Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 29-02-2012 14:11   Güncelleme : 29-02-2012 14:11

Kaçınılmaz son…

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekilliği’nin KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu üst düzey istihbaratçıları şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırması ülkede adeta bir depremi tetikledi

Kaçınılmaz son…
İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekilliği’nin KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu üst düzey istihbaratçıları şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırması ülkede adeta bir depremi tetikledi. Süreç o kadar hızlı gelişti ki sıradan insanımız konuyu takip bile edemedi.
 
Önce soruşturmayı başlatan savcı Sadrettin Sarıkaya'ya soruşturmadan el çektirildi. Aynı zaman dilimin de İstanbul emniyetinde tasfiye operasyonları yapıldı, ardından da MİT kanununda değişikliğe gidilerek teşkilat mensuplarına soruşturma açılması için Başbakan Erdoğan'dan izin alınması şartı getirildi.
 
Buzdağının görünen kısmında Fethullah Gülen Hareketi kastedilerek yapılan “cemaat-AKP çekişmesi” ve akabinde RTE nin geçirdiği ikinci operasyon şubat ayının en çok tartışılan konuları oldu. Ama bu yaşananların birde perde arkasında kalan asıl kısmı vardı ki onu da birçok mürekkep yalamış aydın, gazeteci, siyasetçi kimlikli sazanlar dahi gör(e)medi.
 
Bu süreçte yaşanan kontrollü krizin arakasında kaldığı için görülmeyen, daha doğrusu gizlenen şeyin ne olduğunu daha önceki “sazan mevsimi” başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak yazdığımız için burada tekrara düşmeyeceğiz. Fakat içinde bulunduğumuz süreci ve sonuçlarını farklı bir açıdan tekrar gündeme taşıyarak ülkenin sanıldığından çok daha önemli bir sürece doğru yol aldığının altını çizmeye çalışacağız.
 
Fakat bunu yapmadan önce “öküzün altında buzağı arayanları”, olaylara ve insanlara “at gözlüğü ile bakanları” niyetimiz konusunda bilgilendirmemiz gerekiyor.
 
Kabul ediyorum ben bir RTE ve AKP muhalifiyim.
 
Yanardöner birileri gibi sıkıştığım zaman bunu inkâr edecek de değilim. Ama benim muhalifliğim körü körüne ve yıkıcı amaçla yapılan bir muhalefet de değil.
 
Aksine bir dönem aynı saflarda olmasa bile geçmişte aynı kişi veya zihniyetin zulmüne uğramış eski bir yol arkadaşı olarak kabl ettiğimiz RTE ve AKP zihniyetinin o günleri unutarak şimdilerde zalimlik yolunda koşar adım ilerlemesine engel olmak isteyen, hükümeti yanlış/batıl bir yolda olduğu konusunda uyaran bir dostun muhalifliği.
 
Fakat uyarma işini yaparken kimi zaman kullandığımız sözlerimizin eski yol arkadaşlarımızın canını acıtacak kadar acı olduğunun da farkındayız. Lakin niyetimizin halis oluşunun AKP içerisinde ki aklıselim kişilerce “dost acı ama gerçeği söyler” ifadesi kapsamında değerlendirileceğini ve inşallah ülkemizin geleceği için gerekli tedbirleri alınacağını düşünüyoruz.
 
Aksi takdirde bu dünya oyunu bittiğinde (mutlak hesap gününde) ülke ve millet olarak bizi bekleyen o dipsiz uçuruma düştüğümüzde kimin önceden ne olduğunun ve neyi, nasıl söylediğinin hiçbir anlamı olmayacak.
 
Çünkü oyun bitip de o “kaçınılmaz son” geldiğinde birilerinin şah, vezir bizlerin ise sıradan halk olmamızın bir önemi kalmayacak.
 
Zamanı geldiğinde şah da piyonlar ile aynı kategoride değerlendirilecek.
 
Herkes “söylediklerinin” ve söylemesi gerektiği halde “söylemediklerinin” de hesabını verecek.
 
Diğer konuları bilmem ama en azından ben bu konuda hesaba çekildiğimde sıkıntı çekmek istemiyorum.
 
Bu nedenle de özellikle son dönemde bizi hızla uçuruma sürükleyen AKP siyasetindeki ‘padişahım çok yaşa’ tavrını gördükçe, üzülüyor ‘kontrolsüz güç, güç değildir’ fikrinden hareketle bir mümin olarak bir kez daha
                                                                                                  
“Bir hata yaparsan seni kılıçlarımızla doğrultmasını biliriz ey Hz. Ömer”
 
Sözüyle Hz Ömer’i uyaran sahabe dostlarının üslubuyla veya gerektiğinde Osmanlı Padişahlarına hadlerini bildirmekle görevli “hatırlatıcı” ların ifadesi ile sesleniyor ve
 
Diyoruz ki:
 
“Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var”
 
Son olarak siz okuyucularımıza da bir çift lafımız olacak.
 
Size tavsiyem ne olursa olsun her zaman ve her ortamda doğruyu söylemekten ve adaletle hükmetmekten asla vazgeçmeyin.
 
Ülkemiz, milletimiz ve birbirimiz için dua etmeyi ve tefekkürü ihmal etmeyin.
 
Umulur ki içimizden birimizin duası kabul olur da millet olarak affediliriz, merhamet ile muamele görürüz, doğru yola ulaştırılırız.
 
Aksi takdirde gittiğimiz yol, yol,
 
Ulaşacağımız menzil dipsiz bir uçurumdan başka bir yer,
 
Böyle devam edersek bizi bekleyen çetin bir hesap sonrası ödeyeceğimiz bedel ağır bir faturadan başka bir şey değil.
 
Fakat bu bizim için kaçınılmaz bir son olmaz. Her ne olursa olsun, süreç nasıl devam
ederse etsin
 
Millet olarak
 
Umudunuzu kaybetmeyin, zorlu bir süreçten sonra bizi bekleyen güzel günlerden ümidinizi kesmeyin, hamiyet sahibi bir millet olarak, sabahı beklerken, yorgunluktan, bezginlikten harap ve bitap düşüp, güneşin doğuşunu ıskalamayalım.
 
Bunun için buyurun hep birlikte avazımızın çıktığı kadar gür bir ses ile bağıran Önder hocamıza eşlik edelim ve diyelim ki:
 
Euzubillahimineşşeytanirracim ve’siyaset”
 
Allah’ım bizlerin düşmanı olan aldatıcı şeytanın ve siyasetin şerrinden sana sığınırım.
adminadmin