İnsanlık tarihini değiştiren büyük kırılmaların çoğu, kılıçların gölgesinde değil; hakikatin karşısında takınılan tavırların gölgesinde yaşanmıştır. Çünkü hakikat, kendisini kabul edenleri yücelttiği gibi ondan rahatsız olanların gerçek yüzünü de ortaya çıkarır. Kur’an-ı Kerim’de yer alan Hûd Sûresi’nin 112. ayeti, işte böylesine sarsıcı bir çağrıdır: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Rivayet edilir ki Peygamber Efendimiz, “Hûd Suresi beni ihtiyarlattı.” buyurmuş; bunun sebebi sorulduğunda âlimler, bu ilahî emrin taşıdığı ağır sorumluluğa dikkat çekmişlerdir. Çünkü dosdoğru olmak, yalnızca doğru söz söylemek değildir. Dosdoğru olmak; inançta, ahlakta, adalette, ticarette, yöneticilikte, aile hayatında ve insan ilişkilerinde ilahî ölçüden ayrılmamaktır. Böyle bir ayetin bir mezuniyet töreninde tartışmanın merkezine yerleşmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir toplumsal hadisedir.
Geçtiğimiz günlerde Yeditepe Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde[1], üzerinde Hûd Suresi’nin 112. ayetinin meali bulunan bir pankartın bazı öğrenciler tarafından ıslıklarla protesto edilmesi ve pankartın görünürlüğünün engellenmeye çalışılması, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Elbette herkes aynı inanca sahip olmak zorunda değildir. Hiç kimse Kur’an’a inanmakla yükümlü değildir. Ancak bir üniversite ortamında, yalnızca “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” çağrısını taşıyan bir pankartın bu şekilde karşılanması düşündürücüdür. Üniversiteler, düşüncelerin susturulduğu değil; konuşulduğu, tartışıldığı ve olgunlaştırıldığı mekânlardır. Bir fikre katılmamak başka, onun ifade edilmesini engellemeye çalışmak ise bambaşka bir tavırdır. İfade özgürlüğünün gerçek anlamı, yalnızca hoşumuza giden sözleri değil, katılmadığımız sözleri de hukuk ve nezaket içinde dinleyebilmektir.
Kur’an-ı Kerim, hakikatin karşısında sergilenen psikolojik refleksleri asırlar öncesinden gözler önüne sermektedir. Fussilet Sûresi'nin 26. ayetinde inkârcıların, “Bu Kur'an'ı dinlemeyin; okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz.” dedikleri haber verilmektedir. Ayetin anlattığı olay belirli bir tarihî döneme aittir; ancak ortaya koyduğu insan davranışı evrenseldir. Hakikati çürütemeyenler, çoğu zaman onun duyulmasını engellemeye çalışırlar. Delilin bittiği yerde gürültü başlar. Fikrin tükendiği yerde tahammülsüzlük kendini gösterir. Tarihin her döneminde hakikatin karşısına çıkanların ilk tercihi, onu anlamaya çalışmak değil; sesini bastırmaya çalışmak olmuştur.
Aynı hakikat, Enfâl Sûresi'nin 35. ayetinde farklı bir yönüyle karşımıza çıkar: “Onların Beyt’in yanındaki ibadetleri ise ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildi.” Ayetin tarihî bağlamı Mekke dönemidir ve kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte ayetin dikkat çektiği sembolik gerçek dikkat çekicidir. Gürültü, hakikatin alternatifi değildir. Islık, delilin yerini tutmaz. El çırpmak, düşünce üretmez. İnsanlık tarihi boyunca hakikatin sesi bazen alayla, bazen sloganla, bazen de gürültüyle bastırılmak istenmiştir. Araçlar değişmiş, mekânlar değişmiş, aktörler değişmiş; fakat yöntem çoğu zaman aynı kalmıştır.
Hûd Sûresi'nin 112. ayetinde rahatsız olunacak ne vardır? Ayet, kimseye hakaret etmez. Kimseyi aşağılamaz. Bir grubu hedef göstermez. Siyasî bir slogan içermez. Aksine insanı, kendisiyle yüzleşmeye davet eder. “Dosdoğru ol.” der. Doğruluktan rahatsız olan bir vicdan, önce kendisine şu soruyu sormalıdır: Beni rahatsız eden gerçekten bu ayet mi, yoksa bu ayetin bana yüklediği sorumluluk mu? Çünkü insan, çoğu zaman yanlışlarından değil; yanlışlarını hatırlatan aynalardan rahatsız olur. Kur’an, işte o aynalardan biridir. İnsana başkasını değil, önce kendisini gösterir. İşte bu yüzden Kur’an, vicdanı diri olan için bir rahmet; vicdanını susturmayı tercih eden için ise rahatsız edici bir muhasebe çağrısıdır.
Bugün üniversitelerin en büyük ihtiyacı, tek tip düşünen insanlar yetiştirmek değil; farklı düşüncelere tahammül edebilen karakterler inşa etmektir. Bilimin özü meraktır; merakın özü ise dinlemektir. Dinlemeyen öğrenemez. Öğrenmeyen ise sadece kendi yankısını duyar. Eğer bir üniversite ortamında bir ayetin meali bile konuşulmadan bastırılmaya çalışılıyorsa, orada asıl tartışılması gereken şey ayetin kendisi değil, tahammül kültürünün hangi noktaya geldiğidir. Çünkü medeniyet, sesini yükseltmekle değil; sözünü yükseltmekle kurulur. Üniversiteyi üniversite yapan da tam olarak budur.
Her çağın kendine özgü araçları vardır; fakat hakikate karşı geliştirilen yöntemler çoğu zaman değişmez. Dün hakikatin sesini bastırmak için taş atanlar, alay edenler, gürültü çıkaranlar vardı; bugün ise aynı refleks farklı biçimlerde karşımıza çıkabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişileri geçmişteki topluluklarla özdeşleştirmek değil; tarih boyunca tekrar eden davranış kalıplarını fark edebilmektir. Kur’an’ın kıssaları da zaten bunun için anlatılır. Onlar, geçmişi yargılamak için değil; bugünü anlamak ve yarını inşa etmek için vardır. Eğer bir olay, bize Kur’an’ın anlattığı bir davranış biçimini hatırlatıyorsa, bundan alınacak ders; insanın kendisini muhasebeye davet etmesidir.
Ne yazık ki çağımızın en büyük problemlerinden biri, konuşarak ikna etmek yerine susturarak üstün gelmeye çalışmaktır. Oysa susturulan bir düşünce yok olmaz; sadece konuşma zemini kaybolur. Fikirlerin serbestçe tartışılmadığı ortamlarda önyargılar büyür, kutuplaşmalar derinleşir ve toplum ortak aklını kaybetmeye başlar. Üniversiteler ise bunun tam tersini temsil etmelidir. Bir üniversitenin gerçek itibarı, binalarının büyüklüğüyle değil; farklı düşüncelerin güven içinde ifade edilebildiği ilmî atmosferiyle ölçülür. Çünkü ilim, baskıdan değil; özgür tartışmadan beslenir. Hakikatin en büyük dostu sessizlik değil, özgürce konuşabilen vicdanlardır.
İfade özgürlüğü, yalnızca benim benimsediğim düşünceler için geçerli olduğunda bir hak olmaktan çıkar, ayrıcalığa dönüşür. Gerçek özgürlük, katılmadığımız düşüncelerin de hukuk içinde ifade edilebilmesini savunabilmektir. Aynı şekilde inanç özgürlüğü de sadece ibadet etme hakkını değil, inancını barışçıl biçimde ifade edebilme hakkını da kapsar. Bir ayetin mealini taşımak ne kadar tabii ise ona katılmayanların varlığı da o kadar tabiidir. Fakat katılmamanın yolu, engellemek değil; düşünceye düşünceyle cevap vermektir. Medeniyetin dili budur. Ahlakın dili budur. Üniversitenin dili de bu olmalıdır.
Hûd Suresi'nin 112. ayeti, yalnızca bir inanç çağrısı değil; aynı zamanda evrensel bir ahlâk ilkesidir. Çünkü doğruluk, hangi dine, hangi kültüre veya hangi coğrafyaya mensup olursa olsun bütün insanların ortak erdemidir. Adalet doğruluk üzerine yükselir, güven doğrulukla inşa edilir, devlet doğrulukla ayakta kalır, aile doğrulukla huzur bulur. Bir toplumun en büyük serveti yer altındaki madenleri değil, doğruluğu karakter hâline getirmiş insanlarıdır. İşte bu sebeple “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” emri, yalnızca bireyi değil; toplumu da ayağa kaldıracak bir ilkedir. Rahatsız olunması gereken doğruluk değil, doğruluktan uzaklaşmaktır.
Yaşanan hadise, hepimize şu soruyu yeniden sormaktadır: Bir ayetin taşıdığı ahlâki çağrıyla mı mücadele ediyoruz, yoksa o çağrının bize yüklediği sorumluluktan mı kaçıyoruz? Çünkü Kur’an’ın amacı insanı mahkûm etmek değil, onu inşa etmektir. Ayetler, vicdanları yaralamak için değil; vicdanları uyandırmak için indirilmiştir. Bir ayetin sesini kısmaya çalışmak mümkün olabilir; fakat o ayetin çağırdığı hakikati susturmak mümkün değildir. Nitekim Kur’an, “Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Hâlbuki Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 61/8) buyurarak hakikatin geçici tepkilerle ortadan kaldırılamayacağını haber vermektedir. Hakikat, bazen sessiz kalabilir; fakat hiçbir zaman yok olmaz.
Sonuç olarak Yeditepe Üniversitesinde yaşanan hadise, sadece bir mezuniyet töreninde açılan bir pankartın hikâyesi değildir. Bu olay; ifade özgürlüğü, inanç hürriyeti, üniversite kültürü, tahammül ahlakı ve vicdan eğitimi üzerine yeniden düşünmemizi gerektiren önemli bir uyarıdır. Hûd Sûresi’nin 112. ayeti, bugün de insanlığa aynı çağrıyı yapmaktadır: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Bu çağrı, herhangi bir grubun değil; bütün insanlığın ortak vicdanına yöneliktir. Doğruluğun sesi bazen alkışlanır, bazen eleştirilir, bazen de bastırılmak istenir. Fakat tarih göstermiştir ki gürültü gelip geçicidir; hakikat ise kalıcıdır. Medeniyetleri ayakta tutan da sesin yüksekliği değil, vicdanın doğruluğudur. Asıl mezuniyet, diploma almak değil; doğruluktan ayrılmadan yaşayabilmektir. İnsan ömrünün sonunda geriye kalacak olan da alkışlar veya ıslıklar değil, vicdanın huzuru ve doğruluğun şahitliğidir.
[1] 07 Temmuz 2026 tarihinde yapılan Hukuk Fakültesi Mezuniyet Töreni sırasında yaşandı.
Mehmet Nuri BİNGÖL
Dünyanın Zulüm Gören Müslümanları
Özlem Gürbüz
Kendi Ayakları Üzerinde Durabilmek
Öztürk Samuk
Demekki neymiş!
Mehmet BOZKURT
Fahrettin Paşa'nın Torunları Mekke'de!
Halil MERT
Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme...
Halil İbrahim Dede
En Güzide Topluluk
Mehmet Ali Çamoğlu
Ölçüden Aileye, Tarladan Yönetime Ayetlerin Işığı
Adnan İPEKDAL
Almanya’da Yeni Bir Pensilvanya mı Kurulacaktı?
Seyfettin BUDAK
Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret?
Hasan KARADEMİR
Türkiye’de Popülist Iktidar Ve Muhalefet
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Duyulmak İyileştirir
Eyüphan KAYA
Zaman Ömer’leri arayıp bulma zamanıdır Reisim
Bülent ERTEKİN
Cam Kenarında Düşünceler
Adnan ÖZ
Süper lig başlıyor Samsunspor hazır mı?
Memiş OKUYUCU
D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sı,
Ömer Naci Yılmaz
Bana Altmış Yıldır Anne diye Seslenebilmeyi…
Ravza ZEYBEK
Ey İman Edenler İman Edin
Recep YAZGAN
Samsun’un Yeniden Kırklanması Lazım!
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Songül KARAMAN
Ne Olur
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Ahmet SAĞLAM
Beğenilme Duygusu
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Nihat Güç
Münevver İnsan
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)