200 yıllık bir oyun siyasal tarihimizde oynanan ! Tam başlama zamanı konusunda çelişkili yaklaşımlar olsa da,1768_1774 Osmanlı/Rus Savaşı ve Küçük Kaynarca Anlaşması sonrasında başlar bu komedya!
1775 yılında, İstanbul’a gelen Rus Büyükelçisi,Repnin’in oturacağı koltuğun altın işlemeli kumaşla kaplanması talebi ,bu komedyanın ilk görsel repliğidir.Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı Fransuva’ya yazdığı “Ben ki”diye başlayıp, “Sen ki”diye biten fermanını bilenler nereden nereye gelindiğini gayet açık görebileceklerdir.
Bu dönemden sonra Osmanlı, prestij kaybetmeye başlar.Zamanında yabancı delegasyonlara kendi tören kurallarını uygulattıran Osmanlı yönetimi bu olayla ilk kez düşüşünün şokunu yaşamıştır.Bu şoku atlatmak,İmparatorluğu kurtarmak ve gerileyişi durdurmak için ne yapılması gerektiği düşünülür.
Osmanlı bürokrasisi,ilk kez siyaseten ve sosyal açıdan Avrupa’lı(Batılı)olmanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışır .Anlar anlamasına da yanlış anlar !
Bu amaçla Viyana’ya gönderilen Ebubekir Ratip Efendi,Avrupa’nın hukuki ve sosyal kurumlarını inceler, III.Selim’e rapor eder.Dil bilmez Ratip Efendinin tercümanı Rus’tur!Görülen ;Rus tercüman,tercüme hataları yapmış olacak ki iki asırdır anlaşılamadı gerçek Batılılaşma olgusu.
II.Mahmud döneminde,Batılılaşma ciddi denilebilecek kurumsal uygulama çalışmalarıyla sürdürülmeye çalışılsa da,II.Mahmudun Avrupa tarzında döşenmiş Dolmabahçe Sarayına taşınması,İlk kez halkın içinde “Araba” ile dolaşması,giyim stilini değiştirmesi,sarayda davetler,Avrupai balolar düzenlemesiyle,batılılaşma yansımasında,traji_komik bir alğılama hatasına düşüldüğü gözlemlenir.
Halkın sadece nesnel değişimle olayı yaşamaya çalışması“Araba sevdasındaki” Bihruz’un suçu değildir.Bunu ilk farkeden,Sadık Rıfat Bey,batılılaşmanın bir düşünsel biçim,yeni bir sistem algısı olduğunu görmüştür.Medeniyet olarak adlandırılan bu sistem;Geleneğe bağlı keyfi sistemden farklı,insan merkezli(Hümanist) hak ve özgürlüklere dayalı olduğunu söyler.Söyler de kim dinler !Araba Sevdasına tutulmuşuz bir kere!
Teorik bilgi pratiğe geçirilemediği sürece fayda sağlamayacaktır.Sağlamamıştır da !
Osmanlı çok Uluslu bir İmparatorluktur ve Batılılaşma düşüncesine siyasi yapı olarak da çok uzaktır.
1839’da Mustafa Reşid Paşa “Gülhane Hatt_ı Hümayunu yayınlar.Böylece Tanzimatla beraber komedyanın en uzun perdesi de açılmış olur.Tanzimat reformları ve Avrupa Devletler Sistemine kabul edilme yolunda 1840’da imzalanan Londra Anlaşmasıyla Batıya doğru ilk büyük adım atılmak üzere ayaklar havaya kaldırılmıştır.O gün bu gündür ayak havada tek ayak üstünde bekliyoruz !
“Darül İslam_ Darül Harp”ilkesine dayalı bir devlet ve karşısında belirli bir medeniyet seviyesine ulaşmış “Hristiyan” bir topluluk!
Aşırı Batıcıların sözcüsü,Abdullah Cevdet’in şu sözü düşülen rehavet çukurunun en güzel yansımasıdır;Şöyle buyurur Abdullah Cevdet: “Bir ikinci medeniyet yoktur.Medeniyet Avrupa Medeniyetidir,bunu gülü ve dikeniyle kabul etmek gerekmektedir.”
“Gül ve diken” tenasübünden neyi kasdettiğini de bu kadar kendinden emin ve net bir şekilde açıklasaymış da biz de anlasaymışız ,tek medeniyetten kasdın ne menem bir şey olduğunu!
Her kes bir şeyler söyledi,ağzı olan konuştu,tartıştı,fikirlerini ortaya koydu.Panislamcılar,Osmanlıcılar,Türkçüler ve Batıcılar!Ülke tam bir fikir karmaşası içinde kaldı,her kes kendi ideolojisini savundu.
Altı yüz yıl yaşayan Osmanlı İmparatorluğundan sonra kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti,Lozan Barış Konferansında dünya devletlerine Egemen ve bağımsız bir Türk Devleti’nin varlığını kabul ettirdi.Bundan sonrasında gösterilen çaba,ülkenin kalkınması ve değişimi için yapılan Kemalist Devrimlerin ana hedefini ortaya koymaktı.
Yeni kurulan Türk Devleti’nin modernleşmesi!
Tam da bu nokta da ayrı düşünce kutuplaşmalarının oluştuğu zannındayız.Modernleşme ve Batılılaşma kavramlarının birbirinin yerine kullanılması yanlışı.Oysa ikisi çok farklı kavram ve anlamlarla yüklü!
Batılılaşma nedir modernleşme nedir? Düşünelim!
Batı bu uygarlığı tek başına mı yaratmıştır? Yunan ve Latin tarihi,Mısır ve Bizans tarihi,Ellenistlik kültür,Doğu ve İslam tarihi ve hatta ilk çağ medeniyetleri,Asurlar,Sümerler,Babiller bu oluşumun dışında tutulabilir mi?İnsanlığın binlerce yıllık süreç içinde katkılarıyla oluşan değerlere KENDİözgürlükçü,bilimsel ve akılcı hayat felsefelerini ekleyerek oluşturdukları bir uygarlıktır onların ki! Bizim başarısızlığımızın ana nedeni , KENDİmizin olanı dışlayıp, gülüyle dikeniyle bu medeniyeti almaya çalışmamızdır.
Bergson’un dediği gibi; “Bu günün ışığından maziyi görme keyfiyeti”yaptığımız.Oyun halen devam ediyor,biteceğe de benzemiyor.Oysa ki perde çoktan indirildi.Ne zaman ki ülkemizde “Düyunu Umumiye İdaresi”kurulmuştur,bu oyunun seyri o an değiştirilmiştir,oyunun yönetmenleri tarafından.
Sınırları çizilmiş hadleri durmadan zorluyoruz fakat ötesine geçemiyoruz?
Neden?
Ahmet Hamdi Tanpınar, bizim edebiyatımızın gelişememesine karşın gözümüzün önünde gelişen Rus edebiyatı için şöyle bir yaklaşımda bulunur. “Bizim insanımızda reel hayata inanmak yoktur.Dinimizde günah çıkarmanın bulunmaması da ferdin daima kendi içine yönelmesini men etmiştir.Aleni itiraf müessemiz çalışsa işte o zaman yapılan yanlışları görme yeteneğinede sahip olabiliriz.”Edebiyat alanında yapılan bu öz eleştiri yaşanan toplumsal kaosumuzunda tek nedenidir diyebilir miyiz? Bizce evet çünkü; Edebiyat hayatın ta kendisidir.Çıkarımları, tüm sosyal,toplumsal ve bireysel durumlara uyarlanabilir.Yeniliklere hurafe fikirlerle ayak direyenlerin de,yenilikçi beyinlerin de tek eksiğidir sorgulama eyleminin yokluğu.Çağdaşlamayı,batıcı olmayla bir izdüşüm görmeye devam ettiğimiz sürece trenin raydan çıkmasına şaşmamak gerek.
Halet_i duruşumuşda ki komedi;Batıya hızla giden trenin içinde yüzümüz doğuya doğru koşmaya çalışmamız !
Seyrani’nin şu beyitleri nasılda az sözle açıklar devrin ,yerine yenisi konamamış bir devlet otoritesi ve tam bir teşkilat oluşturulmadan yıkılmaya çalışılan eski sistem ve fikir hayatının uğradığı yıkımı:
Alemde bir devir dönüyor amma
Devr_i İngiliz mi,Frenk mi bilmem
Halli asan değil,müşkil muamma
Zulm_i zalim göğe direk mi bilmem!
Medenileşme çabalarımızda izlediğimiz yol tarihsel seyriyle sahnede halen.Şimdi oyunun neresindeyiz?Yeni perdenin takdimi,AB üyeliğine ne pahasına olursa olsun girme şuursuzluğu!
Amaç ;Türk dış politikasının temel hedefi “Medeni”devletler topluluğuna katılma!
“Batı ile aynı kaderi paylaşmak”sloğanıyla imzalanan Ankara anlaşması gerçekten Türk siyaseti ve 200 yıl önce yola çıkılan amaç için bir başarı mıdır?
Ve sonrasında gelişen olaylar bize ne vaad etti!
1999,Adaylık statüsü Helsinki Zirvesinde kazanıldı!
2005’de Müzareke süreci başladı! Alman Hiristiyan Demokratları Lideri Angela Merkel’in başı çektiği Avusturya ve Fransa tarafından desteklenen AB ülkelerinin ortaya koyduğu karşı çıkış noktasını çok iyi anlamak gerekir.Ortaya koydukları tavır gayet nettir.Türkiyenin Türk ve Müslüman Kimliğinden kaynaklı karşı duruş!
Samimi değiller hiç bir zaman olmadılar! Bunun görülmesi gerek.Toplumca dışlanmışlık travmaları yaşamamıza gerek var mıdır?
Etkileşim ve sosyal kimliklerin tanımlanması “İlk temas”la toplumların birbiri hakkında fikir edinmesini sağlar der Wendt.Yaklaşık 200 yıldır süren sorunun kaynaklarından birisi de sanırım bu ilk temas!
Avrupanın Türklerle ilk teması!AB üyeliğinin sürekli önünün kapatılmasının reel nedenlerinden yalnızca birisi!Kafalarda canlandırılan kurgulamalarla sahneye konulan aldatmaca oyunlar silsilesi.
Kendimize dönüp sormamız gereken en önemli soru;Türkiye,Türkiye Cumhuriyetinin ilanıyla kazanılan yeni Türk kimliğini ve modernleşme çabalarını AB’ye üye olarak resmileştirme çabasındadır.Türkiyenin böyle bir onaya ihtiyacı var mıdır?
Başkalarının eline bakmaktan kendi elimizdeki hazineleri zamana çaldırmaya devam ediyoruz.Bunun farkına ne zaman varacağız?
Son sözü ve sorunun çözümünü iki beyitle,Yahya Kemal Beyatlı söylesin istiyorum.
“Ne harabiyim,ne harabatiyim,
Kökü mazide olan atiyim....
Tarihsel bilğilerin kaynağı:Türkiye_AB İlişkileri/Avrupa’nın Genişlemesi,Müzareke Süreci ve Batılılaşma Sorunsalı/Dr.Ertan EFEGİL_Dr.Mehmet S.EROL
BATILILAŞMA KOMEDYASI
200 yıllık bir oyun siyasal tarihimizde oynanan ! Tam başlama zamanı konusunda çelişkili yaklaşımlar olsa da,1768_1774 Osmanlı/Rus Savaşı ve Küçük Kaynarca Anlaşması sonrasında başlar bu komedya! 1775 yılında, İstanbul’a gelen Rus Büyükelçisi,Repnin’in oturacağı koltuğun altın işlemeli kumaşla kaplanması talebi ,bu komedyanın ilk görsel repliğidir
admin


















































































































































































































