Fikir
Giriş Tarihi : 05-06-2026 13:10

Dîvân-ı Lügati’t-Türk Türklere Türkçe Öğretmek Kastıyla Yazılmıştır

Türk kültür tarihinin en köklü tartışmalarından biri olan "ilk eser" ve "Türkçe'nin kökeni" konusu, ezberleri bozacak bir bakış açısıyla yeniden değerlendiriliyor.

Dîvân-ı Lügati’t-Türk Türklere Türkçe Öğretmek Kastıyla Yazılmıştır

Kaşgarlı Mahmud’un başyapıtı Dîvân-ı Lügati’t-Türk'ün, sanılanın aksine Araplara değil, Müslümanlaşan Türk kitlelerine ana dillerini öğretmek amacıyla Bağdat’ta kaleme alındığı vurgulanıyor.

Türk tarih yazımında "anakronizm" ve "yakıştırma tarih" tehlikesine dikkat çekilen yeni bakış açısında, özellikle 11. yüzyıl öncesine dair verilerin Moğol tarihiyle iç içe geçtiğini ve ciddi bir kavram kargaşası oluşturduğu belirtiliyor. Türk varlığının tarihsel izini süren analizlerde, Türkçe’nin İslami esaslar çerçevesinde şekillenen "itikadî bir dil" olduğunun altı çiziliyor.

"DÎVÂN, BAĞDAT'TA BİR MEDRESE KİTABI OLARAK DOĞDU"

Dîvân-ı Lügati’t-Türk hakkında uzun yıllardır süregelen "Araplara Türkçe öğretmek için yazıldı" tezi, akademik ve entelektüel çevrelerde yeni bir tartışma başlattı.

Kaşgarlı Mahmud’un Kaşgar’dan ayrılarak Bağdat’ta yirmi yılı aşkın süre hadis, tefsir ve fıkıh eğitimi aldığına dikkat çekilirken, eserin aslında Karahanlı medreselerinde Türkçe eğitim vermek üzere tasarlandığı ifade ediliyor.

“17. Yüzyıl'da Moğollar tarihten silindi yani son Müslüman olan Moğollar da tarihten silindi. Kırım Hanlığı (Tatar Han) ortadan kalktı ve o dünya tarihinde görülmüş en büyük imparatorluk sınırlarına ulaşmış Moğollar tarihten silindi. Ve büyük bir boşluk oluştu. O boşluk, Avrupa'nın başına bela olmuş, Avrupa'nın burnunun dibinde bitmiş Türklere köken aramakta kullanılan bir altlık, bir folluk olarak kullanıldı.”

Müslüman olan Türk halkına, "Sizin ana diliniz budur" mesajını vermek amacıyla hazırlanan eserin, Orta Asya’da değil, İslam ilimlerinin merkezinde olgunlaştığına vurgu yapılıyor.

"UYGUR ESERLERİ ÇİNCEDEN TERCÜME"

İncelemelerde Türk uygarlığının temel taşı olarak gösterilen Uygur dönemi eserlerine yönelik eleştiriler de dikkat çekiyor.

Uygurlara atfedilen eserlerin birçoğunun özgün olmadığı, Çince veya Sanskritçe’den yapılan tercümeler olduğu belirtiliyor. "Sekiz Yükmek" gibi eserlerin bu kapsamda değerlendirildiği, Uygurca orijinal yazılı kaynak bulmanın güçlüğü üzerinde duruluyor.

KUTADGU BİLİG VE İSLAMIN TESİRİ

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i, Ahmet Yesevi’nin Dîvân-ı Hikmet’i ve Edip Ahmet’in Atabetü’l Hakâyık’ı gibi eserlerin tamamının Kur'an ve hadis bilgisiyle neşet ettiğine işaret ediliyor.

Bu eserlerin her bir satırının İslami kaynaklara dayandığı belirtilirken, dilin yapısının da Arap dilinin özellikleriyle harmanlandığı ve bu eserlerin "öz Türkçe" arayışından ziyade İslami kimliğin bir yansıması olduğu ifade ediliyor;

“Türk varlığı dediğimiz şey, cismani bir şey değildir; herkesin öyle veya böyle etkisini hissettiği, o etki doğrultusunda, o tesir doğrultusunda hareket etmek zorunda kaldığı ve yeri geldiğinde sarıldığı bir şeydir. Bizim zaviyemizden 100-150 yıllık bir tarihi vardır Türk kelimesinin de kavramının da…

Geçmişe gitmek için Türk varlığının izini takip etmek gerekir. Cismani bir Türk Milleti bulmak yerine bize tesir eden, bize kendini hissettiren varlığın izini sürmek gerekir.

Türkçe olmadan bunlar oluyor. Türkçemizi kaybettik biz ve Türkçe diye bildiğimiz dil şu anda papağanların konuştuğu bir dil derekesine düşmüş vaziyette. Türkçe itikadî bir dildir.

Türkçe tamamen Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden neşet etmiş bir dildir. Bu öyle hiç yorum, tevil falan filan hadisesi değildir.

Tarihte ne kadar geriye gidebilirseniz gidin Türkçe bir şeyler bulmak için bulabileceğiniz Kur’an ve hadis dışında bir yere dayanmaz. Mesela Türklere ait yazılı en eski kaynak Orhun Kitabeleri’dir.

Miladi VIII. asrın ilk çeyreği, işte 725’ler 735’ler arası, ondan sonra başka nasıl bir kaynak bulursunuz Türklere ait? Uygarlığın da kaynağı olarak gösterdikleri Uygurlar vardır. Hem kelimenin kökü bakımından, uygar “uy-gur”dan gelmiş falan derler, hem de bir tarım, bir sanat, bir kültür merkezi olarak Uygurlar ön plana çıkarılır ama Uygurlara ait bir tek yazılı eser yoktur, gösteremezler.

UYGURLARIN KENDİLERİNİN UYGURCA YAZDIKLARI BİR TEK ESER YOKTUR.

Dört beş tane eser sayarlar ama bunlar Çinceden, Sanskritçeden çevirilerdir; Uygurcaya çevirilerdir.

Dîvân-ı Lügati’t-Türk hadi tarihçilerin hatırına Türkler diyelim “Türklere” Türkçe öğretmek kastıyla yazılmış bir kitaptır.

Karahanlı medreselerinde Türkçe tedris etmek üzere yazılmıştır. Yani o Orta Asya’da Müslüman olan ahaliye “Bakın, siz Müslüman oldunuz, sizin ana diliniz budur.” demek suretiyle Kaşgarlı Mahmud’un Bağdat’ta yazdığı bir eserdir.

Zannetmeyin ki Orta Asya’da yazılmıştır. Kaşgarlı Mahmud, Kaşgar’dan çıkmış Bağdat’ta yirmi küsur sene hadis, tefsir, fıkıh tedris etmiş, o tedrisatın neticesinde memleketine bir lügatle dönmüştür. O, bizim bildiğimiz Dîvân-ı Lügati’t-Türk’tür.

Yani “Türklere” Türkçe öğretmek kastıyla yazılmış bir eserdir.

TÜRK KİMLİĞİ CİSMANİ DEĞİL, TESİR ODAKLIDIR

Analizlerde, Türk tarihine bakış açısının 100-150 yıllık bir perspektifle sınırlı kalması gerektiği savunuluyor.

Tarihte "cismani" bir Türk milleti tanımı yapmanın yanıltıcı olduğunu belirten uzmanlar, Türk varlığının etkisini hissettiren, insanların yöneldiği bir "tesir ve itikad" alanı olduğunu savunuyor.

Türkçe’nin günümüzdeki durumunu ise "papağanların konuştuğu bir dil derekesine düşmek" olarak niteleyen sert eleştiriler, dilin özüne, yani Kur'an ve hadis ile şekillenen yapısına dönülmesi gerektiği mesajını veriyor.

Kaynak: Durmuş Küçükşakalak - istiklalmarsidernegi.org.tr

 

 

adminadmin