Türkiye
Giriş Tarihi : 05-02-2016 14:45   Güncelleme : 05-02-2016 14:45

 Allah’ ın Emri Ve Peygamber Emaneti: Tebliğ

  Peygamberler gelirler ve tebliğ görevlerini noksansız olarak yerine getirir, sonra vefat ederler

 Allah’ ın Emri Ve Peygamber Emaneti: Tebliğ
  Peygamberler gelirler ve tebliğ görevlerini noksansız olarak yerine getirir, sonra vefat ederler. Ancak onların vefatları ile tebliğ görevi bitmez. Bu ağır sorumluluk onların ümmetlerinin üzerinde kalır. Son Peygamber olan Hz. Muhammed (S.A.V) vefat edince kendisine verilen tebliğ sorumluluğu da onun ümmetlerine kalmıştır. İnsanın sorumluluğu inanmakla başlar. Müslüman olabilmek, inandığını söylemek yetmez, inancını ölünceye kadar hayatında yaşamayı gerektirir. Müslüman olma şerefine kavuşanın en büyük sorumluluğu başkalarını da bu onurlu çizgiye davet etmektir. Bu öyle kolay bir şey değildir. Çünkü en yakınlarından başlattığın tebliğe, öncelikle yine en yakınların karşı çıkarlar. Bütün zorluklarına rağmen uyarı görevinden caymak, geri adım atmak asla söz konusu değildir. Allah (c.c.) “Sizden insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” buyuruyor. Demek ki hesap gününde kurtuluş için kınayıcıların kınamalarına aldırış etmeden, insanları hayra çağırma görevini sürdürmek zorunluluğu vardır. İyiliği emretmek ve kötülüklerden alıkoymak yönetimin sorumluluk alanı olduğu için, hayra hizmet eden topluluğa ülkeleri yöneten kadroyu yanlış yapmamaları hususunda uyarmak ve ikaz etmek düşer. İdari kadro Hakk merkezli siyaset yürüttükleri sürece cemaatlerin görevi o kadroyu desteklemektir. Günümüzde olduğu gibi yönetimin Avrupa Birliği endeksli ve batı merkezli politika izlemeleri, milli ve manevi değerleri Avrupa normlarına uygun hale getirmeye çalışmaları halinde, hayra davetle görevli cemaat ve topluluklara ikazlarını lisan ile yapmaları yetmez. Lisan ile uyarıları yanında yanlışta ısrarlı olan siyasi kurumdan desteklerini kesmeleri icap eder. Çünkü bu hususta: “Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden her hangi bir zümreye uyarsanız, imanınızdan sonra sizi çevirir de kâfir yaparlar” şeklindeki Allah’ın (c.c) hükmü insanın kanını donduruyor. Bazı İslâm âlimleri buradaki “uymak” ifadesini itaat etmek, telakkilerini kabul etmek, onların görüşlerine göre hareket etmek ve nizamlarını iktibas etmek şeklinde yorumluyorlar. Ve bunu “İslâm ümmetinin varlık sebebini kaybetmesi anlamına geldiğini ifade ediyorlar. İslâm ülkelerini yöneten kadronun rotalarını batıya çevirmelerinin itikadı yönden ne kadar sakat ve tehlikeli olduğunu ve o kadroyu ikaz etmenin de ne kadar önem arz ettiğini bu iki ayet çok açık bir şekilde izah ediyor. Peki, bu açık hükümlere rağmen hayra hizmet adına var olduklarını iddia eden topluluklar veya cemaatler kendilerine peygamber emaneti olan tebliğ sorumluluğunu bu manada yapıyorlar mı?!!!!! Mezhep veya tarikatlarını veyahut şahsi çıkarlarını İslâm dininin üzerinde tutan her Müslümanın bu soruyu kendisine sorması ve bir nevi kendisini hesaba çekmesi gerekiyor. Dünya ve ahiret saadeti için bu sorunun vicdani cevabı son derece önemlidir. Hesap gününde elinde bir belge olmasını isteyen herkesin, hayra davet ve kötülüklerden alıkoyma sorumluluğunu bu manada yerine getirmeleri icap eder. Zulme, sessiz kalarak taraf olanların hesapları korkarım ki çok zor olur. 01. 02. 2016
adminadmin