Türkiye
Giriş Tarihi : 10-03-2013 11:23   Güncelleme : 10-03-2013 11:23

28 ŞUBAT’TA MEDYANIN İŞLEVİ NEYDİ?

Abdurrahman Dilipak ile Ayşe Böhürler, ‘28 Şubat Sürecinde Medyanın Rolü’ başlıklı panelde konuştu..

28 ŞUBAT’TA MEDYANIN İŞLEVİ NEYDİ?

Abdurrahman Dilipak ile Ayşe Böhürler, İletişim Platformu’nun 24 Şubat Pazar günü Ali Emiri Kültür
Merkezi'nde düzenlediği panelde ‘28 Şubat Sürecinde Medyanın Rolü’nü anlattılar.
28 Şubat 1997. Anılan tarihten itibaren Türkiye’de birçok şey değişti. Genel değişiklikleri herkes bilir lakin ben o yıllar İstanbul’da Diyanete bağlı bir Kur’an Kursu’nda hafızlık öğrencisi olarak yer alıyordum. Dışarısı ile pek bağlantısı olmayan bir yer iken bir anda tüm güvenlik teşkilâtının sık sık uğradığı yer olmuştu. Polis, asker yanısıra askerîrütbeliler, komiserler, üst düzey komutanlar yunuslar eşliğinde ziyaret ediyorlardı! Bu sık ziyaretlerinden bir şey anlamıyorduk. Oysaki anne ve babalarımızdan gördüğümüz Kur’an’dan başka işimiz gücümüz yoktu. O yıllar geçti geçmesine ama o anları hatırladığım her defasında aynı ürpertiyi hissediyorum.
Başörtüsüne yönelik tutumlarını maske gibi kulandılar Ali Artmaz’ın sunuculuğunda başlayan oturumda ilk sözü, “Postmodern darbe mantığı nedir? 28 Şubat nasıl gerçekleşti? Bu darbeyi post-modern kılan özelliği neydi?” gibisorularla Ayşe Böhürler aldı.
Böhürler, o dönemin medyasından bahsederek şunlarısöyledi: “Türkiye'nin genleriyle oynandığı bu dönemde medya aktif olarak rol aldı. O dönemde ben de medyada, Kanal 7 kanalındaydım.
Medyadaki tüm olayları birebir yaşadım. O dönemin en önemli özelliği, başörtüsüne karşı geliştirilen itirazların önde maske gibi kullanılmasıydı. 28 Şubat'ın bugün bile hâlâ giderilmemiş tek mağduru başörtülü kadınlardır.
Başörtü yasaklarının 28 Şubat’ın tek amacıymış gibi yansıtılması, sadece oraya odaklanılması
manipülasyondur. Başörtüsünü maske gibi kulandılar. Aslında 28 Şubat süreci Türkiye’yi ekonomik, askeri, yönetim, siyasi olarak başka bir yapılanmaya götürmüştür. Başörtülü kadınlar bu noktada en fazla kullanılan mağdurları olmuştur.”
Gazeteci olarak yer aldığı o süreçte medya dünyasından kesitler sunup, konuşmasına bizzat şahit olduğu olayları anlatarak ve aynı zamanda analizlerini ekleyerek devam eden Böhürler, konuşmasına şöyle devam etti: "Tabi aslında 28 Şubat bizim kendimizle yüzleşmemizisağladı. Millisiyaset yaklaşımı değişmiştir.
Savunma refleksleri kırılmıştır. İrtica Türkiye'nin en önemlisorunu hâle getirilmiştir. BatıÇalışma Grubu oluşturulmuş ve 11 milyon kişifişlenmiştir. Özellikle askerlerin eşleri, çocukları, aileleri, akrabaları kullanılarak çok ciddi güvensizlik ortamı çıkartılmıştır. Laik-Müslüman çatışması yaşatılmıştır.”
Bu süreçte medyanın dâhil olduğu süreçten de bahseden Böhürler, “Mesela çok fazla çıkan haberlerden biri de İmam Hatip haberleridir" şeklinde konuştu ve dönemin gazetecilerinden de örnek vermekten çekinmedi.
Medya olarak internetin yaygın olmadığı zaman diliminde haber için gazete ve televizyon dünyası başta gidiyordu. Televizyonu sevmesem de gazete takip eden biri olarak aklımda kalan en yaygın intiba muhafazakâr gazetelerin ya da medyanın sürekli 'savunma' halinde yayınlar yapmasıydı. Böhürler de konuşmasında şunlara değindi: "'Tavizle çoğaldılar', 'Adım adım büyük hedef!' manşetlerini kullanıyorlardı.
Büyük hedef dedikleri devleti yıkmak vs.. Bunlar bir yapılanmanın dokümanları olarak gösterilmiştir. M. Ali Birand o dönemleri anlatırken, 'O dönemlerde yaptığımız haberlere talimat almamıza gerek yoktu! Kimse bize medya patronlarını çağırıp darbeyi destekleyin demedi. Biz zaten hazırdık. Biz verilmeden alınmış görevi yerine getirdik!’ demiştir.”
Döneme ait tecrübelerinifarklı açılardan bakarak anlatan Böhürler, işin bir de trajikomik taraflarından örnekler sunarak şunlarısöyledi: "Avni Özgürel bir komisyonda anlatmıştı: 'Mesela Paşanın birinin
aklına geliyor. Bir Atatürk büstü imalatını yapan fabrika açalım. Fabrikanın parası yok, ne yapalım? Tüm kamu bankalarına daha bu büstler yapılmadan satalım. Tabi başta satılıyor ve fabrika açılıyor.’
Çıkarcı Türkiye'yi ekonomik olarak paylaşmak isteyen güruhun bir yapılanması olarak görüyoruz. Mesela Uzan yönetimlerinin 4 yıl maliyeye kapalı olması bile bu dönemin gerçeğini ortaya koyuyor.
Birçok iş adamı yetkisi olmadığı halde bile banka kuruyor. Sonra banka kendişirketlerine borç para aktarıyor. Bankayı batırana bir daha yetki veriliyor. O dönemde tüm medyanın aynı zamanda bir
bankası olması da bir başka örnektir diyebiliriz. Bunlar hikâye gibi geliyor fakat aslında değişmesi gereken Türkiye'nin sistematik gerçekleri..."
Ekonomik dengeler konusunda ahlak yapısına uygun düşmeyen bazı oyunların oynandığından da bahseden Ayşe Böhürler, konu hakkında şunları aktardı:"Bu dönemde ahlâki olmayan durumlar da olmuştur. O dönemde bankaların, bazı gazetecilerin yardımıyla devalüasyonlardan, ekonomik gelişmelerden hemen önce başbakan ve çevresindeki yakın kişilerden haberleri öğrenip o yönde yatırım yaptıklarını biliyoruz. O gazeteciler şimdi ne yapıyor? Piyasada halen gazeteci olarak anılıyor isimleri." Yazar devam ettiği konuşmasında, dönem içerisinde kamuya ait hiçbir kurumun masum olmadığına çünkü herkesi kontrol eden ya da baskı mekanizması aracılığıyla istediğini yaptırtan güçlerin olduğunu vurgulayarak buna maalesef Diyanet’in de dâhil olduğunu vurguladı.
Darbeler bu kurulu düzenin devam etmesi için gerekli Ayşe Böhürler sözlerini böyle tamamladıktan sonra sözü Abdurrahman Dilipak aldı. Abdurrahman Dilipak unutamayacağım nadir kimselerdendir. Kimi zaman üslubu, kimi zaman mücadelesi, kimi zaman anlatma kabiliyetiyle farklılığını her daim yansıtır. Tatlısert ses tonu, en ciddi olayları bile bir espriyle anlatarak bizleri dinlerken yumuşatan adamdır kendisi. Zihni koskoca bir tarih, 3 darbenin izlerini taşıyor. İnşallah anılarını hiçbir notunu atlamadan en kısa zamanda yayımlar. Dilipak konuşmasına arkasındaki dünya haritasını anlatarak başladı. Dünya haritasına bakarak, “efendi zannedilenlerin her zaman haritanın üstte yer aldığına'
dikkat çekti. Abdurrahman Dilipak şöyle devam etti: "Bu haritada Amerika’nın buraya alınması zihinlerinizde devrim yapmayı amaçlayan tam bir manipülasyondur. Bugünkü Batı uygarlığının arkasında Kızılderililerin kanı, Afrikalının gözyaşı ve sarı ırktan çalınan alın teri vardır. Dünyada 4
ırk var, 3’ünün yokluğu üzerine bir medeniyet inşa etmişler. Sürdürülmek istenen düzen bu! Yoksa Kenan Evren'in keyfine bırakılmış hadise değil! Onlar sadece bunun mahalli komiserliğini, mahallişubesini yönetiyorlar. Söz dinlemedikleri zaman böyle cezalandırıyorlar. Yani derin
devlet tasfiye edilmiyor, değişen şartlara göre uyum îfa ediyorlar. Yoksa yeni bir imajinasyon, yeni bir
hareket asla değil! 'Çanakkale geçilmez' de zihninize yapılmış bir manipülasyondur. Yoksa Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla geçilmiştir. Darbeci Kenan Evren neyse, İttihat ve Terakki de oydu. Karşı çıkanlar da tasfiye ediliyor. Bu iktidar da direnmeye çalışıyor. 28 Şubat süreci devam ediyor."
Dilipak ayrıca “28 Şubat aslında 1000 yıl sürecek” lafının doğru olduğunu, çünkü şeytanın kıyamete değin ruhsat aldığını belirtti.
Kurtuluş Savaşı zamanlarından günümüze kadarki darbeleri açıklayan Dilipak, şunlarısöyledi: “Türkiye niçin laikse Suudi Arabistan onun için krallık; devletlerin sınırları belli konferanslar sonucu belirlenmişti. Bu ülkelerin rejimleri de belli konferansların sonucu oluştu. Egemenlerin koşulu sonucu dünya haritası çizildi.
Mesela 22 Arap ülkesi var. Bunlar Osmanlıya ihanet eden Arap aşiretlerine peşkeş çekildi. Tüm Arap halkına değil... İngilizler, Fransızlar tarafından Arap aşiretlerine armağan olarak verildi.
Darbeler bu kurulu düzenin devam etmesi için gerekli. Onun için balans ayarı yapıyorlar, bazen de değişen şartlara uyum için iktidarları değiştiriyorlar. Darbelerin asılsebebi bu. Bu işin içinde medya, mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi ve herkes var. Ve toplumların farklı kesimleri dini, etnik, ideoloji, politik tüm grupları birbirinin üzerine kışkırtarak onların kan ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışıyorlar. Onun için kendi yandaşlarını destekleyen çalışmalar yapıyorlar. Bunların kadrolarında değişik kesimlerden herkes var.”
Burak Yılmaz – Dünya bizim.com
adminadmin