İslâm tarihine dikkatle bakıldığında, Müslümanların birlik ve beraberliğinin yalnızca siyasî bir tercih değil, aynı zamanda Kur’an’ın ortaya koyduğu temel bir hedeftir. Kur’an, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin” buyururken, ümmetin parçalanmasını değil, ortak bir iman ve kardeşlik zemini üzerinde birleşmesini esas almakta.
Bu açıdan bakıldığında, Mekke merkezli anlaşma ve ittifak düşüncesi, İslâm dünyasının bugün ihtiyaç duyduğu daha geniş bir birlik fikrinin tarihî ve fikrî ön adımlarından biri olarak okunmalı...
Asıl dikkat çekici nokta şudur: İslâm'ın birlik fikri, belirli bir kavmin, ırkın veya milletin üstünlüğüne değil; tevhid etrafında birleşen insanların ortak iradesine dayanır.
**
Mekke, İslâm'ın doğduğu şehir olduğu kadar, İslâmî birlik fikrinin de sembol merkezidir. Hz. Peygamber'in (asm) tebliğ ettiği tevhid, sadece insanların Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç ilkesi değildi. Aynı zamanda kabileleri, sınıfları ve sosyal farklılıkları aşan yeni bir kardeşlik anlayışı meydana getiriyordu.
İslâm, Mekke'nin kabileci yapısına karşı ümmet anlayışını ortaya koydu.Bu sebeple Mekke'de başlayan hareket, kısa zamanda Medine'de siyasî ve sosyal bir yapıya dönüştü. Farklı toplulukların aynı hukuk ve ortak sorumluluk anlayışı içerisinde yaşayabilmesi, İslâm medeniyetinin önemli özelliklerinden biri hâline geldi.
Mekke Paktı "süreci", yalnızca bir dinin yayılışı ve ümmetin savunması değil; aynı zamanda parçalanmış toplumların ortak bir değer etrafında nasıl birleşebileceğinin tarihî örneğidir.
**
Bediüzzaman Said Nursî, İslâm dünyasının yeniden yükselişi için siyasî ve fikrî bir birlik projesinden söz eder. Kullandığı dikkat çekici ifadelerden biri:
“Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye”;
yani “İttifak etmiş İslâm cumhuriyetleri/toplulukları” fikridir.
Bu düşünce, bütün Müslümanların tek bir devlet altında zorla birleştirilmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Bilakis farklı ülkelerin kendi siyasî yapılarını koruyarak ortak iman, kardeşlik, iktisadî iş birliği, eğitim, kültür ve karşılıklı dayanışma alanlarında birleşmeleri şeklinde...
Bugünkü ifadelerle söylersek bu fikir, İslâm dünyasının kendi içerisinde bir medeniyetler arası dayanışma ve ortaklık alanı oluşturması düşüncesine oldukça yakındır.
Bediüzzaman'ın nazarında İslâm dünyasının en büyük problemlerinden biri tefrikadır. Buna karşı en güçlü ilaç ise ittihad-ı İslâm, yani Müslümanların ortak değerler etrafında birleşmesidir.
**
Bu noktada “Mekke Anlaşması” fikri daha geniş bir tarih perspektifi içerisinde anlam kazanır. Mekke, tevhidin merkezidir; Medine, kardeşliğin ve ortak hayatın merkezi. İslâm medeniyeti bu iki temel üzerinde yükselmiştir: Tevhid ve ittihad.
Bediüzzaman'ın “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikri de modern çağda bu ruhun yeniden kurumsallaşmış bir biçimi olarak değerlendirilebilir. Başka bir ifadeyle:
Mekke'de başlayan tevhid çağrısı, Medine'de ümmet şuuruna; ümmet şuuru İslâm medeniyetine; Bediüzzaman'ın “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikri ise bu kardeşliğin çağdaş dünyadaki kurumsal birliğine doğru uzanan bir çizgi... Yani bir devlet hâline gelme değil, bir dayanışma medeniyetidir. Bediüzzaman'ın teklifindeki önemli inceliklerden biri de burada.
İslâm dünyasının birleşmesi, bütün ülkelerin birbirlerinin egemenliklerini ortadan kaldırması anlamına gelmez.
Tam tersine, farklı devletlerin kendi kimliklerini koruyarak ortak meselelerde birlikte hareket etmeleri mümkündür.
Bugün Avrupa'da ekonomik ve siyasî iş birliği modelleri, farklı devletlerin belirli alanlarda ortak hareket edebileceğini göstermiştir.
İslâm dünyası da kendi tarihî, kültürel ve manevî birikiminden hareketle böyle bir dayanışma zemini oluşturabilir.
Ekonomide ortak pazarlar…
Eğitimde ortak projeler…
Bilimde ve teknolojide ortak araştırmalar…
Kültürde ortak çalışmalar…
Doğal afetlerde ortak yardım mekanizmaları…
Savunma ve güvenlikte karşılıklı dayanışma…
Ve bütün bunların üzerinde, ortak bir kardeşlik şuuru… İşte “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikri böyle bir ufuk içerisinde değerlendirilebilir. Yani asıl mesele: Kalplerin ittifakıdır. Fakat burada önemli bir hakikat var: Siyasî birlik, manevî birlik olmadan kalıcı olamaz.
**
Bediüzzaman'ın düşüncesinde ittihadın temelinde iman vardır. Çünkü farklı milletleri, mezhepleri ve coğrafyaları birbirine bağlayabilecek en güçlü ortak payda, İslâm'ın ortak iman esaslarıdır.
Bu sebeple İslâm dünyasının geleceği yalnızca siyasî anlaşmalarda değil, kalplerin ittifakında aranmalıdır.
Bir Müslüman diğer Müslümanı rakip değil kardeş gördüğünde, gerçek birlik başlamış olur.
Bir ülke diğer İslâm ülkesini tehdit değil ortak olarak gördüğünde, siyasî birlik güçlenir. Bir toplum diğer toplumun acısını kendi acısı bildiğinde, ümmet şuuru yeniden canlanır.
Bugün dünya büyük blokların, ekonomik birliklerin ve siyasî ittifakların şekillendirdiği bir dönemden geçmektedir. İslâm dünyasının ise büyük bir insan ve kaynak potansiyeline rağmen parçalı bir görüntü vermesi düşündürücüdür.
Bu parçalanmışlığın aşılması için Bediüzzaman'ın asırlar öncesinden işaret ettiği ittihad-ı İslâm fikri yeniden okunmalıdır.
“Mekke Anlaşması”nı da bu bakımdan yalnızca siyasî bir hadise olarak değil, İslâm dünyasında ortak akıl ve ortak irade arayışının bir işareti olarak değerlendirmek mümkündür.
Belki bugün atılan küçük bir adım, yarının daha büyük birliklerinin başlangıcı olacaktır. Çünkü büyük medeniyetler bir günde kurulmaz.
Önce bir fikir doğar. Sonra o fikir bir şuur hâline gelir. Şuur ise kardeşliği doğurur. Kardeşlik, dayanışmayı getirir. Dayanışma ise kurumlara dönüşür.
Ve nihayet fikir, tarih sahnesinde bir medeniyet projesi hâline gelir.
**
Bediüzzaman Said Nursî'nin “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” düşüncesi, İslâm dünyasının geleceğine dair dikkat çekici bir vizyondur. Bu vizyonu, Mekke'den başlayan tevhid ve kardeşlik çağrısının modern çağdaki yansımalarından biri olarak okumak mümkündür.
Mekke'nin ruhu tevhid…
Medine'nin ruhu kardeşlik…
İslâm medeniyetinin ruhu ittihad…
Bediüzzaman'ın geleceğe yönelik işareti ise: “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye…”dir. Demek ki mesele sadece devletlerin anlaşması değildir. Asıl mesele, ümmetin ortak bir gelecek tasavvuruna sahip olmasıdır.
Mekke'den yükselen tevhid sesi, asırlar sonra farklı coğrafyalarda yeniden yankılanabilir. Belki de bugün atılan her samimi birlik adımı, o büyük idealin küçük bir başlangıcıdır.
Bu çerçevede makaleyi Bediüzzaman'ın “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” idealinin günümüzdeki ilk somut adımlarından biri şeklinde, fakat “bu anlaşma doğrudan Bediüzzaman'ın projesidir” gibi tarihî olarak kanıtlanamayacak bir iddiaya kaçmadan yazmak daha güçlü bir teşebbüs olacak inşaallah ...
**
MEKKE ANLAŞMASI: CEMAİR-İ MÜTTEFİKA-YI İSLÂMİYE'YE ATILAN İLK ADIM MI?
Mekke'de atılan üç imza, sadece üç ülkenin savunma iş birliği değildir. Belki de Bediüzzaman Said Nursî'nin yıllar önce işaret ettiği “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikrinin çağdaş dünyadaki ilk ciddi tezahürlerinden biridir.
7 Ağustos 2026'da Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşması, İslâm dünyasının geleceği açısından üzerinde dikkatle durulması gereken yeni bir gelişmedir. Anlaşma, üç ülkenin güvenliğini ortak bir anlayış içerisinde ele almakta; taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yönelik kabul edilmesini öngörmektedir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ifadesiyle bu mekanizma, NATO'nun 5. maddesine teknik bakımdan benzemektedir. Ayrıca anlaşmanın başka ülkelerin katılımına açık bir yapı kazanabileceği ve Mısır'ın da gündeme geldiği belirtilmektedir.
Bu tablo, ister istemez Bediüzzaman Said Nursî'nin İslâm dünyasının geleceğine ilişkin ortaya koyduğu “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikrini hatırlatmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî, İslâm dünyasının kurtuluşunu birbirinden kopuk ve yalnız devletlerin gücünde görmüyordu. Ona göre Müslümanların yeniden güç kazanmasının temel şartlarından biri ittihad-ı İslâm, yani Müslümanların ortak değerler etrafında birleşmesiydi.
“Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” ifadesi bu düşüncenin daha ileri bir safhasını anlatır. Buradaki “ittifak”, herkesin tek bir devlet içerisinde erimesi anlamına gelmez. Aksine farklı devletlerin kendi bağımsızlıklarını koruyarak güvenlikte, ekonomide, ilimde, kültürde ve siyasette ortak hareket etmeleri anlamına gelebilecek bir medeniyet birlikteliğini düşündürür.
Bugün Mekke'de ortaya çıkan üçlü savunma mekanizması tam da bu açıdan önem taşımaktadır. Türkiye + Suudi Arabistan + Pakistan
Üç ülkenin bir araya gelmesi de ayrıca manalıdır. Türkiye, güçlü savunma sanayii, jeopolitik konumu ve NATO tecrübesiyle; Pakistan, büyük nüfusu ve nükleer caydırıcılığıyla; Suudi Arabistan ise ekonomik gücü, İslâm dünyasındaki sembolik konumu ve stratejik coğrafyasıyla; farklı alanlarda birbirini tamamlayan üç önemli güçtür. Bu üç unsurun aynı güvenlik çatısı altında buluşması, sadece askerî bir anlaşma olarak görülmemelidir.
Dolayısıyla Mekke'de üç İslâm ülkesinin ortak güvenlik anlayışı etrafında buluşması, “ortak kader” fikrinin sembolik bir ifadesidir. Bu anlaşmanın en dikkat çekici taraflarından biri, yapının başka ülkelerin katılımına açık olabileceğinin belirtilmesidir. Mısır'ın da ileride bu yapıya katılabileceği ifade edilmiştir.
Zaten İslâm ülkelerinin farklı platformlarda ortak hareket etme arayışları da bulunmaktadır. 2026 yılı içerisinde Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Endonezya, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler çeşitli ortak açıklamalarda birlikte hareket etmişlerdir.
Bugün üçlü başlayan bir güvenlik iş birliği, yarın daha geniş bir İslâm ülkeleri ortak güvenlik ve dayanışma sistemine dönüşebilir.
**
"Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye"
Bediüzzaman'ın bu fikrini bugünün diliyle ifade edecek olursak: bağımsız İslâm ülkelerinin ortak bir medeniyet çatısı altında birleşmesi… Her ülke kendi bayrağına sahip olacak. Her ülke kendi hükûmetini koruyacak. Fakat ortak tehditler karşısında birlikte hareket edecek. Ekonomik kaynaklarını birbirine açacak. Savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek. İlim ve teknoloji alanında iş birliği yapacak.
...Ve nihayet, dünyada kendi iradesi ve kendi medeniyet tasavvuru olan büyük bir güç merkezi meydana getirecek. Bu, Bediüzzaman'ın “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” idealinin çağdaş bir yorumudur.
Avrupa Birliği örneği neden akla geliyor?
Avrupa ülkeleri asırlarca birbirleriyle savaşmış milletlerdi. Fakat zaman içerisinde ortak çıkarların, ortak güvenliğin ve ortak geleceğin onları birbirine yaklaştırabileceğini gördüler.
Önce ekonomik iş birlikleri kuruldu. Sonra siyasi ve hukuki mekanizmalar gelişti. Bugün Avrupa Birliği adı altında birçok Avrupa ülkesi ortak kurumlar ve ortak politikalar etrafında hareket ediyor.
Öyleyse İslâm ülkeleri için de benzer bir model neden mümkün olmasın? Elbette ki İslâm dünyasının kendi tarihî ve kültürel şartlarına uygun, taklitten uzak bir model geliştirmesi gerekir. Bediüzzaman'ın "cemahir" fikrinin önemi de burada ortaya çıkar: Birlik, zorla değil; ihtiyaç, kardeşlik ve ortak menfaat üzerinden kurulmalıdır.
Mekke Anlaşması bugün öncelikle bir ortak savunma anlaşmasıdır. Fakat tarih boyunca büyük birliklerin çoğu önce sınırlı alanlardaki iş birlikleriyle başlamıştır.
Bugün savunma…
Yarın ekonomi…
Sonra teknoloji…
Ardından eğitim ve kültür…
Bediüzzaman'ın fikirleri ortaya atıldığı dönemde, İslâm ülkelerinin böyle bir birlik oluşturması birçok kişiye uzak bir hayal gibi görünebilirdi. Bugün ise dünya değişmiştir. İletişim haddinden fazla kolaylaşmıştır. Ekonomiler birbirine bağlanmıştır.
Savunma teknolojileri gelişmiştir. İslâm ülkeleri arasında genç ve büyük nüfuslar vardır.
Enerji kaynakları, stratejik geçiş yolları, büyük pazarlar ve önemli jeopolitik merkezler bu coğrafyada bulunmaktadır. Mekke'de atılan üç imzayı, Bediüzzaman'ın “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” fikrinin doğrudan hayata geçirilmiş şekli olarak ilan etmek için henüz erkendir.
Bediüzzaman'ın arzu ettiği şey, İslâm dünyasının kendi içerisinde parçalanması değil; farklı devletlerin ortak bir kardeşlik ve dayanışma şuuruyla birleşmesiydi.
...Ve belki bir gün, farklı bayraklar altında yaşayan Müslüman devletlerin ortak güvenlik, ortak ekonomi, ortak teknoloji ve ortak medeniyet iradesi… İşte o zaman “Cemahir-i Müttefika-yı İslâmiye” yalnızca bir fikir olmaktan çıkar; çağın en önemli medeniyet projelerinden biri hâline gelir.
Netice olarak diyebiliriz ki Mekke'de atılan imza küçüktür gibi görünüp kimilerince hafifsenebili; fakat işaret ettiği ufuk büyüktür. Çünkü büyük birlikler önce bir anlaşmayla değil, bir fikirle başlar.
Ve Bediüzzaman'ın o fikri, bugün yeniden okunmayı beklemektedir.
Songül KARAMAN
Ne Olur
Öztürk Samuk
Allah Bizi Korumuş
Memiş OKUYUCU
Bir D. Mehmet Doğan Var idi…
Mehmet Nuri BİNGÖL
Mekke Anlaşması’ndan Cemahir-İ Müttefika-Yı İslâmiye’ye
Mehmet Ali Çamoğlu
At Yalanı, Al Beğeniyi
Hasan KARADEMİR
Nurculuk Psikolojisi
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Leylâ'yı Ararken
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Ahmet SAĞLAM
Beğenilme Duygusu
Adnan İPEKDAL
Atakum Sahilinde Mescid Görmek İstemeyenler Sinagog mu Görmek İstiyor!
Eyüphan KAYA
Barış ve huzur sürecine amasız destek vermek lazım
Ömer Naci Yılmaz
Motorcu Derviş
Adnan ÖZ
Muhammed salah lige heyecan katacak!
Recep YAZGAN
AHBAP America İnc.
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Bülent ERTEKİN
"Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Seyfettin BUDAK
Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)