaman aşımı nedeniyle düştü.
Belgeselde Fincancı'ya cevap hakkı için ulaşıldığı ancak kabul etmediği belirtilirdi.


















































































































































































































