Bu deponun en kıymetli ve anlam yoğunluğu en yüksek parçalarından birini deyimler oluşturur. Deyimler, genellikle gerçek anlamlarından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleri veya tabirler olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama, deyimlerin salt birer dil bilgisi birimi olmanın ötesinde, toplumun olaylara ve olgulara yüklediği özgün anlamların birer yansıması olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplumun gelenek ve göreneklerinin, örf ve adetlerinin nesilden nesle aktarılmasını sağlayan deyimler, o toplumun dili kullanma özelliklerinin tespitinde ve kültürel kimliğinin inşasında merkezi bir rol oynar. Teşekkül ettiği topluma ait kültürel kodları barındıran deyimler, bu yönüyle o toplumun olay, olgu ve kavramlara olan bakış açısını deşifre eden birer anahtar niteliğindedir. Toplumsal gözlem süreci, bireylerin çevrelerinde olup bitenleri algılamasıyla başlar ve bu algıların kolektif bir süzgeçten geçerek dilde kalıplaşmasıyla sonuçlanır. Bu bağlamda deyimler, "donmuş" veya "kristalize olmuş" toplumsal tecrübelerdir.




















































































































































































































