Bu fırtına durulmalı, dalgalar yerini dingin sulara bırakmalı.
Biz hep hayatın böyle nizami bi şekilde ilerleyeceğini öğrenmiştik ya da bize öğretilen buydu. Şimdi görüyorum ki böyle yaşanmıyor. Ne fırtına duruyor ne de dalgalar diniyor.
Bırakıp gitmek sevdası yoklar ara sıra. Öyle ki atlarımıza binip dört nala gitmek isteriz ardımıza bakmadan, gidebilecek bir atımız olsaydı eğer! Zaman zaman içimizde ona tahsis ettiğimiz yere itinayla oturur. Teklifsizce değil, ruhumuz itekler sevdasını makamına doğru, “Tahtına kurul ve ne gerekiyorsa yap.” der gibi.
İsmet Özel’in dediği gibi niyetimiz kendimize gelmektir. Çünkü kendimiz, yine çeşitli nedenlerden dolayı kendini mengeneye sıkışmış gibi hissetmektedir!
Mazinin sayfalarına gömülen onca yaşanmışlık film şeridi gibi geçiyor gözler önünden. Söylediklerini görür gibi oluyorum, gördüklerini duyar gibi!
Sokakları çıkmazdır bu şehrin. Seni öyle bi kucaklamıştır ki ne yana gitsen uzayan kollarıyla sarmalar seni. Bende kal demenin eylemidir, eyleme dönüşen söylemidir bu şehir dilinde! Yüzüme, yakışmayan sessiz bir ifade oturuverir duyduklarımdan sonra. Sen susarsın da şehir susmaz. Şehir bu, herkesi kucaklar tüm gerçek çıplaklığıyla! Yıllarını verdiğin bu şehir ne kadar da yabancıdır sana, tıpkı tanıştığın ilk günkü gibi…
Uzak bir şehirde tanıdık kokular aramaktı belki de uğraşımız, tam da özlemenin hüznü çökmüşken üzerimize… Hüznümüzü bölüşmek istemeyiz, bize kalsın, içimizde kalsın isteriz. Severiz hüznü de hüzünlendireni de!
Aramıza köprüler kurmak istiyorum en kestirme yoldan erişebilmek için sana. Seni duymak, söylediklerini de görmek için yalnızca!
Zamanında incittiklerine de incindiklerine de sonradan yanılmaz. Her duygu geldiği anda yaşanırsa güzeldir. Acı bile ilk andaki kadar acıtmaz canımızı, hatta vurdumduymaz tavrımızla biz acıtırız acının canını!
Kayıplarımız da olmuştur kazançlarımız da, teraziye çıkıp tartmalı ağır gelen tarafı tespit etmek için. Tespit edelim de bilelim. Ne de olsa bilmemek değil öğrenmemekti ayıp olan. Bilelim, bildiğimizle kalalım!
Ertelemek, gelecekteki zamanlara el koymaktır şimdiden, gerekçesi ne olursa olsun. Üzerimizde hep yok gibi duran işler biriktirir, yarım kalan tamamlayamadığımız işlerin ağırlaşan gölgesiyle yaşarız. Yarına bir şey bırakmayalım, her şey vaktinde yapıldığında güzeldir. Kaldı ki yarın var mı onu da bilmiyoruz!
Neyi, neden erteliyoruz düşündük mü hiç?
Bizim için ne elzem düşündük mü?
Örneğin sevdiklerimizi erteliyoruz ki işte bu ertelemelerin en önemlisidir.
İnsanı ertelemek!
Sonraya ertelenen ne varsa ilk heyecanını, canlılığını yitirir. Pazardan alınan taze sebzelerin buzdolabında saklandıktan sonraki alacağı hal gibidir. Solmaya yüz tutmuş hatta belki de çürümeye…
Yeni çağın içinden çıkılmaz insan problemlerinin en başında zamanı hoyratça kullanıyor olmak geliyor. Hoyratça kullanıyoruz. Zaman, saatlere aldırmadan yürüyüp gidiyor. Hiçbir şeye yetişemiyoruz. Kimimiz sabahları okuluna, kimimiz işine geç kalıyor. Birbirimizi değil karşılamaya, uğurlamaya bile geç kalıyoruz. En acısı da kendine geç kalmaktır. Kendi acına, mutluluğuna yetişememek, o duygu her neyse zamanında tadamamak.
Tüm bunları yaşayadururken saklanacak bi sığınak, sığınacak bi liman arar dururuz. Çıkalım dağlara! Rüzgarın şarkısına kulak verelim, becerebilirsek de eşlik edelim. Rüzgar fısıldasın kulağımıza, dinleyelim!
Düşlerde sevdiklerimiz olmuştur, gerçekte sev(e)mediklerimiz olduğu gibi. Şimdi o düşleri özlüyor değilim, için için özlem duyuyorum!
Gözümüzde büyüttüğümüz yalnızlıklarımız, avutularak büyütülmüş suskunlarımız var. Bir arpa boyu yol alamamamıza sebep. Yalnızlık ve suskunluk ne iyi iki arkadaş.
Bilir misin kalabalıktaki yalnızlığı, gürültüdeki sessizliği, özgürlükteki mapusluğu?
Kalabalık, gürültü, özgürlük,
Yalnızlık, sessizlik, mapusluk…
Ve bilir misin en acısı da içinde büyüttüğün sensizlik!
Ben, bu demir parmaklıkları aşmayı düşlemedim hiç! Parmaklıklar bana, ben parmaklıklara tutunduk durduk. Ve her duruşmada ertelenmeseydi özgürlüğümüz, parmaklıklarla bu denli yakınlaşamazdık kim bilir.
Bir darağacı kuralım şehrin en büyük meydanına tıpkı Dıranas’ ın şiirinde olduğu gibi “kuşluk vaktinde, bülbüller öterken”… İdam sehpama tekmeyi atan da ben olayım tebessüm ederek. Bu da benim son arzum olsun sonsuzluğa ramak kala!
Oturup saçlarımızı yolmaya da gerek yoktur...
Gelen kalmaz giden gelmez!
Kuşluk vaktinde, bülbüller öterken!
Bu fırtına durulmalı, dalgalar yerini dingin sulara bırakmalı
admin


















































































































































































































