BİLMEZLER KAHPELİĞİ
BİLMEZLER DAVALARIN ADINI ….
Donmuş,siyah beyaz bir fotoğraf karesinde rastladım ona.
Dilleri lal olmuş. Sevgiye susamış çorak topraklar gibi çatlamış avuçlarının içindeki acısıyla yürek yüreğe geldim bir anda.Koynunda sakladığı yasak bahçenin kızıl,ıslak mendili avuçlarında.Ayıpsız elleri.Kimliksiz adını söylerken çektiği mecburiyet sımsıkı kapalı dudaklarında.
Ama gözleri.Gözleri susmuyor.
Bakışları !
Ne derin bakışları vardı.Söylenmemiş sözleri.Diyemedikleri.İçini burkan acının çaresiz bakışları.Anlatmaya kelimelerin kifayetsiz kalacağını bildiğim ,bir derin acıydı bakışları.
Bakışları kaçak !
Firari yıldızının ardı sıra sonsuzlukta kayan ,bir ömrün üzerine sıvanmış balçığı temizlemeye yemin etmiş bir yüreğin,yakıcı acısını haykıran bakışları.Yüreğinin çığlık çığlığa acısı donmuş göz pınarlarında.
Sımsıkı kapalı dudakları !
Sımsıkı hüznü,ilk gün ki sıcaklığında.Bir salıverse ,çığlığı Zülfikarın kılıcı misali biçecek ortalığı.Süzme acıları, kilitlenip kalmış iki dudağının arasında.Yarım Asırlık bitmez çilesi,kırlaşmış saç tellerinde sallanan kurutulmuş bahar dalları gibi.
Ömrünün baharları bir” Eylül Sabahı”kışa dönmüş,döndürülmüş bir ANA ! Berfo Ana.
Bir ömür,bir Oğul Özleminin ayakta tuttuğu bir Ana.
Analar bilmezler savaşı.
Bilmezler kahpeliği.
Bilmezler davaların adını.
Analar bir tek , bir ömür yürek dağlayan acıları bilir.Ben bilmem sen bilmezsin bir tek onlar bilir.Berfo Analar,Elif Analar,Kentli Analar bilir,Köylü Analar,Dağ çalılarının göz çukurlarını kanattığı Dağ Köylü Analar bilir.
Bir gece ansızın gökyüzü kırmızıya döner.Bir yıldız kayar sonsuzluğa.Bir yangın başlar sonrasında.Ateş diyor Atalar sözü,Ateş düştüğü yeri dağlar.Anaların çiğerini.
Acı değişmez.Ağırdır işte.Ha dağın ardına düşmüş yangının ateşi ha berisine.
Şairin sözü ,üzerine tuz basıyor ardı sıra ,Atalar sözünden Anaların ortak hüznüne.
Kimse bilmez be canım,
Bir yara bir ömrü nasıl kanatır.
Onlar susuyor. Bir tek onlar çığlık çığlığa susuyor.Oysa en çok onların sesi çıkmalı.Doğurdukları canlar gidiyor.Ağıtların katran karası buğusunda,evlatlarını ‘ecelsiz’kara toprağın bağrına kendi elleriyle bırakıyorlar.Ya da Berfo Ana gibi bir ömrü bir umuda bağlayıp ,iki soğuk mezar taşını aramakla ömür bitiriyorlar.
Bir Ana düşünün ki ;Evladının dirisine değil kemiklerineydi özlemi.
Tüm Evrene ! tüm insanlığa bir de vasiyet bırakmıştı .Tıpkı Hamlet’in ölürken Horatio’a bıraktığı gibi:
Eğer bir parça yer vermişsen bana kalbinde
Biraz da olsa üzülecekseniz ardımdan,
Bu acımasız evrende söyle iç geçirerek
Anlat hikayemi…
Anlat hikayemi insanoğluna !
Beni çocuğumun kemikleri bulunmadan defnetmeyin ! diye vasiyeti vardı Berfo Ananın.
O öldü.O defnedildi.
Kemikler bulunamadı.
Hayatın anlamı neyle ölçülür ki ? Yaşla mı ? Yaşanmışlıklarla mı ?
O yaşadı , yaşanmışlıklarının yüreğinde fırtınalar koparan hüznüyle yaşadı.
Özlemle yaşadı.
Bir gün döner evladı,çıka gelir umuduyla yaşadı.
Otuz yıl.Tam otuz yıl evine sıva yaptırmadı.Tek çivi çaktırmadı.
Ola ki bir gün oğlu dönerde evi tanıyamaz diye.
Herkes göçtü köyden.O göçmedi.Terk etmedi yaşanmışlıklarını.
Bir başına ,bahçe duvarının tel örgüleri ötesinde kaybettiği evladının ayak izlerini aradı.
Evde kimse yokken ,evden çıkıyorsa kapıyı kilitlemedi.Oğlu dönerse kapıda kalmasın diye.
Yatağında döndü durdu uykusuz ,uzun kış gecelerinde.Hayallerini, kırgınlıklarını bir Sağına ! bir Soluna! yıktı.Acısını en çok gecenin zifiri karanlıklarında bir başına yaşadı.Onunla aynı kaderi paylaşan tüm Analar gibi.Karanlığın terli yalnızlığında tek başına gök yüzüyle hesaplaştı.Yerin yedi kat dibine gömülen düşleri ve Adalet ışığını söndürenlerle hesaplaştı:
Ben buradayım siz neredesiniz !
Evren sustu ! Dünya sustu ! İnsanlık sustu !
Bir tek bir Ananın acı türküsü yükseldi yeryüzünden kıpkızıl göklere.
Berfo Ana ve aynı acıyı çeken tüm Analar için.
Sen uzaklarda ağlayansın,
Sen acı türkü söyleyensin
Sen oğla yanansın !
Bir insan hayatında kaç kez ölür ki ?
Bu analar her gün tekrar tekrar öldü !
Değişime uğramaz yaraların acısı.Batı yakasının tuzlu suyu gider Doğu yakasının yarasına merhem diye bastırılır.Oysa suya karışan merhem kara merhemdir.Hem gittiği yeri hem gerisin geri akar kaynağını zehirler.Ama çekilen acı aynı acıdır.
Şimdi benim de acıyor.
İnsan olan yerlerim çok acıyor.
Biz !diyorum;
Yeni baştan en baştan !
Biz yan yana yürümeye can cana yürümeye başlamalıyız !
Gelin canlar bir olalım
Yoksulun hakkını alalım
Kula kulluk bitsin artık
Bu keşmekeş bitsin artık…..
Gök yüzüne dalıp gidiyor gözlerim.Sırtım taş duvarlarda.Oysa gökyüzü hepimizin.Ebem kuşağı hepimizin.Solan ,parlayan renkler hepimizin.
İnsanca özlemlerim var.Ben diyorum.Ben, sen diye değil de ‘Biz’ diye başlamazsak ilkin söze, asla bitmez bu acı.Budandıkça kök salan sarmaşıkların mutsuzluğu,Kendi gövdesine diş geçirdikçe kanatan akbabaların leş kokusu,gergin yürüyüşlerin toprağa görülmeyen zulmü,Dikenler,duvarlar ardında yitip giden oğulların karanlıklarda kaybolan gölgeleri bitmez.
Bitmez Anaların yürek yakan ağıtları !
Her mevsim ölmek zordur ve kaybolmak sıcak bir Eylül sabahında……
Acının rengi yoktur herkes için aynı akar.Berfo Ana ve bu acıyı çeken tüm Analar için !
ANALAR BİLMEZLER SAVAŞI
BİLMEZLER KAHPELİĞİ BİLMEZLER DAVALARIN ADINI …
admin


















































































































































































































