Tarih
Giriş Tarihi : 08-08-2012 11:36   Güncelleme : 08-08-2012 11:36

Vicdanın Olağan Akışı

Evindeki 19 çakmağı hayatın olağan akışına uygun bulmadılar Örgüt üyeliğinden 7.5 yıl..

Vicdanın Olağan Akışı
Öyle demiş sevgili yüksek mahkeme üyeleri. Daha doğrusu şöyle diyeni onaylamışlar: "Evinde yapılan aramada hayatın normal akışına uygun düşmeyecek çoklukta çakmak bulunmasından dolayı..."
 
Arif Pelit... 50 yaşını devirmiş, kendi derdiyle uğraşan bir adam. Engelli aslında. Devlet raporuyla hem de, İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde "tedaviyle dahi çalışma olanağı vermeyen yüzde 80 oranında psikotik bozukluk" ve "yüzde 15 oranında ortopedik bozukluk" teşhisi konulmuş.
 
Aylık 450 TL karşılığı bir kahvehanede çalışıyor Arif. Sabahın erken saatlerinde gidiyor işe ve gece yarısı dönüyor. Bir gün, (17 Kasım 2007) aniden evi basılıyor Arif'in... Muhtemelen kahvehanede unutulan şeyleri doluşturduğu çok ilginç bir eşya koleksiyonu var. Bunlardan iki şeye takılıyor emniyet ve adliye görevlileri: 19 adet çakmak ve iki adet sol içerikli kitap! Mahkemede yakalanışını anlattığı cümleler çok tanıdık aslında: "Polisler içeri girer girmez üzerime atlayıp beni yere yatırdılar, kelepçe takıp yumrukladılar." Kötü muameleden dolayı davacı da oluyor ama takipsizlikle sonuçlanıyor o kısım.
 
Arif aleyhine dava açılıyor. Yıllar boyu örgüt üyesi olmaktan yargılanıyor Arif. Şunları söylüyor mahkemede: "Sadece Temel Haklar ve Özgürlükler isimli derneğe üyeyim ama sabah 06.00'dan akşam 22.00'ye kadar kahvede çalışıyorum zaten. Ayda ortalama 450 TL kazanıyorum, kahveden başka bir şeye vakit ayıramıyorum. Evimde çakmak olması normal, günde iki paket sigara içiyorum. Çakmakların bazıları kahvede unutulan çakmaklardan."
 
Mahkeme heyetini ikna edemiyor tabii. Bilirkişi olarak İzmir emniyetinden rapor istiyor mahkeme. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü, çakmakları inceleyerek mahkemeye sunduğu raporunda, "Bulunan 18'i boş, biri az dolu, 19 çakmağın bomba düzeneği haline getirilmesi mümkün değildir. Çakmaklar suç unsuru oluşturmaz." diyor.
 
Duruşma Savcısı Ali Çelik'in "suç işlenmemiştir, suç işleneceğine dair somut kanıt da bulunamadı" diyerek beraat talep ediyor. Ancak öyle olmuyor ve Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 314/2. maddesi uyarınca, "örgüt üyesi olmaktan" 7 yıl 6 aylık hapis cezası alıyor.
 
Açıkçası bu tür davalarda özellikle sol kesimin, insandan önce ideolojik kaygılarla meseleyi başka yönlere çektiklerini gazetecilik deneyimlerinden biliyorum. Bu nedenle Arif Pelit davasında neler yaşandı, kim, ne şekilde bu davayı suistimal etti, ya da etti mi, inanın bilmiyorum. İhtimal dışı değil elbette. Fakat çok garip bir durumun varlığı da ortada.
 
Dosya doğal olarak Yargıtay'a, Arif de parmaklıklar arkasına gidiyor. Yargıtay Savcısı Okan Beğar da "ceza için yeterli gerekçe yok" diyerek Savcı Çelik'in mütalaasına katılıyor ve Pelit'in beraatini istiyor.
 
Ne ki bu mütalaa da dikkate alınmıyor.
 
Ve Yargıtay, Pelit hakkındaki şu mahkeme kararını oybirliğiyle onaylıyor: "Evinde yapılan aramada ele geçirilen ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyecek çoklukta çakmak ve maytapların örgütsel amaçla kullanılabilecek nitelikte olmaları gerekçesiyle Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi'ne (DHKP-C) üyelikten 7,5 yıl hapisle cezalandırılmasına..."
 
Pelit, "suç işlemediği ve suça kastı olduğuna dair somut delil bulunamadığı" gerekçesiyle "örgüt propagandası" suçlamasından beraat ediyor.
 
Bir insanın hayatından 7,5 yılı almak acayip bir şey olmalı. Büyük bir vebal ve sorumluluğu olmalı en azından. Kendi hayatımızı düşünelim, bazen anlamsız olarak geçirdiğimiz bir günün bile hesabını soruyoruz, kayıp olarak görüyoruz. 19 tane çakmaktan yola çıkıp 7,5 yıl hapisle cezalandırmak, ne tür bir vicdanın olağan akışına uyuyor bilemiyorum!
 
Ve acı olan şu ki; Arif Pelit'in davası: insanî olmaktan ziyade, bir tarafta vicdanı kararmış hukuk sistemi ile idraki ideolojinin insafsız çarklarından deforme olmuş savunma mekanizması arasında harcanıp gidiyor.

M.Nedim Hazar / Zaman
adminadmin