Eğitim
Giriş Tarihi : 04-09-2014 16:04   Güncelleme : 04-09-2014 16:04

Ezilenlerin Göçü İltca

Dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan sıkıntılardan dolayı halkın bir kesimi başka ülkelere sığınmak zorunda kalmaktadır. Çağımızda ülkelerin başını çok ağrıtan olaylardan biridir mültecilik. Mülteci durumunda olanların da genellikle İslam ülkeleri halklarından olması, sorunun aslında İslam'ın sorunu olduğuna da işaret etmektedir. İslam ülkeleri üzerindeki emellerini gerçekleştirmek ve enerji kaynakları başta olmak üzere doğal kaynaklarını elinde tutmak isteyen emperyalistler bu coğrafyayı güvensizlik temelinde yeniden oluşturmaktadırlar. Gün geçmiyor ki bir soykırım veya iltica haberi gündeme gelmesin. İslam coğrafyası bir kazan gibi sürekli karıştırılıp kaynatılmakta, Müslüman halklar kendi canlarının derdine düşürülmektedir. Bu arada doğal kaynaklar da emperyalist ülkelerin amaçları doğrultusunda kullanılmaktadır.

Ezilenlerin Göçü İltca

 

 

Bu süreçte mülteciler, yokluk içinde de olsa güvenli yaşayabilecekleri ülkelere gitmektedirler. Mültecilerin bu göç dalgası ise Batılı sömürgeci devletleri rahatsız etmemektedir. Ülkemiz "İslam Ümmetinin Tarihsel Abisi" konumunda bulunması nedeniyle mazlum konumundaki mültecilerce tercih edilen ülkelerin başındadır. Ekonomik durumu daha iyi olanlar ise başka ülkeleri tercih etmektedirler. Zira ülkemizde mazlum olmak önemli bir kriter iken, Batı ülkelerinde ekonomik kaynak sahibi olmak öne çıkmaktadır. En kötü halimizle bile dünyaya örneklik sergileyecek bir dinsel, kültürel ve tarihsel yapıya sahip olmamız nedeniyle olaylar böyle cereyan etmektedir.

 

Mültecilik konusunda asıl sorun, sadece mazlumlara sahip çıkmaktan kaynaklanmaktadır. Zalime karşı bir duruş sergileme noktasında büyük bir eksiklik vardır. Oysa zalimin zulmü engellenebilse mazlumlar daha da rahat edecek, ekonomik sıkıntılarını aşacaklardır. Salt zulme uğrayanlara sahip çıkıp maddi yardımda bulunmak ve bir adım öteye geçip can emniyetini sağlamak yeterli olmamaktadır. Sonuçta zalim de bu kısır yapıyı görmekte ve davranışını engelleme yönünde somut bir yaptırım olmamasına güvenerek zulmüne devam etmektedir. Mültecilerle ilgilenen gerek uluslararası kurum ve kuruluşlar gerekse sivil toplum örgütleri bu açmazla baş etmeye çalışmaktadırlar. Tüm enerjileri zulüm görmüş olanlara sahip çıkmaya harcamaktadırlar. Elbette ki mazlumlara sahiplenilmelidir. Ancak zalimi ve zulmü engelleme yönünde de bir şeyler yapılmalıdır. Bunlar uluslararası arenada uzun vadede ve kesinlikle yapılması gerekenlerdir.

 

Mülteciler konusunda yaşanan bir diğer sorun da mültecilerin bulundukları ülkelerdeki uyum sorunudur. Dünyadaki son gelişmeler bağlamında ülkemiz çok yoğun mülteci almaya başlamıştır. Süreç ilerledikçe mültecilerin hakkında olumsuz konuşulmakta ve kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ülkelerindeki zorlu koşullardan canını kurtarmak için aç ve sefil bir şekilde kaçarak ülkemize gelen mülteciler ortada kalmışlardır. Mültecilerle ilgilenmesi gereken kurum ve kuruluşların yetersiz kalması nedeniyle mülteciler yerel halkla karşı karşıya gelmektedirler. Zaten psikolojileri bozuk olan mülteciler uyum sorunu yaşamakta, adli bir takım sıkıntıların konusu olmaktadırlar. Sonuçta toplumsal gerilim yaşanmakta ve karşılıklı olarak istenmeyen bir takım çatışmalara yol açılmaktadır.

 

Tarihsel süreçte ülkemiz ve halkımız, misafirperverliği ve diğerkamlığı ile öne çıkmıştır. Çağdaş gelişmeler ve vahşi kapitalizm bu süreci etkilemiş olsa da hala dünya standartları üzerinde insancıllık özelliğimiz ön plandadır. Dinsel ve tarihsel yapımızdan kaynaklanan bu özelliklerimiz ile çağlar boyunca mazlumların yanında olmuşuzdur. Örneğin, beş yüz yıl önce İspanya'dan kovulan Yahudilere Osmanlı olarak kucak açılmış, ülkemize getirilerek sahiplenilmiştir. Avrupa'nın Yahudiler hakkında olumsuz düşünmesine ve Yahudilerin de olumsuz özellikleri öne çıkmasına rağmen Osmanlı, Müslüman olmanın verdiği sorumluluk ve asaletle zulme uğratılan Yahudilerin yanında yer almıştır. Günümüze kadar geçen süreçte gerek Osmanlı gerekse Türkiye döneminde Yahudilerin bir takım olumsuz olaylarda yer almaları ve destekleyici olmalarına karşın hiçbir zaman Türkler tarafından Yahudilere karşı toptancı bir yaklaşımda bulunulmamıştır. "Yapıları bilinmesine karşın" potansiyel suçlu muamelesi görmemişlerdir. Büyük millet olmanın gereği budur. Zarar göreceğini bilse de bir kişiye haksız zulmetmemek için bazı şeyleri sineye çeker. Gerek Osmanlı gerekse Türkiye en üst makamlara gelmelerine, ticaret ve sanatta etkin olmalarına karşı çıkmamıştır. Hatta İsrail tarafından Müslümanların katliama uğratılmalarına rağmen, Yahudiler ülkemizde ayrımcılığa tabi tutulmamıştır. Çünkü bizler için adalet ve barış kavramı her şeyden önemlidir. Ülkemize, ilimize veya mahallemize yurtiçi ve yurtdışından bir yabancı geldiğinde kendimizden çok önemseriz. Yol gösteririz, karnını doyururuz ve gerekirse misafir dahi ederiz. Bu bizim ayırıcı özelliklerimizdendir. Zaten bu olumlu özelliliklerimiz nedeniyle tarih boyunca düşmanlarımız bizi bu noktalarımızdan vurmuşlardır. Ancak yine de bu özelliklerimizden vazgeçirememişlerdir.

 

Şimdilerde ise ülkemizde, bizimle aynı kültürün mirasçıları olan Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerden gelen mülteci mazlumlara karşı dışlayıcı bir yaklaşım sergilenmektedir. Adına muhacir veya mülteci denmesi davranış modelimizi fazla etkilememektedir. "Dağdan gelmiş bağdakini kovuyor." endişesiyle "Bizi arkadan vurdular." ve "Ülkelerini savunsaydılar da buralara gelmeseydiler." gibi gerekçelerle aşağılanmakta ve dışlanmaya çalışılmaktadırlar. Her bireyden geçmişin hesabının sorulması veya kan davasının sürdürülmesi insani bir yaklaşım değildir. Savaş ve şiddet koşullarında çareyi oradan uzaklaşmakta bulanları yargılayıcı olmak da. Bazen hayat öyle olaylar karşımıza çıkarır ki inandığımız ve düşündüğümüzün tam tersini yapmak durumunda kalırız. Bu nedenle büyüklenerek ve büyük laflar ederek, çeşitli nedenlerle mülteci durumuna düşmüş mazlumlardan hesap sormak doğru bir davranış değildir. Bu davranış şekli, hayatını kişisel menfaatleri üzerine kurmuş olan Batı toplumlarına yakışan ve onlardan beklenen bir modeldir. Bizde ise asla!

 

Bir şehirden bir şehre bir haftalığına tatile giderken bile psikolojimizin bozulduğu bir dünyada, hiç bilmediği bir ülkeye canını kurtarmak için sığınan ve kimsesiz olan bu insanlara sahiplenmek insani ve İslami bir görevdir. Bu insanlarla yerel halk arasında elbette ki yanlış olaylar olacaktır. Ancak bu olaylar mültecileri dışlamaya değil anlamaya ve yardımlaşmaya neden olmalıdır. Atalarımızın Yahudi'ye reva görmediği muameleyi bu kardeşlerimize de görmemeliyiz. Ülkemizden yurtdışına gerek mülteci gerekse çalışma amacıyla giden insanımızın da o ülkelerde benzer muameleye uğradığı durumlarda bizler de üzülmekteyiz. Yapılanları insani bulmamaktayız. Hatta ölümlere kadar varan olaylarda kahrolmaktayız. Oysa kim suç işlerse işlesin adaletin yakasına yapışmasını istemek, ancak mazlum olanlara da yardım etmek gerekmektedir. Çifte standart içerisinde kendimize gelince her şeyin en iyisine layık görmek, başkasına gelince ise engelleyici ve zulmedici olmak hiç hoş değildir. Tarihsel kan davası bağlamında yaklaşarak, yapacağımız suçlara ve saldırılara zemin hazırlamak ise kabul edilebilir değildir.

 

Unutmayalım ki... Allah bizleri mülteci durumuna düşürmesin. O zaman halimiz nice olur... Diğerkamlık yaparak bu insanlara sahiplenirsek umulur ki Allah da bize sahiplenir... Yoksa Allah, kişinin kınadığını kendi başına getirmeden canını almıyor... Allah bizleri böyle zor durumlarla sınamaz inşallah...

adminadmin