Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 16-05-2013 09:53   Güncelleme : 16-05-2013 09:53

Ne bir eksik ne bir fazla

Pek bir kahvaltı masası sohbeti olabilecek bir konu gibi görünmese de ilk bakışta evet ama biz konuştuk

Ne bir eksik ne bir fazla
Pek bir kahvaltı masası sohbeti olabilecek bir konu gibi görünmese de ilk bakışta evet ama biz konuştuk.

Görünse de konuştuk görünmese de…

Mezarlıklardan bahsederken kapılarında yazılandan açılmıştı bu konu.

Her nefis ölümü tadacaktır!

“ Her can ölümü tadıcıdır; en sonunda bize dönüp geleceksiniz.” (Ankebût 58)

Aslında ayet kısa ve gayet açık.

Arkasındaki derin manayı konunun uzmanlarına havale ederek ilk ve en yalın anlamı olarak özetle hepimiz öleceğiz.

“Allah sıralı ölüm versin…” diye geçiriyor içinden biri, içimizden küçük harflerle sesli düşünerek.

“Her ölüm sıralıdır elbette” dedik biz de masanın geride kalanları olarak hep bir ağızdan. Kimin sırası, neyin sırası? Bizim sıralı ölümden anladığımız yaşça büyük olanın önce ölmesi. Büyükten küçüğe…

Allah’ın sırası en doğru olandır şüphesiz. Allah sıralı ölüm versin derken o sıra işte Allah’ın sırasıdır. Allah’ın bizlere biçtiği nefes sayısının sırası. Ne bir eksik ne bir fazla.

Bir diğer ayet ise şöyle söyler konuyla alakalı; Allah eceli gelen canı hiçbir zaman mühlet verip geri bırakmaz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. ( Münâfikûn 11)

Her son bir başlangıçtır. Ölüm de yeni başlangıcın besmelesi aslında… Bismillah der ve ölerek başlarız.

Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” ünde Tanrı öldü! der.

Tanrı’nın insan tarafından uydurulduğunu ve bu yaşam anlayışının sürekli varoluşa karşı olduğunu düşünür. Tanrı’yı öldürerek yeni bir yaşam hayali kurup onu oluşturma çabası içindedir. Fakat ne yazık ki (!) ölümsüz olan Tanrı ölümlü olan Nietzsche’yi de öldürmüştür. Nietzsche’ de ölümü tatmıştır her nefis gibi!
İnsan her fırsatta varoluş gayesinden uzaklaşma yolları aramakta… Arıyoruz…

Hiç kimse yoktur ki varoluş ve kader ile ilgili meraklı sorularından arınabilmiş, bu sorulardan kendini kurtarabilmiş olsun…

Necip Fazıl ise şöyle söyler şiirlerinden birinde, Nietzsche’ ye de cevap olur bu cümleler benim nazarımda;

Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun…

Yunus Emre ise elbette ölümü anlayıp kavrayanların başında gelir, “ Bu can gövdeye konuktur diyerek...”

Mevlana öldüğü gün için “Şeb-i Aruz” demiştir mesela. Ölüm gününe düğün gecesi ismini vermiştir sevgililerin sevgilisine kavuşma olarak görüp ölümü…
Ne çok anar olduk ölümü son zamanlarda… Anmak yerine anlayabilenlerden olma temennisi ile…

Gökhan Özcan’ın cümleleriyle bitirelim öyleyse, “ Ölüm mesela; rivayeti bir ömür sürüyor olsa bile hakikati bir tek an sadece. Bir tek an, anların sonuncusu…”

Kahvaltı masamızın konukları oluyor sırasıyla Nietzsche, Necip Fazıl, Yunus Emre, Mevlana ve Gökhan Özcan ve tabi ki Mevlayı saymıyorum O her daim bizlerle… Yeni bir gün başlarken, ölüm korkusunun yerini kabullenme ve ölümü anlama duygularıyla yer değiştirmeye çalıştık hep birlikte güzel insanlarla… “Ölmeden evvel ölünüz” ‘ün içini açmaya çalıştık.

Biz gevezelik yaparken böyle, hayat akıp gidiyor ölüme doğru bazen yavaş ve sakin ve bazen de hızlı ve kararlı..

Bir gün ölümle tanıştırmak için bizi..

Daha çok insan var hakkıyla yaşayamadan ölümle tanışan…

Güzel insanlara selam ve dua ile…
adminadmin