Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 13-09-2013 11:18   Güncelleme : 13-09-2013 11:18

ÖYKÜNÜN BAŞLADIĞI YER BURSA…

“Oğul, ölürsem beni Bursa’ya gömün”… Baba ve oğul yan yana türbeleri…Çocuklarımı dedeleriyle tanıştırma onurunu yaşamak paha biçilmez bir duyguydu

ÖYKÜNÜN BAŞLADIĞI YER BURSA…
“Oğul, ölürsem beni Bursa’ya gömün”… Baba ve oğul yan yana türbeleri…Çocuklarımı dedeleriyle tanıştırma onurunu yaşamak paha biçilmez bir duyguydu. Dualar ettik, emanetlerine sahip çıkamamanın suçluluk duygusuyla helallik diledim ve içimden geçirdim: ”Küçük bir kasabada karın tokluğuna çalışan bir gariban da olsan, 600 yüzyıl dünyaya hükmetmiş de olsan, bir gün toprak kucaklayacak seni. Her gün en pahalı kıyafetleri de giysen, en güzel tatil mekanlarını da gezsen, en güzel lokantalarda tıka basa yemekler de yesen, dünyanın en mutlu insanı da olsan, dünyanın en mutsuz insanı da olsan…..hayat bitiyor” ama Bursa’da hayat bitmemiş, devretmiş resmen. Yıkık sur kalıntıları, her adımında fetih sırasında şehit düşmüş bir sürü asker adına yapılmış türbe, şan ve şöhretten kaçmak için sığındığı şehrin dışında bir mekanda bile rahat bulamayıp yine yer değiştiren Somuncu Baba… İnsanların meylinden rahatsız olup terk ettiği beldeye “Şehre Küstü” demiş Bursa halkı; hala aynı isimle anılıyor orası.

Bir şekerlemeciye giriyoruz ,“Kestane Şekeri” almak için. Masada bir Bursa kataloğu. Genç bir tezgahtar, oturtuyor bizi masaya yabancı olduğumuzu öğrenince. Başlıyor anlatmaya Ulucami’nin içindeki havuzun neden yapıldığını, somuncu babayı, Okçu Babayı, Yeşil Türbe’yi….ve Bursa’yı hayalen gezdiriyor bize…Oradan ayrıldıktan sonra gördüğümüz hiçbir yer yabancı gelmiyor bize; neresine özellikle bakacağımızı bilerek her yerine bakıyoruz. İnsanı çok mütevazı, alt geçit kullanmadaki hassasiyetleri ise beni hayran bıraktı kendilerine. Her yeri elbette ki gezemedik ama Bursa denince yüzümüzde bir tebessüm ve aklımızda baba vasiyeti kaldı: “Oğul, ben ölürsem beni Bursa’ya gömün…..”. Yarım günlük gezimizin ardında geçtik başşehrimiz Ankara’ya . Kocatepe, Anıt kabir, Hacıbayram-ı Veli Camii ve Türbesi, Taceddin Dergahı ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun mezarını ziyaret…

Dualar ettik baş ucunda, Allahtan rahmet diledik nezdinde tüm şehitlerimize. Öğrenciliğim sıralarında Hacı Bayram Camii dert ortağımızdı bizim. Mütevazı duruşuyla geçmişten bize uzanan bir sıcak “baba eli” idi o yalnız günlerimizde. Şimdiyse “modern” çizgiler onu da sarmış bütün bütün…Benim için bir de Mustafa Amcamız-eşi Semiha teyzemiz  vardı, okul arkadaşımın annesi- babası. Bize sahip çıkan, bizi kızlarından ayırmayan…Mezarına gidemedik ama dualarım ve okumalarım hep onunla. Vefa en çok insana yakışır, unutmamak lazım geride bıraktıklarımızı… biraz da unutulmamak için…


Ve sabaha karşı Samsun....

Bu tarihi dokuyu Samsun’da pek hissedemiyoruz. Yaşadığımız şehir alabildiğine “modern” çizgilerle bezeli. Geçmişle kurulan hiçbir bağımız yok. Tek köprü İlkadım Belediyesi’nin karşısındaki Seyyid Kutbittin Türbesi ve etrafındaki mezarlık. Oradaki mezar taşları da muhtemelen belediye işçileri tarafından üst üste istiflenmiş. Gerçi okuyacak kaç insanımız var ki, yerinde dursalardı. Yeni taş bloklara, yığın yığın sitelere, avmlere mahkum edilmiş Samsun. Aaa Amazon kadınlarını unuttum; doğru ya tarihten nasibi Samsun’un. Kendisinin de varlık sebebinin yarısı olan erkekleri öldüren, hapseden, hizmetçi eden bir kadın kültürü. Deniz kenarına kurdukları çadırlara çocukları götüremedim. Kadın figürlerden birinin kucağında bir adam, kadın hınçla kılıcı adamın bedenine saplarken resmedilmiş, parmaklıklar arkasında erkekler. Oraya çocukları götürsem, babalarıyla azıcık sesimiz yükselse, akıllarına o görüntüler gelir diye endişe ettim doğrusu.

Ne de olsa şiddetten ve görüntülerinden korumalı çocuklarımızı…
adminadmin