Samsun Haber
Giriş Tarihi : 06-12-2025 12:05   Güncelleme : 06-12-2025 23:20

Namaz Yahudilikten mi İslam'a geçti!

Akademisyen ve ilahiyatçı Prof. Dr. Ebubekir Sifil, namazın Yahudilikten İslam’a geçtiği yönündeki iddiaları ret ederek Batı’nın orta çağında devasa boyutlara ulaşan Karaîlik gibi Yahudi mezheplerinin, namaz ibadetini Müslümanlardan öğrendiğini kaydetti.

Namaz Yahudilikten mi İslam'a geçti!

Ayrıca örümcek ağı kıssasının da İslam’dan Yahudi literatürüne geçtiğini belirten Sifil, Müslümanların "ucuzcu mantık" ile kendi hakikatlerinden şüpheye düşürüldüğü uyarısında bulundu.

YAHUDİLİK NAMAZI MÜSLÜMANLARDAN ÖĞRENDİ İDDİASI

Prof. Dr. Ebubekir Sifil, 17 Nisan 2021 tarihli Youtube konuşmasında dinler tarihi açısından önemli bir anekdota yer vererek Irak’ta yaşayan Anan Ben David isimli bir Yahudi'nin haksız yere zindana atılmasıyla başlayan süreçte, Ben David'in zindanda İmam-ı Azam Ebu Hanife ile tanıştığını ve onunla yaptığı fikir alışverişi sonucunda inancının dönüştüğünü anlattı.

Ben David’in fikirleri etrafında kısa sürede Ananiye mezhebi sonrasında Karaîlik oluştu ve bu mezhep Yahudiliği kökten etkiledi.

İMAM-I AZAM’IN YAHUDİLİĞE TESİRİ

Sifil şöyle devam etti;

“Bu adamın adı Anan Ben David. Ondan sonra bu adamı çıkarıyorlar. Hakikaten bakıyorlar ki bu Yahudi değil. Çıkarıyorlar adamı. Çok kısa bir süre içerisinde Ananiye diye bir mezhep oluşuyor adamın fikirleri etrafında.

Bu Ananiye mezhebi Batı’nın orta çağ dediği zaman dilimleri içerisinde devasa boyutlara ulaşıyor. Ve Karailik gibi bir mezhep ortaya çıkıyor ki neredeyse bütün Yahudiliği baştan başa etkiliyor. Yahudiliğin amendüsünü yeniden yazıyorlar. Musa bin Meymun diye meşhur bir Yahudi vardır Endülüslü. Müslüman olduğu söylenir filan ama değildir. Meymunides’dir Batılı’larsa.

O adam Yahudi akidesini, amendüsünü yeniden yazmış. Bugün yazdıkları elimizde. Aynen Ehl-i Sünnet vel cemaat inancındaki münezzeh Allah inancı. Allah birdir. Eşi benzeri yoktur. Hiçbir şeye benzemez. Hiçbir şey ona benzemez. Zamandan mekandan münezzehtir. Madde değildir. Süreti yoktur. Şekli yoktur. Baktığınızda tam Ehl-i Sünnet akide kelam kitaplarında yazan. Oysa Yahudilik normalde antropomorfistir. Tevrat’ı açın. Tekfinin daha ilk bablarında birinci, üçüncü bab, beşinci bab. Allah’ın kendine, haşa insanı, Adem’i kendine benzer surette biçimde yarattığını söyler. Antropomorfistir, insan biçimlidir. Yahudiliğin en temel karakteristiği budur.

Anan Ben David zindanda birisiyle konuştu, tanıştı, tartıştı, teşrik-i mesai de bulundu ve dünyası inancı bütünüyle dönüştü. Zindanda tanıştığı bu adam İmam-ı Azam Ebu Hanife idi. Ve bu bir kıssa değil, bu bir masal değil. Bu dinler tarihinin bir temel hakikati. Dönüştüren bizdik. Musa bin Meymun Talmudik Yahudiliğe çok ciddi tenkitleri var.

Bu Saadiyya Gaonu’nda var. Benzeri o çizgide yer alan böyle deve dişi gibi Yahudi kelamcılar var. Onların bu Talmudik Yahudiliğe ciddi reddiyeleri var. Orada Musa bin Meymun diyor ki, peygamberlerden bize miras kalan salatı terk ettiniz. O salatı bugün Müslümanlar yerine getiriyor. Bakın onlardan öğrenin. Dolayısıyla internette gördüğümüz o bizim namazımıza benzer namaz kılan Yahudi namazı bizden öğrendi

Endülüslü meşhur Yahudi bilgini Musa bin Meymun (Meymonides), dönüştürülen Yahudi inancında "Peygamberlerden bize miras kalan salâtı terk ettiniz. O salâtı bugün Müslümanlar yerine getiriyor, onlardan öğrenin" dedi.

Sifil, internette rastlanan Müslümanların namazına benzer namaz kılan Yahudi grupların bu ibadeti, Müslümanlardan öğrendiğini net bir dille ifade etti.

TARGUM’A İSLAM’DAN MONTE EDİLDİ

Sifil, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Hz. Ebubekir’in Sevr Mağarası’nda gizlenirken örümceğin mağara ağzına ağ örmesi kıssasının da Targum’dan İslami kaynaklara geçtiği iddialarını kesin bir dille reddetti.

Sifil, Targum’ların Milat öncesinden Milat sonrası 9. yüzyıla kadar geniş bir zaman aralığında oluşturulduğuna dikkat çekti.

Detaylı Targum incelemeleri sonucunda, örümcek ağı kıssası gibi bazı öğelerin İslami etkiyle Targum’a sonradan monte edildiği sonucuna vardığını sözlerine ekleyen Sifil, bu durumun, "bizden öncekilerde varsa bize oradan geçmiştir" şeklindeki ucuzcu ve mübtezel bir mantık olduğunu vurgulayan Ebubekir Sifil şöyle konuştu;

“Ve orada işte Hazreti Davut ile efendim Saul arasında Tevrat’ta anlatılan o çekişmeler. Efendim Hazreti Davut mağarada Saul’den kaçarken gizlenmiş mağaranın ağzına bir örümcek ağ örmüş. Siyerden aldılar onu Targum’a oraya monte ettiler. Targum’un tekevv’ün tarihini bilirseniz bunu bilirsiniz. Dolayısıyla bu bizden öncekilerde varsa bize oradan geçmiştir şeklindeki bu ucuzcu,

bu mübtezel mantık bize şunu söylüyor. Ey Ümmet bugün sizin kendi hakikatinizden şüphe ettirmekle içine yuvarlandığınız bir anafor var. Batılılar sizi önce kendi hakikatinizden şüpheye tereddüde sevk ettiler, düşürdüler bunu başardılar. Bu ruh haliyle size ne söyleseler inanacaksınız.

Dolayısıyla kendi aidiyetlerimize geriye doğru mirasımıza, aidiyetlerimize yeni bir bakışla daha hakikate uygun, daha aslına dönük bir bakış açısıyla, bir zihin yapısıyla bu işleri yeniden genç nesillere öğretmemiz lazım. Aksi halde hakla batıl birbirine giriyor.

Dolayısıyla bu yerinden oynamış yapıya, civataları temelden oynamış yapıya ne dayasanız ne dayatsanız gidiyor. Bu yapı hadisler aslında uydurulmuştur şeklindeki bir telkine çok kolay kapılabiliyor. Bir kere o taşlar yerinden oynadı ya o telkine çok kolay kapılabiliyor…”

ŞÜPHECİLİK DEİZME VE ATEİZME KAPI AÇIYOR

Prof. Dr. Ebubekir Sifil, bu tarz asılsız iddiaların temelinde, Batılıların Müslümanları kendi hakikatlerinden şüpheye düşürme çabası yattığı uyarısını yaptı.

Şüpheciliğin; "Hadisler uydurulmuştur" ve bir adım sonrası "Kur’an’dan bazı ayetler uydurulmuştur" gibi tehlikeli telkinlere kolayca kapı açtığını söyledi.

Bu ruh halinin bir sonraki aşamada deizm ve nihayetinde ateizme zemin hazırladığını belirtti.

Sifil, genç nesillere mirasımızı ve aidiyetlerimizi hakikate uygun yeni bir bakış açısıyla öğretme sorumluluğunun altını çizdi.

EĞİTİM MÜESSESELERİNİN İHYASI

Sifil, konuşmasının sonunda, Müslümanların kendi müesseselerinden mahrum kaldığına dikkat çekerek, bu savrulmanın önlenmesi için atılması gereken en temel adımı açıkladı.

Müslümanların kendi ilim müesseselerini yeniden oluşturması ve mirası orijinal haliyle öğrenme-öğretme tecrübesini işler kılması gerektiğini vurguladı.

Aksi takdirde, genç nesillerin savrulmaya devam edeceğini belirterek, eğitimdeki kurumsal boşluğun tehlikesine dikkat çekti.

adminadmin