Haçlı Seferleri'nin yarattığı dini atmosferin gölgesinde şekillenen bu akılalmaz olay, dönemin Kilise yönetiminin göz yummasıyla on binlerce yoksul ve kimsesiz çocuğun evlerinden ayrılıp meçhule yürümesiyle sonuçlandı.
Avrupa'yı saran mistik dalga ve temiz kalpliler ordusu
Orta Çağ Avrupası'nda kralları ve dükleri tek bir hedef etrafında birleştiren dini motivasyon, 13. yüzyılın başlarında en çarpıcı ve yıkıcı etkilerinden birini çocuklar üzerinde gösterdi.
Dördüncü ve Beşinci Haçlı Seferleri arasındaki dönemde, Fransa'da yaşayan bir gencin, gördüğü ilahi bir rüya üzerine "Temiz Kalpliler Ordusu" kurmakla görevlendirildiğini iddia etmesi fitili ateşledi. Dönemin Fransa Kralı'ndan destek görememesine rağmen kendi imkanlarıyla yola çıkan bu genç, kısa sürede on binlerce çocuğu etrafında topladı. Eşzamanlı olarak Almanya'da da bir başka gencin benzer vizyonlarla Alman köylerini dolaşarak büyük bir kitleyi harekete geçirmesi, Avrupa'yı benzeri görülmemiş bir toplumsal histeriye sürükledi.
Alplerde ölüm kusan güzergah ve denizde kurulan köle pazarı
Kutsal Toprakları kan dökmeden, yalnızca masumiyetleriyle fethedebileceklerine inandırılan yoksul çocukların ilk büyük sınavı, Cenova'ya ulaşmak için aşmak zorunda oldukları zorlu Alpler oldu.
On binlerce çocuk açlık, susuzluk ve dondurucu soğuklar nedeniyle dağlarda hayatını kaybetti. Cenova kıyılarına ulaşmayı başaran hayatta kalanlar ise, denizin tıpkı kutsal metinlerdeki gibi ikiye yarılacağı beklentisiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu çaresizlik anında ortaya çıkan fırsatçı denizciler, çocukları Kutsal Topraklara götürme vaadiyle gemilere bindirerek Akdeniz'in karanlık sularına açıldı.
Ancak gemiler rotasını Kudüs'e değil, Kuzey Afrika'ya çevirdi ve tarihin en acı ihanetlerinden biri yaşanarak binlerce çocuk köle pazarlarında satıldı.
Kilisenin sessizliği ve efsanelere ilham veren karanlık son
Tarihi kayıtlar, on binlerce çocuğun göz göre göre ölüme ve esarete yürüdüğü bu korkunç trajedi karşısında, dönemin Papalığının ve din adamlarının engelleyici bir tutum sergilemediğini ortaya koyuyor.
Hatta ailelere, kutsal bir davaya katılan çocuklarına engel olmamaları yönünde telkinlerde bulunulduğu biliniyor. Kilisenin aileler üzerindeki mutlak otoritesi, çocuklarını cihada gönderen dindar toplumun sessiz kalmasına neden oldu.
Akıbeti hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamayan ve tarih sahnesinde üstü örtülen bu karanlık yolculuk, daha sonraki yüzyıllarda "Fareli Köyün Kavalcısı" gibi Avrupa'nın ünlü masallarına ve karanlık halk efsanelerine de ilham kaynağı oldu.
Bir misyonerin veya kötü niyetli bir yabancının çocukları peşine takıp geri dönmemek üzere götürmesi teması, 1212 yılının bu acı gerçeğinin toplumsal hafızadaki travmatik bir yansıması olarak günümüze kadar ulaştı.



















































































































































































































