Yaşadığı zamandan günümüze Allah’ın ona verdiği zenginlikle insanlığın diline pelesenk olmuş, Hz. Musa’nın karşısında kafirliğin finansmanı olarak direnmiş Karun’un, Kuran’da Ankebut 39 ve Mü’min 23.ayetlerde bahsedilmekle birlikte asıl kıssası Kasas suresi 76-83.ayetlerde anlatılır.
Ankebut 39 ile Mü’min 23.ayetlerde apaçık delillerle gelen Hz. Musa’ya karşı Firavun ve Haman’la birlikte karşı koyup yalanlayan Karun’un diğerleriyle birlikte helak oldukları açık ifade edilir.
Tevrat’ta da Korah adıyla bahsedilen Karun, Kasas suresinde şöyle anlatılır:
تَفْرَحْ لَا قَوْمُهُ لَهُ قَالَ إِذْ الْقُوَّةِ أُولِي بِالْعُصْبَةِ لَتَنُوءُ مَفَاتِحَهُ إِنَّ مَٓا الْكُنُوزِ مِنَ وَآتَيْنَاهُ عَلَيْهِمْفَبَغَى مُوسَى قَوْمِ مِن كَانَ قَارُونَ إِنَّ
الْفَرِحِينَ يُحِبُّ لَا اللَّهَ إِنَّ
İnne kârûne kâne min kavmi mûsâ, fe begâ aleyhim, ve âteynâhu minel kunûzi mâ inne mefâtihahu le tenûu bil usbeti ulî kuvveti, iz kâle lehu kavmuhu lâ tefrah innallâhe lâ yuhıbbul ferihîn. (Kasas suresi 76.ayet)
“Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”
(مُوسَى قَوْمِ مِن) “Min kavmi mûsâ” ifadesine Mûsâ’nın kavminden Musa'nın milletinden Musa'nın halkından mealleri verilmiştir. Tefsirlerde Karun’un Hz. Musa’yla yakın akraba olduğu, bazı tefsirlerde ise amcaoğlu oldukları bilgisi verilir. Bu ifadeden Karun, Hz. Musa’nın içinde bulunduğu toplum, birlikte yaşadıkları ülke, daha dar anlamı alacak olursak ifade edildiği üzere aynı aileden, kabileden, öyle ki başlangıçta Hz. Musa’ya inanmış onun yakın inanlar topluluğundandı. Bir peygamber olarak Hz.Musa’nın ümmetindendi Karun ki vahiyden ve önceki peygamberler ve topluluklardan haberdardı.
(عَلَيْهِمْ فَبَغَى) “fe begâ aleyhim” ifadesine, onlara karşı azgınlık etti, ihanet edip onlara zulmetti, onlara karşı azgınlık etmişti, onlara karşı haddi tecavüz etti, kendini büyük görüp onlara zulmediyordu, toplumuna karşı şımardı da şımardı mealleri verilmiştir.
Karun, Hz. Musa ve ona inananlarla birlikteydi; yabancı bir diyardan gelip onlara katılmamış onlardan biri olarak Hz. Musa’nın topluluğundan biriydi. Ancak Karun, Hz. Musa ve kavmine haksızlık edip ihanet etti. Yani Karun, o toplumun ekonomik potansiyelini şeytani zekasıyla sırf kendi adına ve lehine kullandı. Bu uyanıklığı Karun’u zenginleştirdi; ancak kavmini zor durumda bıraktı.
(الْقُوَّةِ أُولِي بِالْعُصْبَةِ لَتَنُوءُ مَفَاتِحَهُ إِنَّ مَٓا الْكُنُوزِ مِنَ وَآتَيْنَاهُ) “Ve âteynâhu minel kunûzi mâ inne mefâtihahu le tenûu bil usbeti ulî kuvveti” ifadesine şu manalar verilmiştir: Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik, biz ona hazineler vermiştik, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı, ona öyle hazîneler vermiştik ki anahtarları cidden güçlü kuvvetli bir bölüğe ağır geliyordu.
Bazı tefsirlerde Karun’a verilen hazineler genelde altın cinsi değerler olarak ifade edilip bunların çokluğunu ifade açısından anahtarlarını güçlü bir topluluğun taşıyamaması mecaz olarak ifade edilmiştir denilmiştir. Gerçek manada anlayıp hazinelerinin bitip tükenmeyecek derecede olduğu, anahtarlarının devlerle taşındığı şeklinde ifadelerde söz konusudur.
(الْكُنُوزِ مِنَ) “Minel kunûzi” ‘hazinelerden’ ifadesi ve bunun bilinmeyen hazineler manasını da içerdiği ile (الْقُوَّةِ أُولِي بِالْعُصْبَةِ) “bil usbeti ulî kuvveti” ‘güçlü bir topluluğa’ vurgusu dikkate alındığında günümüz ekonomi uygulamalarına göre bu ifadeyi şöyle yorumluyoruz:
Allah, Karun’a bir çok insanın bilip ummadığı yolardan öyle kazançlar vermiş ve veriyordu ki kazançların elde edildiği işleri, bu işlerden anlayan insanlar anlamakla birlikte idarede güçlük çekiyorlardı. Günümüz ifadesiyle Karun’un yüzlerce ehil çalışanın idare ettiği yüzlerce şirketleri vardı. Öyle ki bu kadar geniş bir ekonomik işleyişi yerli yerinde işletip idare etmek kolay değildi. Karun’un mal ve mülkünden olmasının işareti de aslında burada bu açıdan veriliyor. Varlıklı insanlar bilirler ki nasıl çabucak büyüdüler ise bundan daha çabuk olarak bir anda küçülüp yok olabilirler. Aslında onlar sürekli bunun stresi içinde yaşarlar.
Bu zenginliğe ulaşmada Karun, Hz. Musa ve kavminin ekonomik imkanlarını bir hile ile kendine inhisar kıldı. Onlardan, onlar aleyhine haksız kazanç elde etti. Günümüz ifadesiyle o toplumu, toplumunu hortumladı. Bu sayede zengin ve güçlü oldu ve bu güç ve zenginlik toplumda ona belirli bir hakimiyet verdi. Bunun için Hz. Musa’nın kavmindendi ifadesinden sonra ayette (عَلَيْهِمْ فَبَغَى) “fe begâ aleyhim” denilmekte ve devamında bu sebeple ona verilen zenginlik ifade edilmektedir.
Karun için ‘azgınlaşıp kavmine haksızlık yaptı’ denilmesi kendisine kavmi imkanlarıyla verilen zenginliği ifade eder. Hemen devamında bu zenginlik anlatılır: “Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik.”
Her an malını kaybetme stresi içinde de olsa Karun, aldatıp sömürdüğü insanlara karşı kendini büyük gördü, onlardan herhangi birinin de rahatlıkla ulaşabileceği kendi imkanlarına onların yerine kendisinin ulaştığı sevinciyle sevinip onları beceriksiz görerek onlara karşı şımardı.
Bilgisiz ve değersiz gördüğü kavmi aslında her şeyin farkındaydı ve bunun için Karun’u şöyle uyardılar: (الْفَرِحِينَ يُحِبُّ لَا اللَّهَ إِنَّ تَفْرَحْ لَا قَوْمُهُ لَهُ قَالَ إِذْ) “iz kâle lehu kavmuhu lâ tefrah innallâhe lâ yuhıbbul ferihîn.” Kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”
(تَفْرَحْ لَا) “Lâ tefrah” ifadesini başkalarının elde etme imkanları olduğu halde elde edemeyip kendisinin az bir bilgi ve hamleyle elde ettiği varlık ve nimetlerden dolayı diğerlerini küçümseyerek sevinip şımarma şeklinde yorumluyoruz.
Kavmi, Karun’a onlardan olduğundan hareketle Hz. Musa’ya ittiba ettiği için kendisine verilen nimetlerden dolayı şımarmaması uyarısında bulunarak öğüt nasihat ve uyarılarına şöyle devam ettiler:
لْأَرْضِ فِي الْفَسَادَ تَبْغِ وَلَا إِلَيْكَ اللَّهُ أَحْسَنَ كَمَا وَأَحْسِن الدُّنْيَا مِنَ نَصِيبَكَ تَنسَ وَلَا الْآخِرَةَالدَّارَ اللَّهُ آتَاكَ فِيمَا وَابْتَغِ لْمُفْسِدِينَ يُحِبُّ لَا اللَّهَ إِنَّ
“Vebtegı fîmâ âtâkellâhud dârel âhırate ve lâ tense nasîbeke mined dunyâ ve ahsin kemâ ahsenallâhu ileyke ve lâ tebgıl fesâde fîl ard(ardı), innallâhe lâ yuhıbbul mufsidîn.” (Kasas suresi 77.ayet)
“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”
Allah’ın sana verdikleriyle ahiret evine tabi ol. Verilen nimetler seni dünya nimetlerine yönelip kam alma yerine ahret yurduna yöneltsin. Ahiret hayatını unutup esasta Allah’ın verdiği nimet ve imkanlarla bütünüyle dünyaya dalma. İnsanın yaratılışında doğal olan budur; ama sen diğerleri gibi bu yanılgıya düşme.
(الدُّنْيَا مِنَ نَصِيبَكَ تَنسَ وَلَا) “Lâ tense nasîbeke mined dunyâ” ifadesi çoğunlukla ‘dünyadan da nasibini unutma’ şeklinde anlaşılıp yorumlanmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır, bu ifadeyi diğerlerinden farklı olarak şöyle yorumlar: Dünyadan nasîbi, ba'zıları helâl dünya rızkı ve meşru' dünya zevki diye anlamak istemişlerse de o geçici dünyanın kendisi demektir. Asıl dünyadan nasîb ise «dünya ahıretin mezreasıdır» muktezasınca ahıret için edilen intifa', ahırete kalacak ameldir. Yoksa dünyadan nasîb nihayet bir kefendir.
‘Allah’ın sana verdiklerinde ahirete tabi, talip ol’ ifadesi verilen nimet ve imkanların ahiret amaçlı kullanılması olarak anlaşılır. Devamında gelen ‘dünyadan da nasibini unutma’ ifadesi de ahiret girişinden sonra elbette dünyaya yönelmeyi içermez. Verilen nimetlerde olduğu gibi yaşam olarakta ahireti hedeflemelidir insan. (الدُّنْيَا مِنَ نَصِيبَكَ) “Nasîbeke mined dunyâ” ifadesini, dünya yaşamı, ömür ve hayat olarak anlıyoruz. Aksi durumda ayetin başındaki ifade ile devamındaki bu ifade birbiriyle çelişir. Devamında gelen ‘Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sende iyilikler yap, ihsanda bulun’ ifadesi ortadayken ‘dünyadan da nasibini unutma’yı ahireti bir süre bırak dünyan için çalış manasında anlamak doğru olmaz.
Maalesef bu ve benzeri eksik ve hatalı yorumlar, zaman içinde, günümüz dünyasına ulaştığında dünya ve ahiret inancında yanlış bir müslüman tipini sonuç vermiştir. İbadeti ahiret için yaparken aynı ibadet ve ibadet uygulamalarını karşısındakiler üzerinde onlardan dünyalık menfaat sağlamak için yalan dolanlarla kullanabilmektedir. Abdestli olduğunu, yani namaz kıldığını yeminle birlikte ifade ederek haksız kazancına, sahtekarlığına kılıf olarak kullanmaktadır.
(الْأَرْضِ فِي الْفَسَادَ تَبْغِ وَلَا) “Lâ tebgıl fesâde fîl ardı” yeryüzünde bozgunculuk isteme. Yeryüzünde fitne, fesada, ortamı karıştırmaya, zulüm ve haksızlıklara tabi olup bunları talep etme. Sana Allah’ın verdiği imkan, nimetler ve bunlarla birlikte gelen hakimiyetle şımarıp azgınlaşıp her şeyde daha fazlasını isteyip haddi aşarak dünyada fesad çıkarıp insanlığın saadet ve mutluluğuyla oynama. Allah’ın sana verdikleriyle ve dünyada verdiği ömürle ahirete tabi ve talip ol. Allah’ın sana ihsan edip iyilik yaptığı gibi sende insanlara ihsan et, iyilikler yap. Bütün bunları yapmadığın gibi dünyayı da karıştırma, dünyada zulüm ve haksızlık çıkarma, insanları birbirine düşürme. Ahirete talip olup iyilikler yapmışsan da bu yeterli olmayıp dünyalığın daha fazlası için hırs uğruna insanlar arasında fesat çıkarma, azgınlık, bozgunculuk, zulüm ve haksızlık yapma. Zira Allah ifsad edenleri, fesat çıkaranları, zulüm ve haksızlık yapanları sevmez.
Karun, Allah’ın verdiği mal mülkle iyilikler yaparak ahireti hedeflemesi çağrısına muhatap olduğunda bütün bunları, hakikati bildiği halde karşıt tavır alıp bunları yapmamak adına kendini sırf dünya ile sınırlayarak büyüklenip ayetteki ifadeyle şöyle dedi:
(عِندِي عِلْمٍعَلَى أُوتِيتُهُ إِنَّمَا قَالَ) “Kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin indî Kârûn”. ‘Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir’ dedi.
Allah bütün bu nimet ve imkanları bendeki bilgi beceri ve kabiliyetler nedeniyle verdi. Bu açıdan içinizde bütün bunlara ben layıktım ve Tanrıda bana verdi. Kendi bilgi, beceri ve kabiliyetimle kazandığım bu mal ve mülkü neden başkalarına karşılıksız vereyim; bunu kesinlikle yapmam dedi.
Karun’un bu itirazına Allah ayette şu hatırlatma ve uyarıyı yapar:
جَمْعً وَأَكْثَرُ قُوَّةً مِنْهُ أَشَدُّهُوَمَنْ القُرُونِ مِنَ قَبْلِهِ مِن أَهْلَكَ قَدْ اللَّهَ أَنَّ يَعْلَمْ أَوَلَمْ
“Ve lem ya’lem ennellâhe kad ehleke min kablihî minel kurûni men huve eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem’ân.” (Kasas suresi 78.ayet)
‘O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu?’
Burada Karun’un Hz. Musa aracılığıyla vahye muhatap olup bu yolla geçmiş kavim ve milletlerin kıssalarına vakıf olduğu hatırlatılarak onların düştüğü hataya düşerek onların sonlarına mahkum olacağı ifade edilir. Kendini her açıdan çok güçlü ve üstün gören Karun’a verilenlerin daha çok ve fazlasının öncekilere verildiği hatırlatılarak büyüklenip kibirlenerek Tanrı’dan kaçamayacağı gerçeği vurgulanır. (جَمْعً وَأَكْثَرُ قُوَّةً مِنْهُ أَشَدُّ) “Eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem’ân” ‘ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri’ ifadesiyle Karun’un helaka mahkum olduğuna işaret edilir. Mal, mülk, melal ve diğer her şeyde ondan daha çok mala sahip bu önceki gönderilenler. Daha çok mal mülke daha çok insan ve kamuoyuna sahiplerdi. Ancak bütün bunlar helak olmaktan kurtaramadı onları. Zira büyüklenip kibirlenerek fitne ve fesat çıkararak her şeyi kendi bilgi beceri ve kabiliyetlerine vererek ilahi iradeye karşıt olup helaka layık ve mahkum olmuşlardı.
(الْمُجْرِمُونَ ذُنُوبِهِمُ عَن يُسْأَلُ وَلَا) “Lâ yus’elu an zunûbihimul mucrimûn”, suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz.
İlahi iradeye karşı suç işlemiş kimselerden suçları sorulmaz. Yani suçları nedir ki bunlar cezalandırılıyor diye sorulamaz. Bunlar kendilerini suçsuz gösteremez; bu hususta kendilerini savunamazlar ve savunulamazlar.
Allah’ın iradesine karşıt düşünüp davranmasıyla helakı hak ettiği açıklanan Karun’un kibir ve debdebesiyle kamuoyuna çıkması diğer ayette şöyle anlatılır:
عَظ۪يمٍ حَظٍّ لَذُو إِنَّهُ قَارُونُ أُوتِيَ مَا مِثْلَ لَنَا لَيْتَ يَا الدُّنيَا الْحَيَاةَ يُرِيدُونَ الَّذِينَ قَالَ زِينَتِهِ فِي قَوْمِهِ عَلَى فَخَرَجَ
“Feharace alâ kavmihî fî zînetihî, kâlellezîne yurîdûnel hayâted dunyâ yâ leyte lenâ misle mâ ûtiye kârûnu innehu le zû hazzın azîm(azîmin).” (Kasas suresi 79.ayet)
“Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.”
(زِينَتِهِ فِي) “Fî zînetihî” ifadesine, zineti ve görkemi içerisinde, görkem ve debdebesi içinde, gösteriş içinde, görkem ve gösteriş içinde, bütün ihtişam ve şatafatıyla süslü takılarıyla meali verilmiştir.
Servetinin çokluğunu ve hüküm ve gücünün genişliğini yansıtacak bütün görsellerle kavmine, kamuoyuna, çıktı; gündeme gelip herkesin konuştuğu tek konu oldu.
Dünya hayatını arzu edenler, dünyanın sadece ihtişam ve görkemini isteyenler, Karun’un debdebe ve süsüne, ihtişamına vurulup bayıldılar. Bu arzu, istek ve duygularını şöyle ifade ettiler:
(عَظِيمٍ حَظٍّ لَذُو إِنَّهُ قَارُونُ أُوتِيَ مَا مِثْلَ لَنَا لَيْتَ يَا) “Yâ leyte lenâ misle mâ ûtiye kârûnu innehu le zû hazzın azîm”, ‘keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir’ mealindedir.
Ahireti bir kenara bırakıp dünyayı, dünya yaşamını isteyenler ayette ifade edildiği şekilde iç çekip Karun’un ihtişamına tamah ettiler. Karunvari kendileri de zengin olmak, dünya nimetlerine nail olmak istediler. Karun’un ihtişam ve zenginliğine öykündüler. Aklı, bilgisi ve becerisiyle Hz. Musa’ya muhatap olarak Allah’ı ve O’nun hüküm ve iradesini bilip bu bilgi içerisinde Allah’a isyan eden Karun’un ihtişamlı görüntüsüne aldanan onun kadar bilgi sahibi olmayan halk tabakası, sineklerin pekmez tabağına üşüşmesi gibi dünyanın süs ve debdebesine tüm duygularıyla yöneldiler. Oysaki gerçek hakikat dünyanın süs ve ihtişamı değildi.
Halk tabakasının dışında bu gerçeği bilen, kendilerine ilim verilenler, vahiyden ve peygamber olarak Hz. Musa’dan nasip alıp dünya ve ahiret hakikatini bilenler Karun’a verenler benzeri dünyanın süs ve ihtişamını isteyenleri şöyle uyardılar:
الصَّابِرُونَ إِلَّا يُلَقّٰيهَٓا وَلَا صَالِحًا وَعَمِلَ آمَنَ لِّمَنْ خَيْرٌ اللَّهِ ثَوَابُ وَيْلَكُمْ
“Veylekum sevâbullâhi hayrun li men âmene ve amile sâlihâ(sâlihan) ve lâ yulekkâhâ illâs sâbirûn”. (Kasas suresi 80.ayet)
“Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur.”
‘Kendilerine ilim verilenleri’ ifadesinden günümüz ilim adamlarını anladığımızda hemen pek çoğunun burada bahsedilenlere uymadığını düşünüyoruz. Zira günümüzde hemen ayrımsız herkesin Karun’a öykünenler gibi dünya hayatının lüks ve ihtişamını azami derecede istedikleri herkesin bildiği gerçek. Zira Karun gibi küresel güce sahip olanlar daha fazlasına sahip olmak ve daha çok ve etkin hükmetmek için tüm insanlığı, onlara ahireti unutturup dünyaya yöneltiyor ve ayette ifade edilen fesadı arzulayıp uyguluyorlar.
المُنتَصِرِينَ مِنَ كَانَ وَمَا اللَّهِ دُونِ مِن يَنصُرُونَهُ فِئَةٍ مِن لَهُ كَانَ فَمَا الْأَرْضَ وَبِدَارِهِ بِهِ فَخَسَفْنَا
“Fe hasefnâ bihî ve bidârihil arda fe mâ kâne lehu min fietin yansurûnehu min dûnillâhi ve mâ kâne minel muntasırîn(muntasırîne).” (Kasas suresi 81.ayet)
“Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!”
Ayette ifade edildiği üzere dünya ihtişam ve debdebesi vefasız bir yar gibi terk edip gidecekti. Hakikati bildiği halde Allah’a karşıt olan Karun’un azgınlık ve haksızlıkla hortuplayıp edindiği servet sonunda onun elinden alınmıştı. Bu çöküşü has adamları durduramadığı gibi onun iddia ettiği bilgi ve kabiliyeti de engelleyememişti. Dillere destan Karun, mal-melal, saray, ihtişam ve her şeyiyle batıp yok olup gitti.
(بِالْأَمْسِ مَكَانَهُ تَمَنَّوْا الَّذِينَ وَأَصْبَحَ) “Ve asbehallezîne temennev mekânehu bil emsi”, daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, onun gibi olmak isteyip Karun’a öykünenler, bu zalim ve azgının akıbetini gördüklerinde şöyle dediler:
الْكَافِرُونَ يُفْلِحُ لَا وَيْكَأَنَّهُ بِنَا لَخَسَفَ عَلَيْنَا اللَّهُ مَّنَّ أَن لَوْلَاوَيَقْدِرُ عِبَادِهِ مِنْ يَشَاء لِمَن الرِّزْقَ يَبْسُطُ اللَّهَ وَيْكَأَنَّ يَقُولُونَ “Yekûlûne vey ke ennellâhe yebsutur rızka li men yeşâu min ıbâdihî ve yakdir(yakdiru), lev lâ en mennallâhu aleynâ le hasefe binâ, vey ke ennehu lâ yuflihul kâfirûn.” (Kasas suresi 82.ayet)
“Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak demeye başladılar.”
“Ve yakdiru, lev lâ en mennallâhu aleynâ le hasefe binâ”, ‘Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi’ ifadesi onların belirli bir konumda varlık ve statü sahibi olduklarını ifade eder. Tehlikeyi görünce mevcuda razı olmuşlardır. Ancak Karun’a verilenlere sahip olduklarında yinede onun gibi davranacaklardır.
Karun kıssası mealen şu ayetle sonlanır:
“İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır. O Âhıret evi (son yurd) biz onu öyle kimselere veririz ki yer yüzünde ne bir kibir ne de bir fesad istemezler, ve o akıbet korunan müttekılerindir Ama âhiret diyarına gelince: Biz orayı dünyada büyüklük taslamayanlara, fesatçılık ve bozgunculuk peşinde olmayanlara veririz. Hayırlı âkıbet, günahlardan sakınanlarındır.” (Kasas suresi 83.ayet)
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)