DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ömer Naci Yılmaz
Ömer Naci Yılmaz
Giriş Tarihi : 05-08-2026 18:32

Motorcu Derviş

Hayat bazen öyle insanlarla karşılaştırır ki onları tek bir meslekle, tek bir sıfatla ya da tek bir cümleyle anlatamazsınız. Çünkü onlar yaşadıkları hayatın içine birçok güzelliği sığdırmış, her yönüyle insana örnek olmayı başarabilmiş nadir şahsiyetlerdir. Emekli kimya mühendisi Ali Bülbül Ağabey de işte böyle bir insandır. Onu ilk tanıyanlar belki motosiklet tutkusunu fark eder, biraz sohbet edenler engin tecrübesine hayran kalır, uzun süre dostluk edenler ise kalbinin merkezinde taşıdığı kulluk bilincini görür. Dışarıdan bakıldığında bir motor sevdalısıdır; yakından tanındığında ise gönlünü Allah’a bağlamış, ömrünü faydalı olmaya adamış bir derviştir. Bu yüzden ben ona içimden hep “Motorcu Derviş” demeyi yakıştırırım.

 

Ali Bülbül Ağabey’le tanışıklığım bugünün değil, yaklaşık elli yıllık bir geçmişin hikâyesidir. Rızık olarak gördüğüm komşularımızdan biriydi. Evlerimizin yakınlığı pencereden pencereye muhabbet edebilecek konumdaydı. Bundan yarım asır kadar önce ilkokul öğrencisiydim. Annemle birlikte Trabzon’a bir düğüne gitmiştik. Amcam ve başka akrabalarımız da düğün evindeydi. Bir ara kapıdan Ali Ağabey içeri girdi. Mahallemizde gördüğümüz bir ağabeyimizi Trabzon’da görünce büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Hemen anneme dönüp, “Ali Ağabey burada ne arıyor?” diye sordum. Annem gülümseyerek, “O burada üniversitede okuyor.” dedi. Ali Ağabey beni kucakladı. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki kucaklaştığım ilk üniversiteli Ali Bülbül Ağabey’dir.

O gün annemin söylediği “üniversite” kelimesi zihnimde yer etmişti. Fakat ben o yaşlarda “üniversite” diyemiyor, çocuk aklımla oraya “büyük okul” diyordum. Tütün Yaprağı kitabımda da anlattığım gibi, bizim köyümüzde üniversiteye gitmek büyük bir hayaldi. “Büyük okul”, benim çocuk dünyamda ulaşılması güç, hayranlık uyandıran insanların bulunduğu yerdi. O gün Ali Ağabey’e duyduğum hayranlığın sebebi, büyük okulda okuyor olmasıydı. Aradan geçen yıllar bana çok daha büyük bir hakikati öğretti. İnsan, okuduğu okulla değil, yaşadığı hayatla büyüyormuş. Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki Ali Bülbül Ağabey’i gerçekten büyük yapan, üniversite diplomasından çok, ömrünü şekillendiren ahlâkı, kulluğu ve örnekliğidir.

Onun hayatının merkezinde namaz vardır. Namaz, günlük hayatın arasına sıkıştırılmış bir ibadet değil; hayatı düzenleyen, zamanı anlamlandıran, insanı Rabb’ine bağlayan en büyük buluşmadır. Nerede olursa olsun ezanın çağrısını önemser. Yolculukta da olsa, misafirlikte de olsa, işin tam ortasında da bulunsa namazını önceleyen bir hassasiyet gösterir. İnsan bazen uzun sohbetlerden etkilenmez. Fakat bir kimsenin namaz konusundaki titizliği gönülde silinmeyecek izler bırakır. Çünkü söz, ancak hâl ile birleştiğinde tesir eder.

Bu hassasiyetin en güzel örneklerinden biri, ABD’de yaşadığı yıllarda ortaya çıkar. Oğlu Fatih’i sabah namazına kaldırabilmek için gösterdiği gayret, bir babanın evladına bırakabileceği en büyük mirasın ne olduğunu gösterir. Kolay olan, “Kendi bilir.” diyerek kenara çekilmektir. Zor olan ise her sabah yeniden denemek, usanmamak, kırılmamak ve vazgeçmemektir. Bazen tatlı bir sözle, bazen sessiz bir bekleyişle, bazen de sabrın en güzel örneğini sergileyerek evladını namaza davet etmiştir. Sonucun hemen alınmaması onu yıldırmamış çünkü biliyordu ki hidayet Allah’tandır, kula düşen ise güzel örnek olmaktan vazgeçmemektir.

Bu hassasiyet yalnızca Amerika’daki oğlu Fatih için değildir. Türkiye’deki oğlu Rıfat’a karşı da aynı özeni, aynı sabrı ve aynı kararlılığı göstermiştir. Onun nazarında evlatlar arasında mesafeler değişebilir fakat babalık vazifesi değişmez. Bir evlat dünyanın öbür ucunda, diğeri yanı başında olsa da sabah namazına kalkmaları için gösterdiği gayret aynıdır. Çünkü Ali Bülbül Ağabey, evlada bırakılacak en büyük mirasın mal, mülk veya makam değil; Allah’a kulluk şuuru olduğuna yürekten inanır. Israrı baskıdan değil sevgiden, sabrı ise Rabb’ine karşı duyduğu sorumluluk bilincinden doğar.

Bu güzel örnek benim hayatımda da derin izler bıraktı. Ali Bülbül Ağabey’i yıllarca yakından tanıyan biri olarak onun evlatlarına karşı gösterdiği bu sabırlı ve merhametli tavrı kendime rehber edindim. Üç evladımı sabah namazına kaldırırken çoğu zaman onun yöntemini uygulamaya çalıştım. Bir defa seslenip vazgeçmedim. Kızıp kırmak yerine yeniden denedim. Bazen tatlı bir tebessümle kapılarını araladım, bazen yumuşak bir ses tonuyla uyandırdım, bazen de sessizce başlarında bekledim. Bugün geriye dönüp baktığımda çocuklarımın sabah namazını istikrarlı ve düzenli bir şekilde kılmalarında en önemli etkenlerden birinin bu sabırlı yaklaşım olduğunu açıkça görüyorum. Bunu kitaplardan okuyarak değil, yaşayarak öğrendim. Evlat eğitiminde en tesirli yöntem, nasihatten önce örnek olmak, öfkeden önce sabır göstermek, vazgeçmek yerine dua ederek yeniden denemektir.

 İnsan bazen farkında olmadan başkalarının hayatına yön verir. Ali Bülbül Ağabey bana hiçbir zaman uzun uzun çocuk eğitimi anlatmadı. “Şöyle yap, böyle davran.” diye öğütler vermedi. Fakat yaşadığı hayat, söylediği bütün sözlerden daha güçlü bir ders oldu. Çünkü güzel ahlâk en çok gözle öğrenilir. Samimiyet bulaşıcıdır, istikamet örnek alınır. Bir insanın kendi ailesinde yaşadığı güzellikler, başka ailelerin de huzuruna vesile olabilir. Ben bunun yaşayan şahitlerinden biriyim. Çocuklarımın namaz konusundaki istikrarına her baktığımda, Ali Ağabey’in güzel hâlinin bizim evimize kadar ulaştığını hissediyorum. Bir babanın gösterdiği sabrın, başka bir babanın evinde de meyve vermesi, güzel örnekliğin en bereketli tarafıdır.

Onun Anadolu sevgisi sıradan bir gezi merakının çok ötesindedir. Anadolu’yu yollarıyla değil, irfanıyla tanımaya çalışmıştır. Nice medreseyi ziyaret etmiş, nice türbenin kapısından hürmetle girmiştir. Bu yolculuklar turistik bir merakın ürünü değildir. Her ziyaretinde geçmişin hikmetini bugüne taşımaya gayret eder. Âlimlerin, ariflerin ve gönül erlerinin yaşadığı mekânları gezerken yalnızca taş yapılara değil, o taşların içinde yetişen ruhlara bakar. Onun seyahatlerinde yalnız kilometreler değil, gönül mesafeleri de kat edilir.

Ali Ağabey’in bir konudaki tavsiyesini asla unutamam. 1994 yılının mayıs ayı sonlarıydı. Ali Ağabey hacdan dönünce onu ziyarete gittim. İnsanda merak ve ilgi uyandıran derin sohbetinin ardından bana şöyle dedi: “Ömercan, bir gün yurt dışına çıkacak olursan ilk gideceğin yer kutsal topraklar olsun.” Onun bu tavsiyesine aynen uydum ve ilk yurt dışı seyahatimi 2000 yılının ağustos ayında umre amacıyla kutsal topraklara gerçekleştirdim.

Mezarlıklara gösterdiği hürmet ise insanı derinden etkileyen ayrı bir hassasiyettir. Bir mezarlığın yanından geçerken sessizce Fâtiha okur. Eğer yanında bir dostu varsa onu da okumaya davet eder. Gözünün iliştiği hiçbir kabri duadan mahrum bırakmak istemez. Çünkü bilir ki bugün dua ettiğimiz insanlar dün bizim gibi yürüyordu. Yarın ise bizim için bir başkası dua edecektir. Ölümü korkunun değil, muhasebenin vesilesi olarak görür. Belki de bu yüzden onunla yapılan yolculuklarda sadece yollar değil, insanın iç dünyası da uzun bir yol kat eder.

Ali Bülbül Ağabey’in dikkat çeken bir başka yönü ise elinin değdiği her işi güzelleştirmesidir. Kimya mühendisliği ona bilimsel bir disiplin kazandırmıştır fakat onun mahareti laboratuvarlarla sınırlı değildir. Bir tamirat işinde usta kadar mahir, bir üretim tesisinin planlanmasında makine mühendisi kadar titiz, bir bahçede çalışan çiftçi kadar gayretlidir. Tarla işlerinden makine düzenine, marangozluktan fabrika kurulumuna, elektrik arızasından tesisat döşemesine kadar uzanan geniş bilgi ve tecrübesi insanı hayrete düşürür. Onu izlerken, “Bu işi de mi biliyor?” sorusunu defalarca sormaktan kendinizi alamazsınız.

Bugün birçok insan yalnızca kendi uzmanlık alanını bilir. O ise hayatı bir bütün olarak öğrenmiştir. Kitaplardan öğrendiğini uygulamayla pekiştirmiş, uygulamada karşılaştığı sorunları yeniden öğrenmeye vesile kılmıştır. İş üretmeyi sever, çözüm bulmaktan yorulmaz. Zorluklar karşısında şikâyet etmek yerine çare arar. Belki de onu farklı kılan en önemli özelliklerden biri budur. Çünkü bilgi, ancak faydaya dönüştüğünde gerçek anlamını bulur.

Onun motosiklet tutkusu ise başlı başına anlatılacak bir hikâyedir. Pek çok insan için motosiklet hızın ve heyecanın simgesidir. Onun için ise tefekkürün, keşfin ve dostlukların vesilesidir. Türkiye’nin neredeyse gitmediği şehri yoktur. Dağ yollarını, yaylaları, sahilleri, kasabaları ve köyleri farklı renklerdeki motosikletiyle dolaşmıştır. Her yolculuk yeni bir insan, yeni bir hatıra ve yeni bir ibret demektir onun için. Kullandığı motosikletler adeta onunla özdeşleşmiştir. Onu tanıyanlar, uzaktan gelen motor sesini duyunca, “Ali Ağabey geliyor.” derler.

Bu uzun yolculuklara ayak uydurabilen insan sayısı oldukça azdır. Çünkü onun yolculukları sadece kilometre hesabıyla yapılmaz. Gördüğü her tarihî eser, her türbe, her mezarlık ve her köy camisinde durabilecek kadar sabırlıdır. Yol onun için varılacak yerden daha değerlidir. Acele etmez. Güzelliği kaçırmamak için yavaşlamayı bilir. Belki de modern insanın unuttuğu en önemli ders budur: Hayat, hızlandıkça zenginleşmez; fark edildikçe bereketlenir.

Bizim dostluğumuzun en güzel taraflarından biri ise haftalık çay sohbetleridir. Hayatın telaşı ne kadar yoğun olursa olsun mutlaka bir bardak çayın etrafında buluşuruz. O sohbetlerde yalnızca konuşulmaz; yaşanmışlıklar paylaşılır, tecrübeler aktarılır, gönüller dinlenir. Bazen geçmişten bir hatıra anlatır, bazen bir yolculuğun hikâyesini paylaşır, bazen de hiç beklemediğiniz bir cümle kurar ve uzun süre üzerinde düşünürsünüz. İnsanın yaşı ilerledikçe bilgi kadar hikmet sahibi insanlara da ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlıyor insan.

Her sohbetimizin sonunda söylediği bir cümle vardır ki artık hafızama kazınmıştır: “Hamdolsun, yenilendik.” Bu söz, onun hayata bakışını özetleyen cümledir. Yenilenmek için büyük tatillere, gösterişli programlara ihtiyaç duymaz. Samimi bir sohbet, bir bardak çay, içten edilen bir dua ve gönülden yapılan bir muhasebe ona göre insanı yeniden diriltmeye yeter. Modern dünyanın yorduğu ruhlarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey de belki tam olarak budur.

Bazı insanlar eser bırakır, bazı insanlar makam bırakır, bazı insanlar servet bırakır. Fakat öyle insanlar vardır ki geride en çok güzel iz bırakırlar. Ali Bülbül Ağabey de onlardan biridir. Çocukluğumda onu “büyük okulda okuyan ağabey” olarak tanımıştım. Hayat bana gösterdi ki insanı gerçekten büyük yapan, okuduğu okul değildir. Namazına gösterdiği hassasiyet, evlatlarına verdiği istikamet, Anadolu irfanına duyduğu muhabbet, mezarlıklara gösterdiği hürmet, üretkenliği, tevazusu, dostlarına kattığı bereket ve ardında bıraktığı güzel örnekliktir.

Rabb’imiz Ali Bülbül Ağabey’e sağlık, afiyet ve bereketli bir ömür ihsan eylesin. Yolunu açık, gönlünü huzurlu kılsın. Onun gibi insanların varlığı, bu çağın gürültüsü içinde hâlâ umudun, samimiyetin ve güzel ahlâkın yaşadığını gösteriyor. Güzel insanlar yalnızca kendi evlatlarını yetiştirmezler, güzel hâlleriyle başkalarının evlatlarının yetişmesine de vesile olurlar. Ben buna bizzat şahit oldum. Çocukken “büyük okulda okuyan ağabey” diye hayranlıkla baktığım Ali Bülbül Ağabey, yıllar sonra bana aileyi, sabrı ve kulluğu yaşayarak öğreten bir “Motorcu Derviş” oldu. Gerçek büyüklük de zaten tam olarak budur.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
BİYOGRAFİ
Motorcu Derviş
Motorcu Derviş
RÖPORTAJLAR
Motorcu Derviş
Motorcu Derviş
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat