Said Nursi düşmana karşı savaşanların âsi sayılamayacağı gerekçesiyle, Anadolu ulamasıyla birlikte, fetvanın geçersiz olduğunu savundu. 1920 yılında İstanbul işgali sırasında, Üstad Said Nursî İngiliz işgalcilere karşı yayınladığı Hutuvat-ı Sitte eseri ve halkı işgale karşı direnmeye çağırması ve Kuva-yı Milliye hareketini desteklemesi yüzünden İşgal Kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahkûm edilmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi bakalım ne diyor:
«Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından, Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu.
Ben de o zaman, Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyenin âzâsı idim. Bana dediler: ‘Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.’ Ben dedim: ‘Altı yüz kelimeyle değil, altı kelimeyle değil, hattâ bir kelimeyle değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum.
Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım geliyor… Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!’ demiştim. »
















































































































































































































