Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 25-01-2014 13:51   Güncelleme : 25-01-2014 13:51

AĞLAYAMIYORUZ

Ne zaman hayatta yenik düşüp ağlayacak olsam; çocukluğumda sokak kavgalarına karışıp, hırpalanmaktan usanarak annemin yanına sığındığımda söylediklerini hatırlarım ve derim ki kendime: “Sakın ağlama yoksa seni bir de ben döverim

AĞLAYAMIYORUZ
Ne zaman hayatta yenik düşüp ağlayacak olsam; çocukluğumda sokak kavgalarına karışıp, hırpalanmaktan usanarak annemin yanına sığındığımda söylediklerini hatırlarım ve derim ki kendime: “Sakın ağlama yoksa seni bir de ben döverim.”

Çocukluğumuzda çoğumuzun duyduğu cümlelerden bu.

Hiçbir zaman kavgacı bir çocuk olmayı başaramadım. Ne zaman kendimi bir serüvenin içine atayım ve tüm damarlarıma kadar bir kavganın içinde olayım desem; hepsini yarıda bırakıp kaçar ve annemin yanına sığınırdım.

Anneminse vazgeçilmez cümlesi bu olurdu. “Sakın ağlama, yoksa seni bir de ben döverim.”

Duyduğum bu sözle daha da kinlenip, iyice kızardım her şeye. Annemin beni avutmamasıysa geldiğim son nokta olurdu bu durumda. Korkakça bir kavgadan kaçtığıma mı üzülecektim, bunca hırpalanmama mı, yoksa annemin sözlerine mi?
Ablam benden çoğu konuda daha savaşçı olmuştur. Evde de onla çok kez idman yapmış olmama ve her seferinde yenilmeme rağmen, dışarıdaki kavgalarda da oldukça başarısızdım.

Bu konudaki başarı duygumu ne evde ne de tüm denemelerime rağmen sokakta doyurmuşluğum olamadı.

Nitekim hiçbir zaman kavgacı biri olamadım. Daha doğrusu kavgalarda yenen taraf olamadım. Hep kaybedince de insan bir yerden sonra vazgeçiyor.

Sanırım benim gibi yenilmek kaderi olanların geleceği son nokta kavga etmemeyi seçmek oluyor.

İnsan başarılı olamadığı bir işe ne kadar devam edebilirdi ki.

Zaman hayatla kavga şekillerimizi değiştiriyor…

Sokaklarda birbirimize hunharca saldırdığımız günleri geçip, daha soyut kavgalara giriyoruz yaşamla.

Yoruluyoruz, yıpranıyoruz, yapılanları hazmedemiyor, kendi zayıflığımıza katlanamıyoruz çoğu zaman. İşte o zaman içimdeki anne tarafım sesleniyor ve bu kavgaya bir şekilde kendimin girdiğini hatırlatıp, o unutamadığım sözleri fısıldıyor kulaklarıma: “Sakın ağlama yoksa seni bir de ben döverim.”

Ağlayamıyoruz…

Ağlayabilsek keşke…

İçimizdeki buzdağlarını eritebilsek…

Artık gözyaşlarımızı içimize akıtmaktan vazgeçebilsek…

Olmuyor…  Yenilmişliğimizle daha da büyüyor içimizdeki dağlar…

Buzdağlarının da hep görünen kısmı, görünmeyenden küçük olmuştur biliyoruz…

Anlayamıyorlar o yüzden dışarıdan bakanlar…

Göremiyorlar içimizdeki yaraların büyüklüğünü…

Göstermek de istemiyoruz zaten…

Hayat alıp bizi “Buzdan Heykeller Ülkesi” ne çeviriyor, ses çıkaramıyoruz…



Ağlayamıyorum anne…

Ağlayabilsem keşke…

Üstelik artık bir de senin dövmene bile razıyken.
adminadmin