Günlük hayat tecrübelerime ve tarih hususunda bu yaşa dek biriktirip, edinebildiğim acizane müktesebatıma dayanarak diyorum ki, “milletimizi çok sevelim” ve fakat lakin, zinhar, zinhar “ahaliye karşı aman çok dikkatli olalım.” Aradaki ayrım terminoloji olarak, sözlük seviyesinde öyle uzun uzadıya anlatılırsa israf olur, kafalar daha da karışır. O yüzden anlayışı ehline bırakalım. Ve dünyayı bu serçe parmağımızın ucuyla işaret ettiğimiz noktadan algılama özrü olan almazlar da lütfen boşu boşuna bu satırların yazarını okuyup haybeye o güzel beyinlerini yormasınlar. Bizden onlara ekmek, nohut çıkmaz. Bir köroğlu bir sahte ayvaz hayatlarına devam etsinler. Çoluk çocuğun elinden oyuncağını almak huyumuz yoktur. Lisanımız hassaten sebk-i hindi üzeredir. Italyan dil alimi Umberto Eco’nun da buyurduğu gibi “metin ve okuyan bir noktadan sonra bir bütün oluyor”. Ol sebepten anlamayanlar sakince uzasın, kendini ve manen de bizi yormasın.
Internet şebekesinde dolaşan bir takım gülünç ama acıklı videolar var. Bu videolardan birisinde kendisine mikrofon uzatılıp, Mısır piramitlerinin Türkiye’den kaçırılma haberi hakkında ne düşündüğü sorulan ahali, dünyanın yüz ifadesi en kendinden emin ahalisidir. Kimisi “gümrükte rüşvet vermişlerdir” diyor, kimisi “muhtemelen hava alanından” diyor, bir başkası “kanunlar yetersiz” diyor ama istisnasız herkes bir şey söylüyor, herkesin bir fikri var. Bu konuşanlar arasında en güzel vurguyu yapan ve “en kral” sosyal mesajı veren, iş, güç ve dahi devletten “mayış” sahibi tarih öğretmeni olan vatandaşımız da “tek kişi bunu yapamaz. sahte pasaportlar alınıyor, şebeke yapmıştır” diyor. Vurgu ve mesaj bu yazıda biraz önceki tırnak içinde değil, vatandaşımızın tarih öğretmeni oluşunda. Veyl olsun içtikçe kudurtan radyasyonlu sulara! O eğitim fakültelerinin güya eğitim, güya öğretim kadrosunu geçtim, derhal duvarlarının kendi kendine yıkılıp, pencerelerinin ansızın patlaması, o binalarının kahrından intihar etmesi gerek! Bu, intiharın caiz olduğu hallerden olsa gerek. Kime mikrofon uzatılsa ne güzel konuşuyor. Ve herkesin fikri çok kıymetli; aynen sayın siyasilerimizin de hakkıyla bildiği gibi reyleri de çok para ediyor. Ama en tuhafı, daha da kötüsü bu görüntüler neredeyse yirmi sene öncesine ait. Şimdi durum daha da vahim, Cafer artık hiç ele avuca sığmıyor.
Sokağa çıkın ve hem spor niyetine yürüyün, hem bilim yapma kastıyla ahalinin suratlarına bakın. Dünyanın her şeye rağmen kendinden en emin ahalisini göreceksiniz. Nakşi yolunda ehlince sık tekrarlanan “halk içinde Hakk’la beraber” kaidesini hatırlayın ve fark edin ki bu ahali Hakk’la beraber midir bilemeyiz ama biraz dolaştığınızda kaosu hissedeceksiniz. Sanki her biri diğerinden kopuk atomlar birbirine çarparak ama asla bir bütün oluşturmayacak şekilde karman çorman bir şekilde uçuşuyorlar, hareket ediyorlar. Sağa sola çarpıyorlar, zıplıyor, sadece toz toprak kaldırıyorlar. Bu ancak daha keşfedilmedik türden bir elektron mikroskobunda görülecek türden bir manzaradır. Ortaya manüpüle edilebilen, hayırlı bir enerji çıkmıyor. Tuhaf ve hiç de zekice olmayan bir gürültü, hayırsız bir kaos. Aile zaten yok, fert hiç yok. Yokluğun kat kat derinleşen, fakirleşen ve yok olan dereceleri var. Ancak görmezden gelinerek tedavi edilebilecek bir kalabalık!
Eskiden “falancada ruh vardır” denilirmiş; peki kalanlar? Kalanlar nefsi emmare seviyesinde yaşayan zombiler, diğer falan filanlar... Zinhar bundan insan sevmemek neticesi de çıkmaz. Hepsini çok sevelim. Sevelim, sevilelim dünya kimseye kalmaz. Ama korkunç bir salgına karşı da tedbir almazsak, emaneti tehlikeye atmaktan ötürü gün gelir hesaba çekiliriz.
Sözü uzatıp laf haline getirmeden, kestirmeden ifade edeyim: Bu ahali artık manen iptal edildiğinden oyunun bütün kuralları geçersizdir. Şampiyon olduğunu iddia edenlere rağmen birilerinin artık hile ve desise yapıldığını ve şu İngiliz’in dediği gibi reform, tazminat ve bilumum kafa ağrıtan ne kadar zırva varsa hepsinin dışardan verilen gazlarla ortaya çıktığını fark ve kabul etmesi lazım. Bari bu miktar bir delikanlılık olsun bu son işlerin hazmı kolaylaşır belki. Kime söylüyoruz ve nerede? Öyle zamanlardayız ki travesti Hüsmen Efendi’ye Hüsüş dersek küsüş oluyor. Caminin, şadırvanın önünden bile geçerken cebinize bir miktar toz, ot konup falakaya çekilme ihtimaliniz var. Iftiradan, hasetten ve en çok da ahmaklıktan sana sığınırız ya Rabbel Alemin! Rab, terbiye ile aynı kökten geliyor. Bu ahaliye terbiye ihsan eyle ya Rabbi! Nohutlarımız, mercimeklerimiz, köftemiz, ekmeğimiz saldırı altında... Tövbe estağfirullah, padişahım çok yaşa...
Bu yazı yazılmadan seneler seneler önce tarihçi Abdurrahman Şeref şöyle bir anekdot anlatır: “Bundan kırk beş sene evvel komşularımızdan Hacı Süleyman Efendi isminde bir tüccar kaptanı var idi. Sinen (yaşça) yetmişi geçkin olup okur-yazar bir adam idi. Tepedelenli Ali Paşa’nın ve Halet Efendinin re’si maktualarını temaşa (kesilmiş kafalarını seyir) ettiğini ve zirlerinde (altlarında) yaftaların suretlerini aldığını söyler idi. Ve latife olarak bize ‘Sizin Tanzimat’ınızın yüzünden vaktiyle ben bir kıyye (yaklaşık 1.282 kg.) nohuttan oldum’ der idi. Hacı Süleyman Kaptan, bir kıyye nohut alarak hanesine (evine) gelir iken Galata’da Sandıkçılar içinde bir kalabalığa tesadüfle aralarına girmiş. Bir Hıristiyan bir Müslüman’a ‘Senin bana gâvur demeye hakkın yoktur.’ diye muaraza eyliyor (tartışıyor) ve toplanan halk iki kısım olup bir kısmı ‘Hakkı yoktur’ ve diğer kısmı ‘Ne olmuş ki’ diyerek nizaı (kavgayı) körüklüyor imiş. Kaptan, nohut mendilinin düğüm tarafını bükmeğe başlamış. Ve sabrı tükenip mendili Hıristiyan’ın başına vurmuş. Mendili patlayıp nohutlar yere dökülmüş.”
Bu olup, bitenlere gücümüz yetmiyorsa ibret nazarıyla bakalım, yetiyorsa bir şeyler yapalım, en azından yemeyelim, istifra edelim. Manevi bünyemiz daha fazla alışmasın bu gayri milli kazurata... Nohutumuzu sen muhafaza et ya Rabbi!
TOPLUMSAL FASA FİSO
Bu ahali artık manen iptal edildiğinden oyunun bütün kuralları geçersizdir. Şampiyon olduğunu iddia edenlere rağmen birilerinin artık hile ve desise yapıldığını ve şu İngiliz’in dediği gibi reform, tazminat ve bilumum kafa ağrıtan ne kadar zırva varsa hepsinin dışardan verilen gazlarla ortaya çıktığını fark ve kabul etmesi lazım.
admin


















































































































































































































