Siyaset
Giriş Tarihi : 31-10-2013 09:16   Güncelleme : 31-10-2013 09:16

BAŞÖRTÜSÜNÜ YASAKLAYAN ANLAYIŞ İFLAS ETMİŞTİR

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türk Tarih Kurumu'nun Çırağan Sarayı'nda düzenlediği, "Türk Tarih Kurumu Şeref Üyeliği Töreni"nde konuştu.

BAŞÖRTÜSÜNÜ YASAKLAYAN ANLAYIŞ İFLAS ETMİŞTİR
Arınç, burada yaptığı konuşmada, şeref üyelerinin bilim kurulunun kararı, kurum başkanının teklifi ve yönetim kurulunun onayıyla seçildiğini belirterek, üyelerin Atatürk ve eserleri, Türk dili kültür ve tarihine yönelik bilim, kültür ve sanat alanındaki çalışmaları araştırmaları ve hizmetleriyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya yabancı uyruklu kişiler arasından seçildiğini söyledi.
 
Arınç, bugüne kadar yurt içinden 23, yurt dışından ise 39 tarihçinin Türk Tarih Kurumu şeref üyesi olmasına karar verildiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
 
"Türk Tarih Kurumu son yıllarda büyük bir değişim ve azimle yoluna devam etmektedir. Yayınladığı kitaplar, gerçekleştirdiği sempozyumlar, seminerler, belgesel çalışmaları ve dil kurslarıyla hem ülkemizde hem de yakın bölgemizde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. İyi bir tarih bilincine sahip nesillerin yetiştirilebilmesi ve bugün yaşanan olayların geleceğe sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi amacıyla yüksek lisans ve doktora öğrencilerine özel önem verilmeye başlanmış hem burs verilerek hem de geçen yıl haziran ayında Ankara'da 150 çırak tabir edeceğim genç arkadaşlarım sizler gibi 34 usta ile buluşturulmuştur. Bu etkinliğin ikincisinin de Kudüs'te düzenlenmesi planlanmaktadır."
 
Arınç, ücretsiz olarak Arapça, İbranice ve Ermenice dil kursları verilmekte olup, önümüzdeki iki ay içerisinde de Sırpça, Yunanca ve Bulgarca dil kurslarının açılacağını, Osmanlı, Balkan, Ortadoğu ve Kafkasya arşivlerini okuyacak uzmanlar yetiştirileceğini dile getirdi.
 
"Tarihten ders çıkarmanın vakti gelmiştir"
 
"Amacımız bu coğrafyada yıllarca kader birliği yaptığımız insanlarla oryantalist bakış açısıyla değil, ortak medeniyet çerçevesinde doğru tarih yazmak, kültürel zenginliklerimizi ve hümanist bakış açımızı paylaşmaktır" diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bunun yegane yolu da siz değerli şeref üyelerimizin yazdığı kitaplardan geçmektedir. Tüm dünya için tarihten ders çıkarmanın vakti gelmiştir. Çatışmaların, hoşgörüsüzlüğün arttığı, milletlerin birbirine mesafeli yaklaştığı, birlikte yaşama düşüncesine karşı nefret, dışlama, yabancı düşmanlığına karşı ırkçı söylem ve eylemlerde ciddi artışların olduğu, dostluk ve huzuru yeniden tesis etmek için doğru tarih anlatımına en çok ihtiyacın bulunduğu bir zamandayız. Bilişim ve iletişim teknolojisindeki ilerlemelerden dolayı sınırların kağıt üstünde kaldığı günümüz dünyasında karşılıklı bağımlılıkla birlikte kültürlerarası diyalog ve işbirliği alanları her geçen gün artmaktadır."
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, bu bağlamda bir Birleşmiş Milletler programı olarak eş başkanlıkları Türkiye ve İspanya'nın yürüttüğü Medeniyetler İttifakı Projesi'nin kültürler arasında köprü kurmaya, küresel barışa katkı sağlamaya devam ettiğini kaydetti.
 
Türkiye'nin çok kültürlülüğü önemseyen, farklı inanç gruplarını misafir değil ev sahibi olarak gören bir anlayış içerisinde olduğuna vurgu yapan Arınç, "Birlikte yaşamanın en güzel örneklerini vermiş bir medeniyetten geliyoruz. Sizlerin aracılığıyla dünyaya vermek istediğimiz mesaj, insan haklarına saygılı, demokrasiyi önceleyen hukukun üstünlüğünü esas alan bir yönetim anlayışıyla herkesi kucaklayıp, bölgemizde barışın tesisine katkı sağlamaktır" diye konuştu.
 
Arınç, ortak hafıza olarak geçmişte yaşananların geleceğe alınmasının önemine değinerek, Türk Tarih Kurumu'nun da bu noktada önemli işlev gören bir kurum olduğunu söyledi.
 
Türk Tarih Kurumu'nun büyük bir çalışma kampanyası içerisinde başarılı adımlar attığını ifade eden Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Sizlerin de destekleriyle Türkiye'ye vereceğiniz değerle, Türk tarihi ve ortak değerlerinin ortaya çıkarılması bakımından ortaya koyacağınız mesainizle eminim ki doğru tarih konusunda çok güzel adımlar atmış olacağız. Bu tören münasebetiyle birkaç gün istanbul'da bulunacaksınız. Bence hem Çırağan Sarayı'nı hem de İstanbulumuzun güzelliklerini bizzat yerinde görmek amacıyla güzel günler geçiriniz."
 
Arınç ayrıca, katılımcıların Bursa'ya yapacakları ziyarete de değinerek, Bursa'nın Osmanlı'ya baş şehirlik yaptığını ve bu geziden de ayrıca memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, cübbeye ilişkin tanıtım gösterisini izlemesinin ardından bazı bilim adamlarına cübbelerini giydirerek, porselenden yapılan hediye sundu.
 
Arınç, törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Bir gazetecinin dün açılan ve "yüzyılın projesi" olarak nitelendirilen Marmaray'a ilişkin değerlendirmesini sorması üzerine Arınç, bütün Türkiye ve dünyanın, açılışı Cumhuriyet'in 90'ıncı yıl dönümüne denk gelen Marmaray'ın hizmete girmesini biraz hayret, kıskançlık ve büyük bir başarıyla kabul edip izlediğini söyledi.
 
Arınç, bunun Türkiye adına Cumhuriyet'in büyük kazanımlarından biri olarak kabul edilebilcek bir gelişme olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
 
"Sadece temeli atıldığından bugüne kadar olan süre değil, aslında Marmaray projesi 100 yılı aşkın Abdülmecit'in de Abdülhamit'in de üzerinde çalıştığı, Boğaz'ın iki kenarını Boğaz'ın altından birbirine bağlayan bir tünelin inşasıdır. Dolayısıyla arkadaşımızın ifadesini belki 100 yıllık bir proje olarak değerlendirmek doğrudur ama bunu gerçekleştiren hükümetimizdir. Elbette İstanbul Büyükşehirin, Ulaştırma Bakanlığımızın, hükümetimizin katkılarıyla bu muhteşem eser ortaya çıkarılmıştır."
 
"İki kıtayı dört dakikada birleştiren proje"
 
Dün açılışı için yurt dışından gelen cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar ile binlerce İstanbullu'nun katılımıyla iki kıtayı dört dakikada birbirine yaklaştıran Marmaray'ın konuğu olduklarını dile getiren Arınç, şöyle devam etti:
 
"Biz de bu seyahatin içerisindeydik. Bir taraftan Üsküdar'dan bindik, bir taraftan da Yenikapı'dan çıkmış olduk. Çok başarılı bir proje. Burada emeği geçen herkesi kutlamak istiyorum. Gerçekten Cumhuriyeti taçlandıran abidelerden biri olarak da sayabiliriz. Artık Boğaz'ın üstünden köprülerle altından Marmarayla otoyollarla Türkiye büyük işler başarıyor. Sadece ulaşımda değil, Türkiye'nin bugünkü ekonomik gücüyle neler yapabileceğini de ortaya koyuyor. Benim şu ana kadar gördüğüm şudur. Büyük bir tebrik ve taktirle karşılanmıştır. Eleştirilecek hiçbir yönü yoktur. Aslında dün yabancı konukların Türkiye üzerine yaptığı konuşmalara odaklanmalı ve Türkiye'nin dışarıdan nasıl göründüğünü gerçekten iftiharla izlemeliyiz. Türkiyemize hayırlı olsun. Pekin'den Londra'ya kadar bizi birleştirecek bu projenin adeta bütün insanlığı da hayırlı olmasını diliyoruz."
 
Meclis'e başörtüsüyle gelecek olan milletvekilerine ilişkin CHP'nin tavrının sorulması üzerine Arınç, şunları kaydetti:
 
"Bazı kadın milletvekillerimiz, hac vazifelerini ifa etmeleriyle artık başörtülü olarak hayatlarını devam etmek istediklerini, inançları bakımından buna daha uygun olacaklarını söylediklerini biliyoruz. Muhtemelen yarın, belki daha sonra bazı kadın milletvekilleri parlamentoya bu kıyafetleriyle geleceklerdir. Esasen bizim düşüncemiz, kadınları hiç bir zaman başı açık veya örtülü olarak kategorize etmemektir. Bir bayan, bir kadın, bir hanımefendi kendi kıyafetini kendisi belirler. Başını kendi iradesiyle açık tutacağı gibi, kıyafetini rahatlıkla seçebileceği gibi bir kısmı da başlarını örtmek ihtiyacını duyabilir. Bunlara saygı göstermemiz lazım. İnsanların temel hakları budur, ifade özgürlüğü budur, kılık kıyafet özgürlüğü, düşünce özgürlüğü budur. Eğer din ve vicdan açısından bakarsak, bunu özgürlük olarak kabul ederiz. Kıyafet veya kendini ifade etme özgürlüğü olarak bakarsak yine aynı şekilde düşünmeliyiz."
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, TBMM'nin kendi iç düzenini ortaya koyan, anayasası denilebilecek bir iç tüzüğü bulunduğunu, bütün milletvekillerinin iç tüzüğe uygun hareket etmek mecburiyetinde olduğunu ifade ederek, "Maalesef uygulamada iç tüzüğün pek çok maddesi ihlal edilmekte ama bunlar hoşgörüyle karşılanmaktadır. Kaldı ki, kılık kıyafeti düzenleyen zannediyorum iç tüzüğün 56. maddesinde, kadın ve erkeklerin ne şekilde giyineceklerine dair bir hüküm vardır. Başının kapalı olması ya da açık olmasıyla ilgili bir cümle bulunmamaktadır. Bu da çok doğaldır" diye konuştu.
 
"Özgürlükler asıldır, yasaklar istisnaidir"
 
Bütün dünyadaki evrensel kuralın "hürriyetler, özgürlüklerin asıl, yasakların istisnai" olmasını düzenlediğini olduğunu belirten Arınç, "Eğer bir yasak olsaydı, bunun iç tüzükte açıkça belirtilmesi gerekirdi. 'Başı açık olmak mecburidir' diye bir hüküm bulunmadığına göre, başı açık olmakla başı kapalı olmanın tercihlere bırakılabileceğini anlayabiliriz" ifadelerini kullandı.
 
Buna CHP'nin geçmişten bu yana muhalefet ettiğini ifade eden Arınç, ancak CHP'nin muhalefet ettiği argümanlardan hiçbirisinin gerçekçi, hukuki, meşru, haklı ve makul olmadığını belirtti.
 
Arınç, geçmişte bunların çok tartışıldığını ve bu tartışmayı yapanların hepsinin millet nazarında da kaybettiğini, düşüncelerinin, partilerinin bundan hiç bir zaman kazançlı çıkmadığını söyledi.
 
Bülent Arınç, 1999'da milletvekili olarak seçilen ve başörtüsüyle Meclis'e yemin etmek için gelen Merve Kavakçı'nın büyük protestolarla karşılaştığını hatırlatarak, şunları kaydetti:
 
"O zaman Başbakan olan rahmetli Ecevit çok ağır sözler söylemişti. O zaman Cumhurbaşkanı olan Demirel adeta bu kadın milletvekilinin provokatör olduğunu ifade etmişti. Ama aradan 14 sene geçti. Bunu yapanları tarih, millet affetmedi. 99 seçimlerinden yüzde 22 oyla çıkan DSP, 3,5 sene sonra yapılan seçimlerde yüzde 1,5'a düştü. O günkü protestolarda 'dışarı dışarı' diye bağıranların hiç birisi parlementoya tekrar geri dönemedi. Millet bu yanlışlığı affetmedi. O gün buna karşı çıkanlar, hiçbir şekilde doğru söylemediler. Sadece korkulardan, vehimlerden haraket ettiler. Artık Türkiye'de özgürlükler genişledi. Demokratikleşme ilerledi ve büyüdü."
 
"Boş ve kof bir gürültüydü"
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, bugün gelinen noktada artık kamu kurumlarındaki kılık kıyafet yasaklamalarının da ortadan kalktığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bir bayan milletvekilinin parlamentoda başındaki örtüsüyle bulunmasına gelince, unutmayın Merve Kavakçı örneğini vermek istemiyorum ama ortadaki bir çelişkiyi söylemek istiyorum. O da nedir? Bir kadın başındaki örtüsüyle aday olduğunda hiç bir yasak yoktu. Yüksek Seçim Kurulu veya ilçe seçim kurulları 'böyle aday olamazsın' demediler. Bu şekilde seçim kampanyası yaptı. Halk onu bu şekliyle kabul etti ve seçti. Seçildikten sonra il seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu bu seçilen milletvekiline mazbata verdi. Hiçbir seçim kurulu 'mazbata vermiyorum' demedi. Hiçbir parti de bu şekilde mazbata alan milletvekiline itiraz etmedi. Ne zamanki Parlamento'ya girdi, o zaman gürültü koptu. Bu boş ve kof bir gürültüydü. Hiç küçücük bir kıymeti bile yoktu. Adaylığına itiraz etmediğin, mazbatasını almasına itiraz etmediğin veya edemediğin bir konuda parlamentoya ne hakla itiraz edebiliyorsun? Hangi yetkiyle..."
 
Anayasa normu
 
Arınç, Türkiye'de en üstte Anayasa normu bulunduğunu, Anayasa'da, kanunda, yönetmelik veya iç tüzükte buna ilişkin bir yasaklama olmadığını ifade ederek, "O zaman sizin bağırmanız, çağırmanız sadece kendi ideolojinizin gereği olmaktan öteye geçemez. Bunların hukuk nezdinde hiçbir geçerliliği de olmaz. Eminim ki artık Türkiye'nin geldiği noktada kadın milletvekillerimizin kaç tanesi bunu yaparsa bunlar hiç önemli değil, onların vereceği bir karara hiç kimsenin müdahale etmemesi gerekir" dedi.
 
Bugün MHP ve BDP'nin gösterdiği olgunluğu ve Türkiye'de özgürlüklere açılan alanları CHP'nin de kabul etmesi gerektiğinin altını çizen Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
 
"İnsanları üzecek, rencide edecek herhangi bir davranışta bulunmaması gerekir diye düşünüyorum. TBMM, bu olgunluğu gösterecektir. Unutmayınız ki, geçmişte 'kamusal alan' diyerek Meclis'i veya başka kurumları başörtülülere yasaklayan bir anlayış artık iflas etmiş, çağdışı bir anlayıştır. Unutmayın ki, o Meclis'in genel kurulunda dinleyici locasında sayın Cumhurbaşkanımızın eşleri başındaki örtüsüyle rahatlıkla genel kurulu izleyebilmiştir. Unutmayın ki, resmi törenlerde sadece Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde değil, Türkiye'nin her yerindeki resmi törenlerde bir görevi olmayan hanımefendiler veya bir görevde bulunan seçilmiş insanlar başındaki örtüleriyle bulunabilmektedir. Bunun genel kurul salonuna girmekten öte bir anlamı da yoktur. İnşallah bir tartışma yaşanacağını düşünmüyorum."
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Başbakan Erdoğan için söylediği sözlerinden kendilerini utandıran bazı ifadeler bulunduğunu dile getiren Arınç, şunları kaydetti:
 
"Karşıdan baktığınız zaman veya yanına yaklaştığınız zaman çelebi bir zat gibi görünen, gerçekten bir saygı da uyandırabilen, sanki ikili ilişkilerde kibarlığı noktasında sizin de beğeneceğiniz bir insan tipi ama ağzını açtığı zaman ağzından küfürler çıkıyor. Ne demektir bir Başbakan için 'gemiden çıkan kadınları dikizliyor' iddiası? Bunu bir genel başkan, bir anamuhalefet lideri nasıl söyleyebilir? Şimdi bu sözü duyduktan sonra geçtiğimiz yıl yine kızgın bir halinde 'anasının a' demişken ağzını kapatmak zorunda kalan Kılıçdaroğlu'na bakıyorum, eğer kendini tutamayıp da konuşmasını tamamlasaydı kimbilir ağzından hangi küfürler çıkacaktı iyi ki durmuş diye şükrediyorum. Allah'tan korkun, biraz da utanın. Bu sözleri nasıl söyleyebilirsiniz? Bir siyasi eleştiri böyle mi olur? Bir genel başkan ağızını açtığı zaman böyle mi konuşur?"
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, bir insana hakaret etmenin elbette çok çirkin ve aşağılayıcı bir şey olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Ama Genel Başkan Kılıçdaroğlu kendisini tutamıyor, aklına Tayyip Erdoğan geldiğinde veya AK Parti geldiğinde küfür etmekten, ulu orta konuşmaktan kendisini alıkoyamıyor. Ağzına biber sürülse caizdir. İnşallah bir daha bu tür cümleleri kendisinden duymayız, inşallah kendisine hakim olur. Ne olur biraz sinirlerine sahip olsun."
 
"Bunlarla oy toplanılmaz"
 
"Bunlarla oy toplanılamaz" diyen Arınç, bunun sadece toplumlardaki gerginliği artıracağını, seviyeyi düşüreceğini ifade etti. Arınç, "Hiç bir siyasetçi argo dille konuşamaz, konuşmamalıdır. Toplumun aynası olacaksanız, toplumun ahlak anlayışını, toplumun kibarlık ve nezaketini de sizin örnek olarak göstermeniz gerekir" diye konuştu. 
 
Bir gazetecinin, "Kılıçdaroğlu, dün Tandoğan Meydanı'ndaki kutlamalarda AK Parti iktidarına karşı bir güç birliği oluşturacaklarını söyledi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Arınç, Kılıçdaroğlu'nun bunu ilk defa söylemediğini, bunun bir muhalefet liderinin söyleyeceği sözlerden olduğunu belirterek, "Yeter ki küçültücü, aşağılayıcı, hakarete varan sözler söylemesin" ifadelerini kullandı. 
 
"Bu güç birliği oluşturma" sözünün çok meşru bir ifade olduğunu kaydeden Arınç, muhalefetin görevinin iktidarı yıpratmak ve onun yerine geçmek olduğunu vurguladı.
 
"Böyle bir iddia sahibiyse bir insan, bunları söyleyebilir. Ama ben onlara farklı bir teklifte bulundum" diyen Arınç, şöyle devam etti:
 
"Şu ana kadar da hiçbir cevap alamadım. Dedim ki 'Anamuhalefet veya Milliyetçi Hareket Partisi'nin bir iddiası olmalıdır.' Mesela bizim iddiamız şu; sayın Genel Başkanımız her seçimden önce diyor ki, 'Bu seçimde ikinci parti olursak istifa ederim. Siyasetten ayrılıyorum'. Hadi siz bu kadar cesur olmayın, size daha küçük hedefler koyalım. Önümüz mahalli seçimlerdir. Mesela anamuhalefet partisi genel başkanı siz şunu söyleyebiliyor musunuz? 'Yüzde 30'dan aşağı oy alırsa Cumhuriyet Halk Partisi, ben siyaseti bırakırım, bu partinin başından giderim'. Bakın 40 demiyoruz, 50 demiyoruz, 60 demiyoruz. Çok küçük bir hedef koyuyoruz ki gayret etsinler çalışsınlar çabalasınlar diye. Yüzde 30'a 'Eyvallah' demediler şu ana kadar."
 
"MHP için yüzde 20 hedef koyduk"
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, MHP için yüzde 20 hedef koyduklarını belirterek, "Genel başkan veya bir başkası, 'ne yüzde 20'si, yüzde 25'ten aşağı alırsam ben gidiciyim 22 yıldan sonra' demedi. Nasıl güç birliği olacak?" diye konuştu.
 
Türkiye'de sadece Gezi olaylarına dayanarak siyaset yapılamayacağını dile getiren Arınç, şöyle devam etti:
 
"Gezi olaylarına katılanların bir kısmı da CHP'nin avucundan kaçtı HDP'ye gitti. Nasıl toplayacaksınız? Hadi yapın, hangi güçler? Siz Taksim'e gittiğiniz zaman sizi konuşturmadılar bile. CHP'ye güvenmeyen, itibar etmeyen bu kadar güç varken, siz elbette 'Toplu olalım, daha birlikte olalım' diyebilirsiniz ama iddianızı da ortaya koymanız lazım. Hodri meydan. Er meydanı seçim sandığıdır. Millet kime itibar ederse bizim kabulümüzdür. Biz bu seçimlerde başarı alacağımızı düşünüyor ve çıtayı yükseltiyoruz. Siz de kendinize bir çıta koyun. Sizler lütfen gazeteci arkadaşlarım olarak tekrar bu çağrımızı tekrar onlara iletiniz."
 
Yerel seçimler
 
Bülent Arınç, "Son yapılan anketlerde AK Parti hükümetinin projelerine desteğin arttığı görülüyor. Yerel seçimlerde AK Partinin rakamsal olarak bir hedefi var mı?" sorusuna da kendilerinin yerel seçimlerde 30 büyükşehir belediyesinin hepsini almak iddiasında olduklarını belirtti. Arınç, şu andaki anketlerle de üçte ikisinden fazlasını rahatlıkla alabileceklerinin görüldüğünü söyledi.
 
Yerel seçimlerdeki oy oranının genel seçimlerdeki oy oranına benzemediğine değinen Arınç, şöyle konuştu:
 
"Çünkü mahalli seçimlerde farklı şekilde oy kullanılıyor. Ama bizim iddiamız bütün büyükşehirleri, bütün illeri ve ilçeleri en yüksek oy oranlarıyla kazanmaktır. Onun da sonuçlarını hep beraber göreceğiz. Ama arkasından cumhurbaşkanlığı seçimi var. O zaman siz bana bu soruyu sorarsanız birinci turda yüzde kaçla cumhurbaşkanı seçilecek onu söylerim. Ömrüm olursa ondan sonra 2015 seçimlerini sorarsınız onu da 'yüzde kaçla AK Parti kazanacak', söz yine İstanbul'da bir toplantı yapalım, sizler de bizlerde sağ olalım o zaman inşallah söyleyim."
 
adminadmin