DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ömer Naci Yılmaz
Ömer Naci Yılmaz
Giriş Tarihi : 11-08-2026 17:27

Bana Altmış Yıldır Anne diye Seslenebilmeyi…

Bir annenin ardından söylenecek sözlerin hiçbirisi, onun evlatlarının yüreğinde bıraktığı izleri anlatmaya yetmez.

Çünkü anne, insanın hayatında yalnızca bir isim değildir; sığınılan bir liman, başı dara düştüğünde dönülen bir kapı, çocukluğun en sıcak hatırası, merhametin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Biz de dostumuz, İmam Hatip Hüseyin Kılıç Hocamızın muhterem annesi Sariye Annemizi ebediyete uğurlarken yalnızca bir cenazeye değil, seksen altı yıllık bir ömre, büyük bir annelik hikâyesine ve sabırla örülmüş bir hayatın son sayfasına şahitlik ettik. Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Alataş köyünde toprağa verdiğimiz Sariye Annemiz, ardında evlatlarının, torunlarının ve onu tanıyanların yüreğinde derin izler bırakarak Rabb’ine yürüdü. Dört yıldır mücadele ettiği kan kanserinin yorgunluğunu taşıyan bedeni toprağa emanet edilirken geride, yaşanmış bir ömrün sessiz fakat güçlü şahitliği kaldı.

 

Sariye Annemizin hayatı, kolay bir hayat değildi. 1998 yılında elim bir trafik kazasında eşini ve oğlunu aynı anda kaybetti. Bir annenin evladını toprağa vermesinin ne demek olduğunu kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Hele bir annenin hem eşini hem de evladını aynı acının içinde kaybetmesi, yüreğin taşıyabileceği en ağır imtihanlardan biridir. Fakat Sariye Annemiz, acısının altında ezilmek yerine kalan ömrünü oğlunun dört yetimine adadı. Kendi yarasını sessizce sararken geride kalan çocukların yarasına merhem olmaya çalıştı. Hayatının bundan sonraki yıllarını, kaybettiği oğlunun çocuklarına adaması, anneliğin yalnızca dünyaya bir evlat getirmekten ibaret olmadığını gösteren büyük bir fedakârlıktı. Bir annenin sevgisi, evladının vefatıyla sona ermiyor; bazen onun çocuklarına uzanan ellerde, onun hatırasını yaşatan yürekte ve onun emanetlerine sahip çıkan merhamette devam ediyor.

Sariye Annemiz beş evlat sahibiydi. İkisi erkek, üçü kız olan evlatları onun hayatının en kıymetli sermayesiydi. Ancak anneliği yalnızca kendi çocuklarıyla sınırlı kalmadı. Oğlu vefat ettiğinde geride kalan dört yetim, onun için artık sadece torunları değildi; oğlundan kendisine kalan emanetlerdi. Onların hayatına dokundu, onların büyümesine şahitlik etti, onların acılarını kendi acısı bildi. Bir annenin yüreği işte böyle genişliyordu. Kaybettiği evladının ardından hayatın bütün yükünü omuzlarına alıp onun çocuklarına sahip çıkmak, sözle anlatılabilecek bir fedakârlık değildir. Sariye Annemiz bunu sessizce yaptı. Belki yaptığı fedakârlıkları anlatmadı, belki karşılığını beklemedi. Fakat annelik zaten biraz da budur: İyiliği hesaplamadan yapmak, sevgiyi ölçmeden vermek ve fedakârlığı bir borç gibi değil, hayatın doğal bir parçası gibi yaşamaktır.

Sariye Annemiz, son yirmi sekiz yılını oğlu Hüseyin Kılıç Hocamızın yanında geçirdi. Bu yirmi sekiz yıl, bir annenin evladına duyduğu güvenin, bir evladın annesine duyduğu vefanın ve aile içinde yaşanan karşılıklı merhametin güzel bir örneği oldu. İnsan hayatında yirmi sekiz yıl az bir zaman değildir. Aynı evin içinde, aynı sofranın etrafında, aynı hayatın sevinçlerini ve sıkıntılarını paylaşarak geçirilen yıllar, insanları yalnızca anne ve oğul olmaktan çıkarır; birbirinin yoldaşı, sırdaşı ve destekçisi hâline getirir. Hüseyin Hocamızın annesine hizmet etme imkânını bir yük olarak değil, Rabb’inin kendisine ikramı olarak görmesi ise bu hikâyenin en anlamlı taraflarından biriydi. Çünkü anneye hizmet, yalnızca yapılması gereken bir görev değil, insanın hayatına verilmiş büyük bir fırsattır.

Fakat burada, bu yirmi sekiz yıllık beraberliğin hakkını teslim etmek adına özellikle bir ismi anmak gerekir: Naciye Hoca Hanım. Çünkü Sariye Annemizin son yirmi sekiz yılını oğlu Hüseyin Hocamızın yanında huzur içinde geçirebilmesinin asıl mimarlarından biri, hatta bu beraberliğin sessiz kahramanı Hüseyin Hoca’mızın muhterem eşi Naciye Hoca Hanım’dır. Onun müşfikliği, merhameti, sabrı ve fedakârlığı, Hüseyin Hocamızın annesine hizmet etme gücünü artırmış; bir annenin evlat evinde kendisini güvende ve huzurlu hissetmesine imkân hazırlamıştır. Yaşlı bir anneye yıllarca aynı evin içinde sahip çıkmak, onun ihtiyaçlarını gözetmek, hastalığında yanında olmak ve bunu gönülden yapmak, yalnızca bir evin işini paylaşmak değildir. Bu, doğrudan doğruya merhametin ve vefanın yaşanmasıdır. Naciye Hoca Hanımın bu yirmi sekiz yıllık süreçte gösterdiği fedakârlık, belki çok fazla konuşulmadı; ancak Sariye Annemizin hayatının son dönemindeki huzurunda onun emeği mutlaka vardı. Bu nedenle Sariye Annemizin ardından Hüseyin Hocamızın yanında Naciye Hoca Hanımın da hakkını teslim etmek, bir vefa borcudur.

Belki de burada üzerinde biraz daha düşünmemiz gereken bir başka mesele vardır: Gelin ile kaynana arasındaki ilişki… Çünkü bir kadın, evlendiğinde yalnızca bir eş kazanmaz; eşinin ailesine de dâhil olur. Eşinin annesi, artık hayatının kenarında duran bir insan değil, eşinin hayatında derin izler bırakmış bir annedir. İdeal olan, “O senin annen.” demek yerine, “O artık bizim annemiz.” diyebilmektir. Bunun için önce insanın kendisini kayınvalidesinin yerine koyabilmesi gerekir. Bir gün yaşlanacağını, güçten düşeceğini, başkasının yardımına ihtiyaç duyacağını düşünmesi gerekir. Bir annenin gençliğinde kendi çocukları için nasıl uykusuz kaldığını, nasıl fedakârlık yaptığını, nasıl nice sıkıntıya göğüs gerdiğini hatırlaması gerekir. Çünkü bugün kapısını çaldığımız, elinden tuttuğumuz, ilacını verdiğimiz, sofrasına oturduğumuz o yaşlı kadın, dün bizim eşimizi büyüten kadındır. Belki de bir gelinin kayınvalidesine gösterebileceği en güzel sevgi, onu kendi annesinin yerine koymaya çalışmak değil; onun da bir anne olduğunu yüreğinde gerçekten hissedebilmektir. Naciye Hoca Hanımın Sariye Annemize yıllar boyunca gösterdiği şefkat, işte bu anlayışın sessiz fakat çok güçlü bir örneğidir. Bir gelinin kayınvalidesine merhamet etmesi, yalnızca aile huzurunu korumak değildir; aynı zamanda eşine duyduğu sevginin, vefanın ve insanlığın bir tezahürüdür. Çünkü insan sevdiğinin annesine nasıl davranıyorsa, aslında sevdiğinin geçmişine, çocukluğuna ve hayatına da öyle davranıyordur. Belki de her gelin, kayınvalidesine bakarken bir gün kendisini onun yerinde hayal etmeli; her kayınvalide de gelinine bakarken onun da bir başkasının evladı olduğunu unutmamalıdır. Gelin-kaynana ilişkisini bir üstünlük, bir haklılık, bir mücadele alanı olmaktan çıkarıp iki kadının aynı ailede merhametle birbirine omuz verdiği bir kardeşlik ve annelik iklimine dönüştürmek mümkündür. Bunun yolu ise birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan önce birbirimizin yerine kendimizi koyabilmekten geçer. Belki de Naciye Hoca’ mızın evinde yaşanan bu yirmi sekiz yıllık hikâye, bize tam da bunu söylüyor: Bir eve huzur, yalnızca sevgiyle değil; empatiyle, sabırla, fedakârlıkla ve “senin annen” yerine “bizim annemiz” diyebilecek kadar geniş bir yürekle gelir.

Hüseyin Hocamızın annesinin cenaze namazını kıldırmadan önce yaptığı konuşmayı dinleyenlerin yüreği de bu yüzden derinden etkilendi. O konuşmada bir evladın annesinin ardından duyduğu ayrılıktan çok, annesiyle geçirdiği yıllar için Rabb’ine duyduğu şükür vardı: “Bana altmış yıldır anne diye seslenebilmeyi ikram eden Rabb’ime hamdolsun.” diyordu. Ne kadar anlamlı bir cümleydi bu! Bir evladın annesine altmış yıl boyunca “anne” diyebilmesini bir nimet olarak görebilmesi, anneliğin ne büyük bir lütuf olduğunu anlayabilmesidir. İnsan çoğu zaman sahip olduğu nimetlerin kıymetini, onları kaybetmeye yaklaştığında anlıyor. Oysa Hüseyin Hocamız, annesinin hayattaki son dönemlerinde değil, en başından beri bu nimetin farkına varmış ve annesine bakmayı, onunla aynı hayatı paylaşmayı bir şükür vesilesi olarak görmüş.

 

 

 

 

Hüseyin Hocamızın bana cenazenin ardından söylediği birkaç cümle ise, bu hizmetin ne kadar ince bir hassasiyetle yürütüldüğünü gösteriyordu. “Ses çıkar da rahatsız olur diye odasına terliksiz girdim. Sesi yormasın diye çayını odun kaşıkla karıştırdım.” diyordu. Bu iki cümle üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. Anneye hizmet bazen büyük fedakârlıklar yapmakla değil, onun uykusunu bölmemek için terliği çıkarmakla; sesini yormamak için çayını sessizce karıştırmakla kendisini gösterir. Bir annenin huzurunu kendi rahatının önüne koyabilmek, merhametin en güzel hâllerinden biridir. Fakat Hüseyin Hocamızın sözlerinin devamı daha da dokunaklıydı: “Yine de başka bir şey yapabilir miydim diye düşünüyorum ve içim acıyor.” İşte evlatlık duygusunun derinliği burada ortaya çıkıyordu. İnsan annesine yıllarca hizmet etse bile, anne toprağa verildiğinde gönlünde hep bir “Daha fazlasını yapabilir miydim?” sorusu kalıyor. Bu soru, aslında yapılmayanlardan çok, annenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatıyor.

Ardından şu cümleleri söyledi: “Son 28 yılı birlikte geçirmemizi ikram eden Rabb’ime hamdolsun. Son dört yılını hastalıklarla mücadele içinde geçirirken bana anneme hizmet etmeyi nasip eden Rabb’ime hamdolsun. Bu süre zarfında birbirimize merhamet gözüyle bakabilmeyi ve dokunabilmeyi nasip eden Rabb’ime hamdolsun.” Bu sözler, anne ve evlat arasındaki ilişkinin ne kadar derin bir vefa üzerine kurulabileceğini gösteriyordu. Yirmi sekiz yıl aynı hayatı paylaşmak, bir annenin yaşlılığında yanında olmak, onun ihtiyaçlarını görmek, hastalığında elinden tutmak, sofrada lokmasını paylaşmak ve yalnızlığını azaltmak başlı başına büyük bir nimetti. Hüseyin Hocamız bütün bunları kendi başarısı olarak görmüyordu. “Ben anneme baktım.” demedi. “Rabb’im bana annemle son yirmi sekiz yılı birlikte geçirmeyi ikram etti.” dedi. İşte kulluk bilinci biraz da burada ortaya çıkıyordu. İnsan yaptığı iyiliğin sahibi değil, kendisine verilen imkânın emanetçisidir.

Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Suresi’nin 23. ayetinde anne ve babaya karşı nasıl davranılması gerektiği açıkça bildirilir. Onlara “öf” bile denilmemesi, azarlanmaması, güzel söz söylenmesi ve merhametle üzerlerine kanat gerilmesi emredilir. Hüseyin Hocamızın annesinin son yıllarını anlatırken kullandığı ifadeler, bu ilahî emrin hayatın içinde karşılık bulmuş hâli gibiydi. “Bana İsrâ Sûresi’nin 23. ayetindeki emirleri yerine getirebilmeyi nasip ettiği için Rabb’ime sonsuz kereler hamdolsun.” derken aslında hepimize önemli bir ders verdi. Anneye hizmet, yalnızca yaşlı bir insanın ihtiyaçlarını karşılamak değildir. O hizmetin içinde sabır vardır, incelik vardır, merhamet vardır, gönül alma vardır. İnsan, annesinin kendisine çocukluğunda gösterdiği merhameti onun yaşlılığında ona geri sunabilmelidir.

Ben de Sariye Annemizi tanıma bahtiyarlığına erişenlerdenim. Alataş köyündeki evine yirmi yıl önce misafir olmuş, aynı sofraya oturmuş, yemeğini yemiştim. Onu yakından tanıdığım kadarıyla müşfik, fedakâr ve gönlü geniş bir annemizdi. Bazı insanların yanında uzun uzun konuşmanıza gerek kalmaz. Onların hâli, sözü ve davranışı zaten size bir şeyler anlatır. Sariye Annemizin evindeki misafirperverliği, bir annenin sıcaklığını ve Anadolu insanının gönül zenginliğini taşıyordu. Bugün onun ardından konuşurken zihnimde yalnızca bir cenaze görüntüsü değil, bir evin sıcaklığı, bir annenin ikramı ve yıllar öncesinden kalan güzel bir hatıra var. İnsan bazen bir sofrada yediği yemeği değil, o sofrada kendisine hissettirilen muhabbeti hatırlar. Sariye Annemizin sofrası da bende böyle bir hatıra bıraktı.

Belki de bu cenazeden hepimizin kendisine çıkarması gereken en büyük ders, anne ve babalarımız hayattayken onların kıymetini bilmektir. Onların yaşlılığını bir yük, hastalığını bir zahmet, ihtiyaçlarını bir mecburiyet olarak görmemektir. Çünkü çocukken bizim elimizden tutan, geceleri başımızda bekleyen, hastalandığımızda sabahlayan, bir lokmayı bölüp bize veren anne ve babalarımızdır. Biz büyüdükçe onlar küçülür; onların dünyası daralırken bizim dünyamız genişler. Bir gün gelir, onlar bizim desteğimize muhtaç olur. İşte o gün insanın gerçek imtihanı başlar. Sariye Annemizin hayatı, Hüseyin Hocamızın ve Naciye Hoca Hanımın ona hizmet anlayışı, bu imtihanın nasıl güzel verilebileceğini gösteriyor. Anneye hizmet etmek, aslında insanın kendi geçmişine vefa göstermesidir. Bir annenin elinden tutmak, çocukluğumuzda bizi ayakta tutan o ellere karşı duyduğumuz minnetin sessiz ifadesidir.

Sariye Annemizin ardından geriye yalnızca hüzün bırakmadığını düşünüyorum. O, aynı zamanda evlatlarına büyük bir miras bıraktı: Sabır, fedakârlık, merhamet ve vefa. Eşini ve oğlunu kaybettiğinde yıkılmadı; oğlunun dört yetimine sahip çıktı. Yaşlandığında oğlunun yanında huzur buldu. Hastalıkla geçen son dört yılında ise bir evladın annesine nasıl hizmet edilebileceğinin güzel bir örneği oldu. Hüseyin Hocamızın cenaze namazından önce yaptığı konuşma da bu hayatın anlamını birkaç cümleyle özetledi. “Bana İsrâ Suresi’nin 23. ayetinin emirlerini yerine getirebilmeyi nasip ettiği için Rabb’ime sonsuz kereler hamdolsun.” dedi. Bir evladın annesinin tabutunun başında söyleyebileceği bundan daha güzel bir teşekkür olabilir mi? Anneye hizmet etmiş olmanın huzuruyla, görevini yerine getirmiş olmanın gönül rahatlığıyla annesini Rabb’ine emanet etti.

Şimdi Sariye Annemiz Alataş köyünün toprağında, seksen altı yıllık dünya yolculuğunun ardından ebedî âleme uğurlandı. Ardında beş evlat, torunlar, yakınları, dostları ve onu tanıyanların güzel hatıraları kaldı. Bizler onun ardından dua ediyor, Rabb’imizin rahmetinin üzerine olmasını diliyoruz. Hüseyin Hocamızın sözleri ise bu vedanın en anlamlı cümlesi olarak hafızalarımızda kalacak: “Bana altmış yıldır anne diye seslenebilmeyi ikram eden Rabb’ime hamdolsun.” Bir annenin ardından söylenecek en güzel sözlerden biri belki de budur. Ölümün acısını inkâr etmeden nimetin şükrünü eda etmek, ayrılığın hüznü içinde geçen yıllara hamdetmek, hizmet edebilmiş olmayı bir lütuf kabul etmek… Sariye Annemizin ardından bize kalan asıl ders budur. Rabb’im Sariye Annemize rahmetiyle muamele eylesin, mekânını cennet eylesin. Hüseyin Hoca’mız başta olmak üzere bütün evlatlarına, torunlarına ve sevenlerine sabır versin. Bizlere de annelerimiz hayattayken onların kıymetini bilmeyi, yaşlandıklarında üzerlerine merhamet kanatlarımızı germeyi ve onlara hizmet etmeyi Rabb’imiz nasip eylesin. Sariye Annemizin ruhu şad, mekânı cennet, makamı âli olsun. Rabb’imiz Hüseyin Hocamızdan, Naciye Hoca Hanım’dan ve annesine hizmet eden bütün evlatlardan razı olsun. Âmin.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat