Bir annenin ardından söylenecek sözlerin hiçbirisi, onun evlatlarının yüreğinde bıraktığı izleri anlatmaya yetmez.
Çünkü anne, insanın hayatında yalnızca bir isim değildir; sığınılan bir liman, başı dara düştüğünde dönülen bir kapı, çocukluğun en sıcak hatırası, merhametin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Biz de dostumuz, İmam Hatip Hüseyin Kılıç Hocamızın muhterem annesi Sariye Annemizi ebediyete uğurlarken yalnızca bir cenazeye değil, seksen altı yıllık bir ömre, büyük bir annelik hikâyesine ve sabırla örülmüş bir hayatın son sayfasına şahitlik ettik. Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Alataş köyünde toprağa verdiğimiz Sariye Annemiz, ardında evlatlarının, torunlarının ve onu tanıyanların yüreğinde derin izler bırakarak Rabb’ine yürüdü. Dört yıldır mücadele ettiği kan kanserinin yorgunluğunu taşıyan bedeni toprağa emanet edilirken geride, yaşanmış bir ömrün sessiz fakat güçlü şahitliği kaldı.
Sariye Annemizin hayatı, kolay bir hayat değildi. 1998 yılında elim bir trafik kazasında eşini ve oğlunu aynı anda kaybetti. Bir annenin evladını toprağa vermesinin ne demek olduğunu kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Hele bir annenin hem eşini hem de evladını aynı acının içinde kaybetmesi, yüreğin taşıyabileceği en ağır imtihanlardan biridir. Fakat Sariye Annemiz, acısının altında ezilmek yerine kalan ömrünü oğlunun dört yetimine adadı. Kendi yarasını sessizce sararken geride kalan çocukların yarasına merhem olmaya çalıştı. Hayatının bundan sonraki yıllarını, kaybettiği oğlunun çocuklarına adaması, anneliğin yalnızca dünyaya bir evlat getirmekten ibaret olmadığını gösteren büyük bir fedakârlıktı. Bir annenin sevgisi, evladının vefatıyla sona ermiyor; bazen onun çocuklarına uzanan ellerde, onun hatırasını yaşatan yürekte ve onun emanetlerine sahip çıkan merhamette devam ediyor.
Sariye Annemiz beş evlat sahibiydi. İkisi erkek, üçü kız olan evlatları onun hayatının en kıymetli sermayesiydi. Ancak anneliği yalnızca kendi çocuklarıyla sınırlı kalmadı. Oğlu vefat ettiğinde geride kalan dört yetim, onun için artık sadece torunları değildi; oğlundan kendisine kalan emanetlerdi. Onların hayatına dokundu, onların büyümesine şahitlik etti, onların acılarını kendi acısı bildi. Bir annenin yüreği işte böyle genişliyordu. Kaybettiği evladının ardından hayatın bütün yükünü omuzlarına alıp onun çocuklarına sahip çıkmak, sözle anlatılabilecek bir fedakârlık değildir. Sariye Annemiz bunu sessizce yaptı. Belki yaptığı fedakârlıkları anlatmadı, belki karşılığını beklemedi. Fakat annelik zaten biraz da budur: İyiliği hesaplamadan yapmak, sevgiyi ölçmeden vermek ve fedakârlığı bir borç gibi değil, hayatın doğal bir parçası gibi yaşamaktır.
Sariye Annemiz, son yirmi sekiz yılını oğlu Hüseyin Kılıç Hocamızın yanında geçirdi. Bu yirmi sekiz yıl, bir annenin evladına duyduğu güvenin, bir evladın annesine duyduğu vefanın ve aile içinde yaşanan karşılıklı merhametin güzel bir örneği oldu. İnsan hayatında yirmi sekiz yıl az bir zaman değildir. Aynı evin içinde, aynı sofranın etrafında, aynı hayatın sevinçlerini ve sıkıntılarını paylaşarak geçirilen yıllar, insanları yalnızca anne ve oğul olmaktan çıkarır; birbirinin yoldaşı, sırdaşı ve destekçisi hâline getirir. Hüseyin Hocamızın annesine hizmet etme imkânını bir yük olarak değil, Rabb’inin kendisine ikramı olarak görmesi ise bu hikâyenin en anlamlı taraflarından biriydi. Çünkü anneye hizmet, yalnızca yapılması gereken bir görev değil, insanın hayatına verilmiş büyük bir fırsattır.
Fakat burada, bu yirmi sekiz yıllık beraberliğin hakkını teslim etmek adına özellikle bir ismi anmak gerekir: Naciye Hoca Hanım. Çünkü Sariye Annemizin son yirmi sekiz yılını oğlu Hüseyin Hocamızın yanında huzur içinde geçirebilmesinin asıl mimarlarından biri, hatta bu beraberliğin sessiz kahramanı Hüseyin Hoca’mızın muhterem eşi Naciye Hoca Hanım’dır. Onun müşfikliği, merhameti, sabrı ve fedakârlığı, Hüseyin Hocamızın annesine hizmet etme gücünü artırmış; bir annenin evlat evinde kendisini güvende ve huzurlu hissetmesine imkân hazırlamıştır. Yaşlı bir anneye yıllarca aynı evin içinde sahip çıkmak, onun ihtiyaçlarını gözetmek, hastalığında yanında olmak ve bunu gönülden yapmak, yalnızca bir evin işini paylaşmak değildir. Bu, doğrudan doğruya merhametin ve vefanın yaşanmasıdır. Naciye Hoca Hanımın bu yirmi sekiz yıllık süreçte gösterdiği fedakârlık, belki çok fazla konuşulmadı; ancak Sariye Annemizin hayatının son dönemindeki huzurunda onun emeği mutlaka vardı. Bu nedenle Sariye Annemizin ardından Hüseyin Hocamızın yanında Naciye Hoca Hanımın da hakkını teslim etmek, bir vefa borcudur.
Belki de burada üzerinde biraz daha düşünmemiz gereken bir başka mesele vardır: Gelin ile kaynana arasındaki ilişki… Çünkü bir kadın, evlendiğinde yalnızca bir eş kazanmaz; eşinin ailesine de dâhil olur. Eşinin annesi, artık hayatının kenarında duran bir insan değil, eşinin hayatında derin izler bırakmış bir annedir. İdeal olan, “O senin annen.” demek yerine, “O artık bizim annemiz.” diyebilmektir. Bunun için önce insanın kendisini kayınvalidesinin yerine koyabilmesi gerekir. Bir gün yaşlanacağını, güçten düşeceğini, başkasının yardımına ihtiyaç duyacağını düşünmesi gerekir. Bir annenin gençliğinde kendi çocukları için nasıl uykusuz kaldığını, nasıl fedakârlık yaptığını, nasıl nice sıkıntıya göğüs gerdiğini hatırlaması gerekir. Çünkü bugün kapısını çaldığımız, elinden tuttuğumuz, ilacını verdiğimiz, sofrasına oturduğumuz o yaşlı kadın, dün bizim eşimizi büyüten kadındır. Belki de bir gelinin kayınvalidesine gösterebileceği en güzel sevgi, onu kendi annesinin yerine koymaya çalışmak değil; onun da bir anne olduğunu yüreğinde gerçekten hissedebilmektir. Naciye Hoca Hanımın Sariye Annemize yıllar boyunca gösterdiği şefkat, işte bu anlayışın sessiz fakat çok güçlü bir örneğidir. Bir gelinin kayınvalidesine merhamet etmesi, yalnızca aile huzurunu korumak değildir; aynı zamanda eşine duyduğu sevginin, vefanın ve insanlığın bir tezahürüdür. Çünkü insan sevdiğinin annesine nasıl davranıyorsa, aslında sevdiğinin geçmişine, çocukluğuna ve hayatına da öyle davranıyordur. Belki de her gelin, kayınvalidesine bakarken bir gün kendisini onun yerinde hayal etmeli; her kayınvalide de gelinine bakarken onun da bir başkasının evladı olduğunu unutmamalıdır. Gelin-kaynana ilişkisini bir üstünlük, bir haklılık, bir mücadele alanı olmaktan çıkarıp iki kadının aynı ailede merhametle birbirine omuz verdiği bir kardeşlik ve annelik iklimine dönüştürmek mümkündür. Bunun yolu ise birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan önce birbirimizin yerine kendimizi koyabilmekten geçer. Belki de Naciye Hoca’ mızın evinde yaşanan bu yirmi sekiz yıllık hikâye, bize tam da bunu söylüyor: Bir eve huzur, yalnızca sevgiyle değil; empatiyle, sabırla, fedakârlıkla ve “senin annen” yerine “bizim annemiz” diyebilecek kadar geniş bir yürekle gelir.
Hüseyin Hocamızın annesinin cenaze namazını kıldırmadan önce yaptığı konuşmayı dinleyenlerin yüreği de bu yüzden derinden etkilendi. O konuşmada bir evladın annesinin ardından duyduğu ayrılıktan çok, annesiyle geçirdiği yıllar için Rabb’ine duyduğu şükür vardı: “Bana altmış yıldır anne diye seslenebilmeyi ikram eden Rabb’ime hamdolsun.” diyordu. Ne kadar anlamlı bir cümleydi bu! Bir evladın annesine altmış yıl boyunca “anne” diyebilmesini bir nimet olarak görebilmesi, anneliğin ne büyük bir lütuf olduğunu anlayabilmesidir. İnsan çoğu zaman sahip olduğu nimetlerin kıymetini, onları kaybetmeye yaklaştığında anlıyor. Oysa Hüseyin Hocamız, annesinin hayattaki son dönemlerinde değil, en başından beri bu nimetin farkına varmış ve annesine bakmayı, onunla aynı hayatı paylaşmayı bir şükür vesilesi olarak görmüş.
Hüseyin Hocamızın bana cenazenin ardından söylediği birkaç cümle ise, bu hizmetin ne kadar ince bir hassasiyetle yürütüldüğünü gösteriyordu. “Ses çıkar da rahatsız olur diye odasına terliksiz girdim. Sesi yormasın diye çayını odun kaşıkla karıştırdım.” diyordu. Bu iki cümle üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. Anneye hizmet bazen büyük fedakârlıklar yapmakla değil, onun uykusunu bölmemek için terliği çıkarmakla; sesini yormamak için çayını sessizce karıştırmakla kendisini gösterir. Bir annenin huzurunu kendi rahatının önüne koyabilmek, merhametin en güzel hâllerinden biridir. Fakat Hüseyin Hocamızın sözlerinin devamı daha da dokunaklıydı: “Yine de başka bir şey yapabilir miydim diye düşünüyorum ve içim acıyor.” İşte evlatlık duygusunun derinliği burada ortaya çıkıyordu. İnsan annesine yıllarca hizmet etse bile, anne toprağa verildiğinde gönlünde hep bir “Daha fazlasını yapabilir miydim?” sorusu kalıyor. Bu soru, aslında yapılmayanlardan çok, annenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatıyor.
Ardından şu cümleleri söyledi: “Son 28 yılı birlikte geçirmemizi ikram eden Rabb’ime hamdolsun. Son dört yılını hastalıklarla mücadele içinde geçirirken bana anneme hizmet etmeyi nasip eden Rabb’ime hamdolsun. Bu süre zarfında birbirimize merhamet gözüyle bakabilmeyi ve dokunabilmeyi nasip eden Rabb’ime hamdolsun.” Bu sözler, anne ve evlat arasındaki ilişkinin ne kadar derin bir vefa üzerine kurulabileceğini gösteriyordu. Yirmi sekiz yıl aynı hayatı paylaşmak, bir annenin yaşlılığında yanında olmak, onun ihtiyaçlarını görmek, hastalığında elinden tutmak, sofrada lokmasını paylaşmak ve yalnızlığını azaltmak başlı başına büyük bir nimetti. Hüseyin Hocamız bütün bunları kendi başarısı olarak görmüyordu. “Ben anneme baktım.” demedi. “Rabb’im bana annemle son yirmi sekiz yılı birlikte geçirmeyi ikram etti.” dedi. İşte kulluk bilinci biraz da burada ortaya çıkıyordu. İnsan yaptığı iyiliğin sahibi değil, kendisine verilen imkânın emanetçisidir.
Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Suresi’nin 23. ayetinde anne ve babaya karşı nasıl davranılması gerektiği açıkça bildirilir. Onlara “öf” bile denilmemesi, azarlanmaması, güzel söz söylenmesi ve merhametle üzerlerine kanat gerilmesi emredilir. Hüseyin Hocamızın annesinin son yıllarını anlatırken kullandığı ifadeler, bu ilahî emrin hayatın içinde karşılık bulmuş hâli gibiydi. “Bana İsrâ Sûresi’nin 23. ayetindeki emirleri yerine getirebilmeyi nasip ettiği için Rabb’ime sonsuz kereler hamdolsun.” derken aslında hepimize önemli bir ders verdi. Anneye hizmet, yalnızca yaşlı bir insanın ihtiyaçlarını karşılamak değildir. O hizmetin içinde sabır vardır, incelik vardır, merhamet vardır, gönül alma vardır. İnsan, annesinin kendisine çocukluğunda gösterdiği merhameti onun yaşlılığında ona geri sunabilmelidir.
Ben de Sariye Annemizi tanıma bahtiyarlığına erişenlerdenim. Alataş köyündeki evine yirmi yıl önce misafir olmuş, aynı sofraya oturmuş, yemeğini yemiştim. Onu yakından tanıdığım kadarıyla müşfik, fedakâr ve gönlü geniş bir annemizdi. Bazı insanların yanında uzun uzun konuşmanıza gerek kalmaz. Onların hâli, sözü ve davranışı zaten size bir şeyler anlatır. Sariye Annemizin evindeki misafirperverliği, bir annenin sıcaklığını ve Anadolu insanının gönül zenginliğini taşıyordu. Bugün onun ardından konuşurken zihnimde yalnızca bir cenaze görüntüsü değil, bir evin sıcaklığı, bir annenin ikramı ve yıllar öncesinden kalan güzel bir hatıra var. İnsan bazen bir sofrada yediği yemeği değil, o sofrada kendisine hissettirilen muhabbeti hatırlar. Sariye Annemizin sofrası da bende böyle bir hatıra bıraktı.
Belki de bu cenazeden hepimizin kendisine çıkarması gereken en büyük ders, anne ve babalarımız hayattayken onların kıymetini bilmektir. Onların yaşlılığını bir yük, hastalığını bir zahmet, ihtiyaçlarını bir mecburiyet olarak görmemektir. Çünkü çocukken bizim elimizden tutan, geceleri başımızda bekleyen, hastalandığımızda sabahlayan, bir lokmayı bölüp bize veren anne ve babalarımızdır. Biz büyüdükçe onlar küçülür; onların dünyası daralırken bizim dünyamız genişler. Bir gün gelir, onlar bizim desteğimize muhtaç olur. İşte o gün insanın gerçek imtihanı başlar. Sariye Annemizin hayatı, Hüseyin Hocamızın ve Naciye Hoca Hanımın ona hizmet anlayışı, bu imtihanın nasıl güzel verilebileceğini gösteriyor. Anneye hizmet etmek, aslında insanın kendi geçmişine vefa göstermesidir. Bir annenin elinden tutmak, çocukluğumuzda bizi ayakta tutan o ellere karşı duyduğumuz minnetin sessiz ifadesidir.
Sariye Annemizin ardından geriye yalnızca hüzün bırakmadığını düşünüyorum. O, aynı zamanda evlatlarına büyük bir miras bıraktı: Sabır, fedakârlık, merhamet ve vefa. Eşini ve oğlunu kaybettiğinde yıkılmadı; oğlunun dört yetimine sahip çıktı. Yaşlandığında oğlunun yanında huzur buldu. Hastalıkla geçen son dört yılında ise bir evladın annesine nasıl hizmet edilebileceğinin güzel bir örneği oldu. Hüseyin Hocamızın cenaze namazından önce yaptığı konuşma da bu hayatın anlamını birkaç cümleyle özetledi. “Bana İsrâ Suresi’nin 23. ayetinin emirlerini yerine getirebilmeyi nasip ettiği için Rabb’ime sonsuz kereler hamdolsun.” dedi. Bir evladın annesinin tabutunun başında söyleyebileceği bundan daha güzel bir teşekkür olabilir mi? Anneye hizmet etmiş olmanın huzuruyla, görevini yerine getirmiş olmanın gönül rahatlığıyla annesini Rabb’ine emanet etti.
Şimdi Sariye Annemiz Alataş köyünün toprağında, seksen altı yıllık dünya yolculuğunun ardından ebedî âleme uğurlandı. Ardında beş evlat, torunlar, yakınları, dostları ve onu tanıyanların güzel hatıraları kaldı. Bizler onun ardından dua ediyor, Rabb’imizin rahmetinin üzerine olmasını diliyoruz. Hüseyin Hocamızın sözleri ise bu vedanın en anlamlı cümlesi olarak hafızalarımızda kalacak: “Bana altmış yıldır anne diye seslenebilmeyi ikram eden Rabb’ime hamdolsun.” Bir annenin ardından söylenecek en güzel sözlerden biri belki de budur. Ölümün acısını inkâr etmeden nimetin şükrünü eda etmek, ayrılığın hüznü içinde geçen yıllara hamdetmek, hizmet edebilmiş olmayı bir lütuf kabul etmek… Sariye Annemizin ardından bize kalan asıl ders budur. Rabb’im Sariye Annemize rahmetiyle muamele eylesin, mekânını cennet eylesin. Hüseyin Hoca’mız başta olmak üzere bütün evlatlarına, torunlarına ve sevenlerine sabır versin. Bizlere de annelerimiz hayattayken onların kıymetini bilmeyi, yaşlandıklarında üzerlerine merhamet kanatlarımızı germeyi ve onlara hizmet etmeyi Rabb’imiz nasip eylesin. Sariye Annemizin ruhu şad, mekânı cennet, makamı âli olsun. Rabb’imiz Hüseyin Hocamızdan, Naciye Hoca Hanım’dan ve annesine hizmet eden bütün evlatlardan razı olsun. Âmin.
Memiş OKUYUCU
D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sı,
Ömer Naci Yılmaz
Bana Altmış Yıldır Anne diye Seslenebilmeyi…
Hasan KARADEMİR
Silsile Kalpazanlari Ve Sahte Mürşid
Ravza ZEYBEK
Ey İman Edenler İman Edin
Recep YAZGAN
Samsun’un Yeniden Kırklanması Lazım!
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Adnan İPEKDAL
Ciddi Çözüm Teklifleri İçerir
Songül KARAMAN
Ne Olur
Öztürk Samuk
Allah Bizi Korumuş
Mehmet Nuri BİNGÖL
Mekke Anlaşması’ndan Cemahir-İ Müttefika-Yı İslâmiye’ye
Mehmet Ali Çamoğlu
At Yalanı, Al Beğeniyi
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Leylâ'yı Ararken
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Ahmet SAĞLAM
Beğenilme Duygusu
Eyüphan KAYA
Barış ve huzur sürecine amasız destek vermek lazım
Adnan ÖZ
Muhammed salah lige heyecan katacak!
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Bülent ERTEKİN
"Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Seyfettin BUDAK
Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)