Fikir
Giriş Tarihi : 04-08-2026 16:06   Güncelleme : 04-08-2026 16:20

Yeni Asya’dan geç kalmış 15 Temmuz Muhasebesi

Yeni Asya gazetesinde Av. Kadir Akbaş imzasıyla yayımlanan "Bir 15 Temmuz Muhasebesi" başlıklı üç günlük yazı dizisi, gazetenin yayın çizgisi, yakın tarihi ve Nurculuk hareketi içerisindeki konumu açısından oldukça radikal ve dikkat çekici bir kırılmaya işaret ediyor.

Yeni Asya’dan geç kalmış 15 Temmuz Muhasebesi

Yazı dizisi, Fethullah Gülen ve hareketini Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur’da ortaya koyduğu temel ölçüler ve hareket ilkeleriyle karşılaştırarak baştan sona sert, sistemli ve son derece ciddi tenkitler yöneltiyor. Metnin arka planında ciddi bir fikrî hazırlık ve kuvvetli bir analiz gücü bulunduğu tartışmaya kapalı. Ancak makalenin bu gücü ve sarsıcı tespitleri kadar, mezkûr yayının yapıldığı mecranın (Yeni Asya) yakın geçmişte takındığı tutumla olan çelişkisi de kamuoyunun ve okuyucunun gözünden kaçmıyor.

MAKALEDE ÖNE ÇIKAN TEMEL TENKİTLER VE ÇERÇEVE

1. Şahıs Merkezcilik ve Manevî Makam İddiaları

Bediüzzaman’ın "Zaman cemaat ve şahs-ı manevî zamanıdır" vurgusuna karşılık, Fethullah Gülen’in kendi şahsını ve karizmasını merkeze koyduğu bir yapı inşa ettiği belirtiliyor. Kendisine atfedilen Mehdîlik, Mesihlik gibi manevî makamlara göz yumarak veya bunları "hizmette motive edici unsur" olarak kullanarak Risale-i Nur Külliyatı’nın ve Kur’an hakikatlerinin önüne geçtiği vurgulanıyor.

2. İstiğna İlkelerinin İhlali ve Şaibeli Yapılanma

Risale-i Nur’un en temel ve tavizsiz esaslarından biri olan "istiğna" (maddî ve manevî hiçbir karşılık ve menfaat talep etmeme) ilkesinin ilk olarak bu yapı tarafından terk edildiği ifade ediliyor. Himmet, bağış ve kurban adı altında toplanan devasa finansal kaynakların zamanla tehdit ve şantaj boyutuna vardığı iddialarına dikkat çekiliyor.

3. Siyaset, Bürokrasi ve Hücresel Kadrolaşma

Bediüzzaman’ın "idare ve siyasete ilişmekten men eden" açık ikazlarına tezat bir şekilde; ordu, emniyet, yargı ve mülki idare gibi devletin stratejik organlarında sivil imamlar eliyle hücresel düzeyde bir kadrolaşmaya gidildiği anlatılıyor. Bu durumun Bediüzzaman’ın "Siyaset yoluyla galebe edilmez, bir iki cani yüzünden yüzde doksan masum zarar görür" ikazını fiilen doğruladığı ve son 10 yılda devasa bir masum kitlenin mağduriyetine yol açtığı altı çiziliyor.

4. Siyasî Çizgideki Sapma ve Darbe Dönemlerindeki Tutum

Risale-i Nur çizgisinin tarihsel olarak hürriyetçi, demokrat ve "ahrar" olarak tanımlanan siyasal değerleri desteklemesine karşın, Gülen grubunun her dönemde darbeci ve vesayetçi odakların ekmeğine yağ sürdüğü belirtiliyor. 12 Eylül Darbesi’ne verilen destekten, 28 Şubat sürecinde başörtüsü için "füruattır" denilip zalimlerin kararlarının "içtihat" sayılarak aklanmasına ve 15 Temmuz’a uzanan süreçteki kirli ittifaklara vurgu yapılıyor.

5. Dava Adamlığı, Bedel Ödeme ve Samimiyet Testi

Tarih boyunca Bediüzzaman ve Nur Talebelerinin mahkemelerde inançlarını, davasını ve Risale-i Nur’u izzetle savunduğu, bedel ödemekten çekinmediği hatırlatılıyor. Buna karşılık F. Gülen ve grubunun ise 1971’den itibaren mahkemelerde reddetme, inkâr etme, yurt dışına kaçma ve müntesiplerini adliye koridorlarında yalnız bırakma taktiğini benimsediği; yüz binlerce sanığın mahkemelerde bu hareketi ve liderini savunmaya değer dahi bulmadığı hazin bir tablo olarak nazara veriliyor.

YAZININ EN BÜYÜK EKSİĞİ: GAZETENİN 10 YILLIK TUTUMU

Yazı dizisinin içeriği, tespitleri ve kuramsal arka planı ne kadar kuvvetli, haklı ve yerinde olursa olsun, okuyucunun ve kamuoyunun zihninde cevapsız kalan çok hayati bir soru bulunmaktadır:

"Madem hakikatler bu kadar netti; Yeni Asya Gazetesi son 10 yılı aşkın süredir kendi varlık sebebini, yayın çizgisini ve tarihî misyonunu riske atma, hatta kendi cemaatini eritme pahasına niçin bu yapıya ve söylemlerine siper oldu?"

Bu soru açık yüreklilikle cevaplanmadığı müddetçe, kaleme alınan bu kapsamlı analizlerin üzerindeki koyu gölge varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Eğer bu yazı dizisi gazete yönetimi ve camiası adına bir "nedamet beyannamesi" veya içten gelen bir Özeleştiri ise, bunun adını açıkça koymak çok daha dürüstçe ve ahlaki bir tutum olurdu.

Yayın organının geçmişte hangi algı operasyonlarıyla, hangi yanlış değerlendirmelerle veya hangi illüzyonlarla Gülen Hareketi'ni sahiplendiği kamuoyuna izah edilmeden; sadece geçmişi ve vefat eden bir lideri tenkit etmek, meydana gelen sis bulutunu dağıtmaya ve açılan derin tahribatı tamir etmeye yetmeyecektir.

Samimi Bir Yüzleşme ve Yeniden Doğuş Fırsatı

Yeni Asya’nın Av. Kadir Akbaş imzalı bu radikal metne sayfalarını açmış olması, kurum içinde bir intibah (uyanış) emaresi ve geçmişle yüzleşme adına kapının aralandığının bir göstergesi sayılabilir. Gazete, tamamen yok olmayı ve kendi tarihsel mirasını gömmeyi kabul etmediğini bu yayınla ihsas ettirmektedir.

Eski dostları ve kamuoyunun gazeteden haklı beklentisi nettir:

Geçtiğimiz son on yılda kurum içinde nelerin yaşandığını, hangi baskılara veya mecburiyetlere maruz kalındığını, nerede basiret bağlanması yaşandığını aynı samimiyet, şeffaflık ve cesaretle amme efkârına takdim etmeleridir.

Yeni Asya ancak böyle kapsamlı, hesapsız ve dürüst bir özeleştiri sürecini tamamladığı takdirde, hem Bediüzzaman'ın çizgisindeki tarihî duruşunu ihya etme hem de toplum ve okuyucu nezdinde yeniden güven kazanarak yaşama fırsatını yakalayabilecektir.

adminadmin