Paris’ e iki sefer gittim.
Yaklaşık yirmi günümü Paris sokaklarında dolaşarak geçirdim. Bir arkeolog olarak dünyanın en gizemli şehrine gider gitmez Louvre müzesini gezmeyi kendimden beklerken, ilk uğrak yerim Notre Dame Katedrali olmuştu. Burada beni kendine çeken sanki gizemli bir güç vardı. Her iki ziyaretimde toplam beş defa burayı ziyaret etmişimdir. Her gittiğimde uzun saatler kaldım. Bulunduğu bölgenin aynı zamanda Paris’in en hareketli yerlerinden biri olması nedeniyle çevresinde çok zaman geçirdiğimi söyleyebilirim. Yandığını (ya da yakıldığını) duyduğumda gerçekten çok üzüldüm. Dünya mirası ve insanlık tarihi açısından muazzam bir eserdi. “Keşke hiç gitmeseydim de o ihtişamlı yapının acısını yüreğimde bu kadar hissetmeseydim” dedim kendi kendime.
















































































































































































































