Mikrofiravunlar Mikronemrutlar
Tarihe mal olmuş, “adı bilinmez, sanı unutulmaz” pek çok şahsiyet vardır
Tarihe mal olmuş, “adı bilinmez, sanı unutulmaz” pek çok şahsiyet vardır. Öyle ki insanlar bu kişileri yaptıkları olaylarla tanırlar. Nerede ve ne zaman yaşadıkları ile ilgilenilmez bile. Günlük yaşamda sevilen veya sevilmeyen kişilere sıfat olarak kullanılırlar. Sanı söylendiğinde herkesin kafasında bir imaj canlanmaktadır. Firavun, Nemrut, Kisra, Belam gibi. Hatta bazen tarihte yaşamış peygamberler ile filozofların yaşadığı tarihsel olay ve süreç bilinmeden, isimleri halen kullanılmaktadır. Musa, İsa, Eyüp, İbrahim peygamberler ile Herodot, Aristo ve Sokrat filozoflar gibi.
Tarihsel kişiliği ve kimliği öne çıkmış kimselerden esinlenerek günümüzde bu isimleri kendilerine yakıştıranlar olduğu gibi, zaman zaman aşağılama ve hakaret anlamında muhataplara karşı da sıklıkla kullananlar bulunmaktadır. Genellikle sevilmeyen ve despotik tavırlar sergileyen kimselere Firavun veya Nemrut denmesi, sabırlı insanlara Eyüp denmesi gibi. Halk arasında bu tip yaklaşımlar genelde normaldir. Ancak ilahi vahyin bu noktada bizlere bilgi vermesi aslında bu kişilikleri tanıtmaktan ziyade olumluya yöneltmek, olumsuzdan uzaklaştırmak anlamındadır. Örneğe takılarak yanlış değerlendirmeler yaparak günümüz insanını bu mesajlardan vareste tutmak, “Günümüzde Firavun veya Nemrut yok ki!” gibi yaklaşımlar anlamsız ve geçersizdir.
Sosyolojik evrimsel süreç içerisinde öne çıkmış bu kimseler, gelecek insan kuşakları için bir uyarı ve hatırlatmadır. İçimizdeki ve çevremizdeki nefsani ve şeytani yönün, örneklerle vurgulanması ve ortaya konulmasıdır. Firavun ve Nemrut gibi zalim, Karun gibi zengin ve kibirli, Belam gibi dünyevi çıkarları için dini değiştiren ve kullanan, Kisra gibi ezilen halka rağmen saraylarda ihtişamlı yaşam sürmek kötülenmektedir. İbrahim gibi Allah’a güvenip zulme karşı çıkan, Eyüp gibi sabırlı ve azimli, İsa gibi insanları sevgi dolu yola ileten, Musa gibi şirke ve zulme karşı mücadeleci olunması temel hedef olarak gösterilmektedir.
Günümüze gelindiğinde ise durum gerçekten çok vahimdir. İçselleştirilmeyen ve beyinde bir yük olarak taşınan bilgi ile bu örnekleri anlamak oldukça güçtür. Anlayanlar için ise tarihsel bilgiden öteye pek geçmemektedir. Bahsedilen kişiliklerin yaşamda alınması gereken örnekler olup olmadığı göz ardı edilmektedir. Sonuçta da kişi Firavun, Karun, Nemrut gibi olduğunun farkına varmamakta, yaşadığının olumsuz gerçekliği yanında doğruluğunu da savunur duruma düşmektedir. Kendini sorguladığı aşamada, yaptığının ve düştüğü yanlış durumun farkında olmayan bu kişiler, elindeki olanakların sınırlı olması nedeniyle mikrofiravun, mikronemrut veya mikrobelam olduklarının da farkına varamamaktadırlar. Oysa Firavun ve Nemrut ellerinde o döneme göre sınırsız sayılabilecek olanaklar olduğu için şımarmış ve adeta Allah’a kafa tutacak kadar tanrılaşma hastalığına yakalanmışlardı. Günümüzdeki mikrofiravunlar ve mikronemrutlar ise oldukça sınırlı yetki ve makamlarına güvenerek orijinal Firavun ve Nemrut’la yarışır duruma düşmektedirler.
Çevresindekilere yukarıdan bakma, adam yerine koymama, elindeki yetkiyi şahsi ihtirasları uğruna kullanma, toplumsal faydayı dikkate almama, insanların rızık endişesi ile kendilerine boyun eğmelerini bekleme mikrofiravunların temel özelliğidir. Yaptıklarında Allah’ın rızası olduğu yönünde ilahi bilgi alıyormuşçasına kendinden emin tanrısal tavırlar, makam ve para açısından kendinden aşağıda olanlara burnundan kıl aldırmayan yaklaşımlar, statüsünden gelen güç ile çevresini ezme girişimleri mikronemrutlardan olmak için yeterlidir.
Mikrofiravunluk, Allah’ın bağışladığı rahmet gölünden ihtiyaç sahiplerine vermektense zahmet deryalarının yolunu göstermek, bu zihniyettekiler için inisiyatif kullanmak ve adaleti tesis etmektir! Bir dakika sonra ölebileceğini veya bir sivrisinek gibi basit bir sebeple yıkılacağını düşünmeden evrene meydan okumanın ve tanrı olduğu vesvesesine kapılmanın adıdır mikrokisralık. Eline geçirdiği bir somun ekmeği tek başına yemenin, ancak yanındaki garibanın bir diliminde gözü olmanın, ayda binlerce lira kazanırken bir lira kazananın kazancını kıskanmaktır mikrokarunluk.
Makam, mevki, rütbe ve para olarak kendinden üstteki makrofiravunlara tapınırken onlarda bir üstünlük ve tanrısallık olduğuna inanarak gereğini yapmak, kendinden alttakileri ise Allah’ın insanı yaratırken kullandığı karalama çalışmaları görerek aşağılamak, tahakküm kurmak, ezmek ve yok saymaktır; mikrofiravunluk ve mikronemrutluk.
Her an bir Musa çıkacak korkusuyla doğan çocukların, örme sepetlerin ve nehirlerin yollarını gözlemek, makamını sağlamlaştırmak için bu korkuyla yaşamak makrofiravunun olduğu gibi mikrofiravunun da kaderidir. Yanması ve yok olması için hazırladığı ateşten, İbrahim’in kurtularak kendi otoritesini yerle bir edecek endişesiyle yaşamaktır makronemrutun ve mikronemrutun korkusu. Bu yüzdendir, insanlara huzur ve mutluk veren bir “nehir”, kendini sürekli yenileyen ve gelişen bir “çocuk”, zalimin zulmünü yakıp yok eden bir “ateş” gördüklerinde korkmaları. Musa, İsa ve İbrahim’e bu yüzdendir düşmanlıkları… Yok edemedikleri için yok saymaları bundandır. İsminin Musa, İsa ve İbrahim olmasına da gerek yok… Ancak düşman olabilmeleri için kendilerinin Firavun veya Nemrut olmaları yeterlidir. Her ne kadar onların eline su dökecek yetenek, kapasite ve güç olmasa da! Bu yüzden zaten Firavun ve Nemrut olamadıkları için ancak onların kötü bir kopyası, mikrofiravun ve mikronemrut olabiliyorlar… Bunların da kimler olduğunu görmek istiyorsanız, önce Kuran’daki Firavun ve Nemrutla ilgili ayetlere sonra da yakın çevrenizdeki ehliyet ve liyakate bakılmaksızın makam ve rütbe verilen kişiliksizlere bakmanız yeterlidir…
admin















































































































































































































