Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 14-12-2013 14:53   Güncelleme : 14-12-2013 14:53

En üşüyen yerimiz içimiz!

Yıl neredeyse bitmiş, masadaki takvimi yenisiyle değiştirme hesapları yapılmaya başlanmış bile çoktan

En üşüyen yerimiz içimiz!
Yıl neredeyse bitmiş, masadaki takvimi yenisiyle değiştirme hesapları yapılmaya başlanmış bile çoktan. Yeni olana doğru ilerliyoruz onu da hızlıca tüketmek uğruna… Dünden kalma yapılacaklar listemizi yokluyor, yapabildiklerimizin yanına bir çentik atıyoruz. Bugün nerede ne yapacak, hangi yaramızı okşayacağız? Günlerimizin telaşı yansıyor adımlarımıza. Bir yere geç kalmıyor fakat kendimize yetişmeye çalışıyoruz… Görünen o ki henüz becerebilmiş de değiliz…

Bu kez oturup düşünmeyecek, bu yıl ne getirmiş ne götürmüş çetelesini tutmayacağım. Terazinin iki kefesi var. Birincisi getirdiklerini, ikincisi de götürdüklerini ölçüyor. Biliyorum ki bunu yaparsam ikinci kefenin altından kalkamayacağım…

İnsan hayatı çağımızın sınav sistemi gibi işlemez. Bazen öyle bir yanlış yaparız ki telafisi mümkün olmaz. Bir yanlış değil bir yılı bir ömrü götürür, gördük götürüyor...

Bir yandan iyi şeyler yapadururken, öte yandan yıktığımız tuğlaları kim örecek? Yıkılanlar kırıldılar, ortada örülecek tuğla da kalmadı.

Şimdi mevsimlerden kış… Ömrümüzün günlerini hızlıca tükettiğimiz, gecelerin ise derdi olanları tükettiği zamanlar… Günlerin bedava da gecelerin oldukça pahalı olduğu, “hayrul leyl” temennileri duyduğumuz, öyle olmasını umduğumuz ve nedense sonunda bulduğumuzla hoşnut olmadığımız…

Kış günleri diğer mevsim günlerinden farklıdır. Günler kısadır fakat sonrasında düşündürdükleri uzun. Soğuk bizi dışımızdan çok içimize alıp götürür. Üşüdükçe içimize doğru çekiliriz, içimizin en üşüyen yerine…

Kış geceleri ise ömrümüzün ahirinde günübirlik yolculuklara benzer. Hep hazırlıksız yakalandığımız, hiçbir durakta mola vermeyen, aslında gitmek istediğimiz yönde olmayan ve bu yüzden bir türlü gideceğimiz yere varamadığımız bir yolculuk…

Bazen siz gidersiniz yol gitmez, bazen de siz bitersiniz de yol bitmez… Ram oluyoruz yollara...

Başkalarına şifa olan sözlerimizin kendi hastalıklarımıza hükmü geçmez. Hükümsüzdür... Başkalarına derman kendimize ferman yazarız… Sözler var söylenmesi beklenen, sözler var söylendiğinde kahrettiren…

Kitapların korsanları, markaların çakmaları oluyor da insanların taklitleri olmuyor mu? Taklitler asıllarını yaşatmadığı gibi taklit edeni de yaşatmıyor.

Bir yıl daha geçti… Ve yine gömdük kederleri yüreğimize…

Biz duruyoruz da Dünya durmuyor. Aşkına dönüyor, aşkla dönüyor…

Sırrına eremedik Dünya, çözen var çözülen var…
adminadmin