Hayat bazen öyle insanlarla karşılaştırır ki onları tek bir meslekle, tek bir sıfatla ya da tek bir cümleyle anlatamazsınız. Çünkü onlar yaşadıkları hayatın içine birçok güzelliği sığdırmış, her yönüyle insana örnek olmayı başarabilmiş nadir şahsiyetlerdir. Emekli kimya mühendisi Ali Bülbül Ağabey de işte böyle bir insandır. Onu ilk tanıyanlar belki motosiklet tutkusunu fark eder, biraz sohbet edenler engin tecrübesine hayran kalır, uzun süre dostluk edenler ise kalbinin merkezinde taşıdığı kulluk bilincini görür. Dışarıdan bakıldığında bir motor sevdalısıdır; yakından tanındığında ise gönlünü Allah’a bağlamış, ömrünü faydalı olmaya adamış bir derviştir. Bu yüzden ben ona içimden hep “Motorcu Derviş” demeyi yakıştırırım.
Ali Bülbül Ağabey’le tanışıklığım bugünün değil, yaklaşık elli yıllık bir geçmişin hikâyesidir. Rızık olarak gördüğüm komşularımızdan biriydi. Evlerimizin yakınlığı pencereden pencereye muhabbet edebilecek konumdaydı. Bundan yarım asır kadar önce ilkokul öğrencisiydim. Annemle birlikte Trabzon’a bir düğüne gitmiştik. Amcam ve başka akrabalarımız da düğün evindeydi. Bir ara kapıdan Ali Ağabey içeri girdi. Mahallemizde gördüğümüz bir ağabeyimizi Trabzon’da görünce büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Hemen anneme dönüp, “Ali Ağabey burada ne arıyor?” diye sordum. Annem gülümseyerek, “O burada üniversitede okuyor.” dedi. Ali Ağabey beni kucakladı. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki kucaklaştığım ilk üniversiteli Ali Bülbül Ağabey’dir.
O gün annemin söylediği “üniversite” kelimesi zihnimde yer etmişti. Fakat ben o yaşlarda “üniversite” diyemiyor, çocuk aklımla oraya “büyük okul” diyordum. Tütün Yaprağı kitabımda da anlattığım gibi, bizim köyümüzde üniversiteye gitmek büyük bir hayaldi. “Büyük okul”, benim çocuk dünyamda ulaşılması güç, hayranlık uyandıran insanların bulunduğu yerdi. O gün Ali Ağabey’e duyduğum hayranlığın sebebi, büyük okulda okuyor olmasıydı. Aradan geçen yıllar bana çok daha büyük bir hakikati öğretti. İnsan, okuduğu okulla değil, yaşadığı hayatla büyüyormuş. Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki Ali Bülbül Ağabey’i gerçekten büyük yapan, üniversite diplomasından çok, ömrünü şekillendiren ahlâkı, kulluğu ve örnekliğidir.
Onun hayatının merkezinde namaz vardır. Namaz, günlük hayatın arasına sıkıştırılmış bir ibadet değil; hayatı düzenleyen, zamanı anlamlandıran, insanı Rabb’ine bağlayan en büyük buluşmadır. Nerede olursa olsun ezanın çağrısını önemser. Yolculukta da olsa, misafirlikte de olsa, işin tam ortasında da bulunsa namazını önceleyen bir hassasiyet gösterir. İnsan bazen uzun sohbetlerden etkilenmez. Fakat bir kimsenin namaz konusundaki titizliği gönülde silinmeyecek izler bırakır. Çünkü söz, ancak hâl ile birleştiğinde tesir eder.
Bu hassasiyetin en güzel örneklerinden biri, ABD’de yaşadığı yıllarda ortaya çıkar. Oğlu Fatih’i sabah namazına kaldırabilmek için gösterdiği gayret, bir babanın evladına bırakabileceği en büyük mirasın ne olduğunu gösterir. Kolay olan, “Kendi bilir.” diyerek kenara çekilmektir. Zor olan ise her sabah yeniden denemek, usanmamak, kırılmamak ve vazgeçmemektir. Bazen tatlı bir sözle, bazen sessiz bir bekleyişle, bazen de sabrın en güzel örneğini sergileyerek evladını namaza davet etmiştir. Sonucun hemen alınmaması onu yıldırmamış çünkü biliyordu ki hidayet Allah’tandır, kula düşen ise güzel örnek olmaktan vazgeçmemektir.
Bu hassasiyet yalnızca Amerika’daki oğlu Fatih için değildir. Türkiye’deki oğlu Rıfat’a karşı da aynı özeni, aynı sabrı ve aynı kararlılığı göstermiştir. Onun nazarında evlatlar arasında mesafeler değişebilir fakat babalık vazifesi değişmez. Bir evlat dünyanın öbür ucunda, diğeri yanı başında olsa da sabah namazına kalkmaları için gösterdiği gayret aynıdır. Çünkü Ali Bülbül Ağabey, evlada bırakılacak en büyük mirasın mal, mülk veya makam değil; Allah’a kulluk şuuru olduğuna yürekten inanır. Israrı baskıdan değil sevgiden, sabrı ise Rabb’ine karşı duyduğu sorumluluk bilincinden doğar.
Bu güzel örnek benim hayatımda da derin izler bıraktı. Ali Bülbül Ağabey’i yıllarca yakından tanıyan biri olarak onun evlatlarına karşı gösterdiği bu sabırlı ve merhametli tavrı kendime rehber edindim. Üç evladımı sabah namazına kaldırırken çoğu zaman onun yöntemini uygulamaya çalıştım. Bir defa seslenip vazgeçmedim. Kızıp kırmak yerine yeniden denedim. Bazen tatlı bir tebessümle kapılarını araladım, bazen yumuşak bir ses tonuyla uyandırdım, bazen de sessizce başlarında bekledim. Bugün geriye dönüp baktığımda çocuklarımın sabah namazını istikrarlı ve düzenli bir şekilde kılmalarında en önemli etkenlerden birinin bu sabırlı yaklaşım olduğunu açıkça görüyorum. Bunu kitaplardan okuyarak değil, yaşayarak öğrendim. Evlat eğitiminde en tesirli yöntem, nasihatten önce örnek olmak, öfkeden önce sabır göstermek, vazgeçmek yerine dua ederek yeniden denemektir.
İnsan bazen farkında olmadan başkalarının hayatına yön verir. Ali Bülbül Ağabey bana hiçbir zaman uzun uzun çocuk eğitimi anlatmadı. “Şöyle yap, böyle davran.” diye öğütler vermedi. Fakat yaşadığı hayat, söylediği bütün sözlerden daha güçlü bir ders oldu. Çünkü güzel ahlâk en çok gözle öğrenilir. Samimiyet bulaşıcıdır, istikamet örnek alınır. Bir insanın kendi ailesinde yaşadığı güzellikler, başka ailelerin de huzuruna vesile olabilir. Ben bunun yaşayan şahitlerinden biriyim. Çocuklarımın namaz konusundaki istikrarına her baktığımda, Ali Ağabey’in güzel hâlinin bizim evimize kadar ulaştığını hissediyorum. Bir babanın gösterdiği sabrın, başka bir babanın evinde de meyve vermesi, güzel örnekliğin en bereketli tarafıdır.
Onun Anadolu sevgisi sıradan bir gezi merakının çok ötesindedir. Anadolu’yu yollarıyla değil, irfanıyla tanımaya çalışmıştır. Nice medreseyi ziyaret etmiş, nice türbenin kapısından hürmetle girmiştir. Bu yolculuklar turistik bir merakın ürünü değildir. Her ziyaretinde geçmişin hikmetini bugüne taşımaya gayret eder. Âlimlerin, ariflerin ve gönül erlerinin yaşadığı mekânları gezerken yalnızca taş yapılara değil, o taşların içinde yetişen ruhlara bakar. Onun seyahatlerinde yalnız kilometreler değil, gönül mesafeleri de kat edilir.
Ali Ağabey’in bir konudaki tavsiyesini asla unutamam. 1994 yılının mayıs ayı sonlarıydı. Ali Ağabey hacdan dönünce onu ziyarete gittim. İnsanda merak ve ilgi uyandıran derin sohbetinin ardından bana şöyle dedi: “Ömercan, bir gün yurt dışına çıkacak olursan ilk gideceğin yer kutsal topraklar olsun.” Onun bu tavsiyesine aynen uydum ve ilk yurt dışı seyahatimi 2000 yılının ağustos ayında umre amacıyla kutsal topraklara gerçekleştirdim.
Mezarlıklara gösterdiği hürmet ise insanı derinden etkileyen ayrı bir hassasiyettir. Bir mezarlığın yanından geçerken sessizce Fâtiha okur. Eğer yanında bir dostu varsa onu da okumaya davet eder. Gözünün iliştiği hiçbir kabri duadan mahrum bırakmak istemez. Çünkü bilir ki bugün dua ettiğimiz insanlar dün bizim gibi yürüyordu. Yarın ise bizim için bir başkası dua edecektir. Ölümü korkunun değil, muhasebenin vesilesi olarak görür. Belki de bu yüzden onunla yapılan yolculuklarda sadece yollar değil, insanın iç dünyası da uzun bir yol kat eder.
Ali Bülbül Ağabey’in dikkat çeken bir başka yönü ise elinin değdiği her işi güzelleştirmesidir. Kimya mühendisliği ona bilimsel bir disiplin kazandırmıştır fakat onun mahareti laboratuvarlarla sınırlı değildir. Bir tamirat işinde usta kadar mahir, bir üretim tesisinin planlanmasında makine mühendisi kadar titiz, bir bahçede çalışan çiftçi kadar gayretlidir. Tarla işlerinden makine düzenine, marangozluktan fabrika kurulumuna, elektrik arızasından tesisat döşemesine kadar uzanan geniş bilgi ve tecrübesi insanı hayrete düşürür. Onu izlerken, “Bu işi de mi biliyor?” sorusunu defalarca sormaktan kendinizi alamazsınız.
Bugün birçok insan yalnızca kendi uzmanlık alanını bilir. O ise hayatı bir bütün olarak öğrenmiştir. Kitaplardan öğrendiğini uygulamayla pekiştirmiş, uygulamada karşılaştığı sorunları yeniden öğrenmeye vesile kılmıştır. İş üretmeyi sever, çözüm bulmaktan yorulmaz. Zorluklar karşısında şikâyet etmek yerine çare arar. Belki de onu farklı kılan en önemli özelliklerden biri budur. Çünkü bilgi, ancak faydaya dönüştüğünde gerçek anlamını bulur.
Onun motosiklet tutkusu ise başlı başına anlatılacak bir hikâyedir. Pek çok insan için motosiklet hızın ve heyecanın simgesidir. Onun için ise tefekkürün, keşfin ve dostlukların vesilesidir. Türkiye’nin neredeyse gitmediği şehri yoktur. Dağ yollarını, yaylaları, sahilleri, kasabaları ve köyleri farklı renklerdeki motosikletiyle dolaşmıştır. Her yolculuk yeni bir insan, yeni bir hatıra ve yeni bir ibret demektir onun için. Kullandığı motosikletler adeta onunla özdeşleşmiştir. Onu tanıyanlar, uzaktan gelen motor sesini duyunca, “Ali Ağabey geliyor.” derler.
Bu uzun yolculuklara ayak uydurabilen insan sayısı oldukça azdır. Çünkü onun yolculukları sadece kilometre hesabıyla yapılmaz. Gördüğü her tarihî eser, her türbe, her mezarlık ve her köy camisinde durabilecek kadar sabırlıdır. Yol onun için varılacak yerden daha değerlidir. Acele etmez. Güzelliği kaçırmamak için yavaşlamayı bilir. Belki de modern insanın unuttuğu en önemli ders budur: Hayat, hızlandıkça zenginleşmez; fark edildikçe bereketlenir.
Bizim dostluğumuzun en güzel taraflarından biri ise haftalık çay sohbetleridir. Hayatın telaşı ne kadar yoğun olursa olsun mutlaka bir bardak çayın etrafında buluşuruz. O sohbetlerde yalnızca konuşulmaz; yaşanmışlıklar paylaşılır, tecrübeler aktarılır, gönüller dinlenir. Bazen geçmişten bir hatıra anlatır, bazen bir yolculuğun hikâyesini paylaşır, bazen de hiç beklemediğiniz bir cümle kurar ve uzun süre üzerinde düşünürsünüz. İnsanın yaşı ilerledikçe bilgi kadar hikmet sahibi insanlara da ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlıyor insan.
Her sohbetimizin sonunda söylediği bir cümle vardır ki artık hafızama kazınmıştır: “Hamdolsun, yenilendik.” Bu söz, onun hayata bakışını özetleyen cümledir. Yenilenmek için büyük tatillere, gösterişli programlara ihtiyaç duymaz. Samimi bir sohbet, bir bardak çay, içten edilen bir dua ve gönülden yapılan bir muhasebe ona göre insanı yeniden diriltmeye yeter. Modern dünyanın yorduğu ruhlarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey de belki tam olarak budur.
Bazı insanlar eser bırakır, bazı insanlar makam bırakır, bazı insanlar servet bırakır. Fakat öyle insanlar vardır ki geride en çok güzel iz bırakırlar. Ali Bülbül Ağabey de onlardan biridir. Çocukluğumda onu “büyük okulda okuyan ağabey” olarak tanımıştım. Hayat bana gösterdi ki insanı gerçekten büyük yapan, okuduğu okul değildir. Namazına gösterdiği hassasiyet, evlatlarına verdiği istikamet, Anadolu irfanına duyduğu muhabbet, mezarlıklara gösterdiği hürmet, üretkenliği, tevazusu, dostlarına kattığı bereket ve ardında bıraktığı güzel örnekliktir.
Rabb’imiz Ali Bülbül Ağabey’e sağlık, afiyet ve bereketli bir ömür ihsan eylesin. Yolunu açık, gönlünü huzurlu kılsın. Onun gibi insanların varlığı, bu çağın gürültüsü içinde hâlâ umudun, samimiyetin ve güzel ahlâkın yaşadığını gösteriyor. Güzel insanlar yalnızca kendi evlatlarını yetiştirmezler, güzel hâlleriyle başkalarının evlatlarının yetişmesine de vesile olurlar. Ben buna bizzat şahit oldum. Çocukken “büyük okulda okuyan ağabey” diye hayranlıkla baktığım Ali Bülbül Ağabey, yıllar sonra bana aileyi, sabrı ve kulluğu yaşayarak öğreten bir “Motorcu Derviş” oldu. Gerçek büyüklük de zaten tam olarak budur.
Ömer Naci Yılmaz
Motorcu Derviş
Öztürk Samuk
Kudüsün Son Askeri Onbaşı Hasan
Adnan ÖZ
Muhammed salah lige heyecan katacak!
Recep YAZGAN
AHBAP America İnc.
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Zaman mı Akıyor, Yoksa Biz mi Geçip Gidiyoruz!
Mehmet Ali Çamoğlu
Batı’nın Dijital Vebalı
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Songül KARAMAN
Motivasyonda Dijital Devrim-1
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Bülent ERTEKİN
"Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Eyüphan KAYA
Ak Parti Emin Ellerde
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Mehmet Nuri BİNGÖL
Kalbin Gerçek Sığınağı Allah'tır
Seyfettin BUDAK
Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?
Ahmet SAĞLAM
Zina Çeşitleri
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Hasan KARADEMİR
Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)