Ahbap konusundaki eleştirileri değerlendiren Gültekin, muhafazakâr kamuoyunun geçmişte kendi bünyesindeki usulsüzlükler karşısında sessiz kaldığını ve bugün ahkâm kesenlerin çifte standart uyguladığını vurguladı.
"DENİZ FENERİ SKANDALINI KAÇ KİŞİ YAZABİLDİ?"
Gültekin, 2000'li yılların başında muhafazakâr camia içindeyken Deniz Feneri derneğindeki usulsüzlükleri ilk haber yapan isimlerden biri olduğunu belirterek, bu süreçte mahallesinden aforoz edildiğini dile getirdi. Kanal 7’nin sahipliğinin ve finansman yapısının Deniz Feneri üzerinden toplanan bağışlarla sağlandığını savunan Gültekin, şu ifadeleri kullandı:
"Bugün Ahbap üzerinden muhaliflere laf edenlerin, 'Siz buradaki rezilliği niye görmediniz?' diye hesap soranların kaçı Deniz Feneri'ndeki rezilliği yazabildi? Kaç tanesi bir cümle edebildi? Hiçbiri. Ben o dönem bunu yazdığım için 'Mahallenin rezilliklerini niye kamuoyu önünde tartışıyorsun?' denilerek aforoz edilmiştim."
"YARDIM KURULUŞLARI MEDYA ORGANLARINI FİNANSE ETMEK İÇİN KULLANILDI"
Sadece Deniz Feneri değil, benzer mekanizmaların farklı yapılar tarafından da kullanıldığını belirten Gültekin, yardım derneklerinin medya mecralarına örtülü sermaye aktarımı aracı haline getirildiğini ifade etti. Refah Partisi döneminde kurulan Cansuyu Derneği ve TV5 örneğini veren Gültekin, yardım kuruluşları üzerinden toplanan paralarla reklam verilerek kanallara yasal görünümlü finansman sağlandığına dikkat çekti.
"HERKES ÖTEKİNİN DEFOSUYLA MEŞGUL"
Toplumun farklı kesimlerinin benzer hatalar ve lekeler taşıdığını savunan Levent Gültekin, siyasi kutuplaşmanın yolsuzlukla mücadeleyi engellediğini vurguladı. Muhalif kesimin Ahbap sürecindeki usulsüzlüklerle yüzleşip eleştiri getirebildiğini söyleyen Gültekin, şu değerlendirmede bulundu:
"Herkes ötekinin deposuyla o kadar meşgul ki; dertleri yolsuzlukla veya yıkımla ilgilenmek değil, ötekini boğmak. Muhalifler Ahbap konusunda sesini çıkarıyor, yerden yere vuruyor. Peki, biz Deniz Feneri'ni ne kadar konu ettik? O yolsuzluk çarkının içinde olanlar bugün hâlâ ekranlarda ve muteber insan olarak dolaşıyor. İktidar o dönem konunun üzerini hızlıca kapatmıştı."
DENİZ FENERİ’NDEN AHBAP’A İYİLİK SKANDALLARI
İnsanların acıma ve yardım duygularını sömürerek toplanan bağış paralarının amacı dışında kullanılması iddiaları, Türkiye’de bir kez daha gündemin zirvesine oturdu.
Yıllar önce Almanya’da “yüzyılın dolandırıcılığı” olarak nitelendirilen Deniz Feneri skandalıyla başlayan tartışmalar, bugün AHBAP Derneği soruşturmasıyla yeniden hatırlandı.
Deniz Feneri’nde Ne Olmuştu?2000’li yıllarda Avrupa’daki Türklerden özellikle Kanal 7 (Euro 7) üzerinden toplanan 41 milyon Euro’luk bağışın önemli bölümünün yoksullara değil, dernek yöneticileri ve Kanal 7 ile bağlantılı şirketlere aktarıldığı Almanya’da mahkeme kararıyla tespit edilmişti.
Frankfurt Mahkemesi, dernek yöneticilerine hapis cezaları verirken, paraların kuryelerle Türkiye’ye taşındığını ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı başta olmak üzere Kanal 7 yöneticilerine teslim edildiğini belirledi.
Mahkeme, Almanya’daki yöneticileri “kukla”, asıl sorumluları ise Türkiye’deki medya grubu bağlantılı isimler olarak gösterdi.
Deprem felaketinin hemen ardından büyük bir dayanışma örneği olarak öne çıkan AHBAP Derneği, son dönemde ağır yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla sarsılıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, dernek adına toplanan bağışların bazı şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı öne sürülüyor. Haluk Levent’in de aralarında bulunduğu şüpheliler gözaltına alındı; 9 zanlı tutuklandı. Levent, emniyette verdiği ifadede “Usulsüzlük olabilir ama yolsuzluk değildir” diyerek savunma yaptı.
Deprem döneminde yaklaşık 158 milyon dolar (yaklaşık 4 milyar TL) bağış topladıklarını belirten Levent, harcamaların denetlenmiş olduğunu savunurken, bazı mali işlemler için “usulsüzlük” kabul etti.
ORTAK NOKTA
Her iki vakada da öne çıkan temel unsurlar şunlar:
Duygu sömürüsü: Yardım dernekleri üzerinden acıma duygusu tetiklenerek yüksek miktarda bağış toplanması.
Şeffaflık eksikliği: Bağışların nereye ve nasıl harcandığına dair bağımsız, erişilebilir denetim raporlarının yetersiz kalması.
Kişisel bağlantılar: Dernek faaliyetlerinin medya veya ünlü isimlerin kişisel/ticari ilişkileriyle iç içe geçmesi.
Deniz Feneri’nde paraların medya şirketine aktarıldığı iddia edilirken, AHBAP soruşturmasında bahis, kişisel harcamalar ve bazı hesaplara usulsüz aktarım iddiaları gündeme geldi.
Her iki olayda da bağışçılar “paralarımın gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığını” sorguluyor.
YARDIM KURULUŞLARINA DUYULAN GÜVEN SARSILIYOR
Uzmanlar, bu tür skandalların sivil toplumun ve hayırseverliğin itibarını zedelediğini belirtiyor. Özellikle deprem gibi büyük afetlerde toplanan milyarlarca liralık bağışların akıbetinin titizlikle denetlenmesi gerektiği vurgulanırken, bağımsız denetim raporlarının derhal kamuoyuyla paylaşılması çağrıları artıyor.


















































































































































































































