ALLAH sizi yeryüzüne kan dökün diye göndermedi...Gazaba uğrayın!
Öfke!tüm güzellikleri öldüren tek duyguymuş anladım....
Bir mezarın başındayım.
Bir ölünün sesi, yüreğimin orta yerinde.”Yaz diyor sadece yaz! Sus konuşma.Her kelimen bir nefes olsun okuyanlara...”KAVGAN” ancak kendinle olsun!
Cumartesi Halkını hatırla! Yaz....
Dünyanın yazgısı mı çirkin yoksa insanoğlunun kendisi mi aslında?
Bir mezarın düşündürdüklerini yazıyorum.”KAVGAM” yalnızca kendimle....
Kelimelerimle örtüyorum insanlığın mahrem yerlerini.
Çıkın dışarı,nasılsa utanacak bir şeyiniz kalmadı.
Çırılçıplak geldik ,ayıplarımızı örtüp gidiyoruz.
Şimdi kafa kafaya verip yatanlar!
Bir zamanlar siz kestiniz o kafaları.
Şimdi kiminiz yapışık bedeninize ,kiminiz ayrı kafadan,yatıyorsunuz bir sırada.
Savaştın ne oldu?
Öldün,öldürdün tarihler boyu!
Ne oldu Ey İnsanoğlu?
Sonsuzlukta “Uslu Çocuk” gibi yatacaktın madem ,neden Dünyayı Kan Gölüne çevirdin?
Beyinsiz yaşayan Cumartesi Halkı;Ne zaman kafatasının içine alacaksın beynini?
Boşuna yaşadın,boşuna savaştın,boşuna öldürdün,boşuna öldün.
Boşuna işte!Hep boşu boşuna!
Baş ucundan bakıyorum sana aciz kemik yığını.
Göz çukurlarında ki karanlık, inan ürkürtmüyor artık beni.
Bakışının son nefreti kalmış içlerinde.
Hala mı dünyalık heveslerin geçmedi? Karanlığın yedi kat dibine girdinde.
Mezarlar korkutmuyor beni!
Bilyorum en büyük hayat dersi!
Üç metre toprak yığınlarında.
“Topraktan geldik toprak olacağız sonunda”!
Çamurlaşmanın alemi yok ,ey İnsanoğlu.
İnan yerin genişlemeyecek kanla ıslatınca toprağı!
Taptığın Güneş tepende,Doğaya hükmediyor.
Bir bakış fırlat dünyaya!
Aczinle yakıp yıktığın Dünyaya!
Köpüren dalğaların hiddeti sana.
Söküp,deviren fırtınaların acı öfkesi sana.
Acı çeken insanların Feryatları ,beddua seli olmuş akıyor nehir nehir sana.
Yer Anayı sıtma tutmuş gibi savuran depremlerin isyanı sana.
O bile vücudunda istemiyor seni.
Anlasana, fırlatıp atmak istiyor vücudundan kanlı irinli bedenini.
Tarih aynadır insana.
Nereden geldik,gidiyoruz nereye?
İş, bir avuç kara toprak!
Dün böyleydi,bu gün böyle,yarın da böyle olacak!
İnsanlığın hasadı bu sonunda!
Hakikat mi halen aradığın?
Beyaz bir top bez ! Oda kirlenecek sonunda!
Mezarlıkta beyaz bir sis bulutu.Ölüler geziniyor,mezartaşları arasında.
Beyaz önlükleri çoktan kirlenmiş.
Kimi kan,kimi “siyah bir leke” görülen...
Ateşten Çukurlarda yüzü kara çıkanlar!
Donun kavurucu soğuklarda.Ateşli Kasırların önünde savrulun sonsuzluk çukurunda.
Kininizden Ölün ölün dirilin ! Küfrü satın alanlar!
Sabah iman edip akşam inkar edenler!
Bu Dünyanın “Gökkuşağını” paslı bıçaklarla kesenler!
Geçen geçti! Geçmeyenler siz dinleyin!
Dinleyin! dinlemez olasılar!
Cumartesi Halkını hatırlayın! Sonra Rainayı!Nuf Tufanını,Semud kavmini,Lut kavmini,Fravunu hatırlayın....
Allah’ın Gülümsemesi karşımda!
Mezarlıklar korkutmuyor beni!
Beyazlar içinde bir kadın beliriyor yanımda.
Bir onun beyazlığı lekesiz.Gelin giysisi sırtında!
Konuşuyor sessiz,kelimesiz.Neden geldin buraya?
Aradığın ne söyle?Bakışlarını çek artık mezar üstlerinden.Daha çok erken!
Sende mi kaybettin yaşama sevincini?
Geleceğinden şüphe olmayan günle erken tanışma telaşların niye?
Kadına baktım.Kahverengi saçlarının altında kahverengi umutlar.
Ustasın değil mi şimdi benim yanımda?Erdin benden çok önce toprağın sırrına!
Paylaş diyorum paylaş benimle ,inan SIR çıkmaz bu yürekten.
Beyaz GELİN sessiz kelimesiz susuyor!
Bir nehir çağıldıYOR sesi geldi!Ay göz kırpıYOR zifiri karanlıkta.Yıldızlar
gülümsüYOR halime.
Oyun bitti der gibi.Sıra sana gelmeden çöz sırrı!”İyi ve kötünün EFENDİSİ kim ?
Doğru KELAMı duy kendi yüreğinde!Fisagor’un “Yüce Monad”ını kabüllen!
Doğayı seyret.Beş bin yıllık YERile GÖĞÜN evliliğinin sırrına er.Yağmur yüklü
bulutları.Rüzgarı,suyu seyret...
Sen serpiştir üstlerine avuç avuç renkleri.Göğün yedi kat semasına!
Bırak bulutun payına Erguvan rengi düşsün.
Akıp giden nehirlerin ardından seslen.Üstadın sesine kulak ver:”Kırk “la kendini!
Yeni doğmuş bebeğin ilk çığlını yakala!O çığlık ki tüm Sırların başlangıcı!
Nereden geldiğini bilen ve nereye gittiğini!
Mezarlık GEL_İN’inin ellerine takılıyor gözlerim.
Elleri! Zarif ve bomboştu elleri!
Gölgesi kalmış Dünyada belli! O gölge ki en büyük serveti!
Yarım kalmış hayatının FERYAT’ı kalbinde sıcacık!
Mezarının camlarında canlı insan resimleri.
Görmeyen gözün güzelliği!Yoksa nereden görecektim camdaki mor
menevşelerini!
Sessizlik çöküyor.Ölüm sessizliği dedikleri!
Korkunç,ürpertici.Tek bir yürek kıpırtısı yok dümdüz sonsuzlukta.
Allah’ın Çocukları pek bir sakin!
Suçlarının utancıyla eğilmiş toprağa başları.
Her ölüm bir öykü!
Yeryüzü, ölü sayısınca öyküyle örülü.
Nerede kaldı hani o soylu öykülerin devrilmez duruşu?
Nerede kaldı çobanın sürüsü?
Nerede kaldı çamurdan kuşların sesleri?
Ve siz Dünyadaki Allah’ın Çocukları!
İyi olun ki iyilikleriniz hamurunuza karışsın.
Mezar pencerenizde menevşeler açsın.
Ne farkınız var birinizin diğerinizden şimdi?!
Ha çul giymişsin ha ipek!
Ha yağ yemişsin ha bal!
Tadı kaldı mı damağında,mezarlık mutfağında!
Ey yeryüzünde ki Allah’ın Çocukları!
Topla kendini yüreğinin özğür sesiyle.
Dünya bir atlı karınca.Sıran geldi mi savurur seni de toprağa.
Gidecek yerin belli!
Yatacak yatağın sert ve soğuk!
Yaşamak ciddi bir iş,bak bu çok doğru!
Yaratılışın tek gerçeği...
Mezarlık Çicekleri en iyi bilir bunu.Bir de Şİ’RA YILDIZI!
Karanlıklar içinde aydınlanan beyaz mermerden mezar taşı söylüyor tüm sırrı!
Gelmiş geçmiş tüm çiceklerin son mirası.
Şöyle olacak diyor senin de mezarının yazıtı;”Buradaki de herkes gibi bir
insandı”!
Toprağın bağrında kan kusan kuru kafalı Cumartesi Halkı;
Neye yarıyor bir düşün ŞİMDİ!
Dünyada Yetiştirdiğin KAN ÇİCEKLERİ!
......VE SİZ ALLAH’IN ÇOCUKLARI!
ALLAH sizi yeryüzüne kan dökün diye göndermedi
admin






















































































































































































































