Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 07-12-2013 12:31   Güncelleme : 07-12-2013 12:31

Aldatan da aldanan da insandır

‘Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir

Aldatan da aldanan da insandır
‘Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir.’


Ölümle Yaşam Arasında (The Life of David Gale) filminin başrol oyuncusu olan bir profesörün anfide öğrencilerine ders anlatırken kurmuş olduğu cümlelerden bir tanesidir bu.

Filmin o dakikasında izlemeye ara veriyor uzunca bir süre üzerinde düşünüyorum. Ve gayriihtiyari sorgulamaya başlıyor insan kendini.

Ben bu cümlenin neresindeyim?

Beğeniyle izlediğim bu filmi sanatsal açıdan değerlendirmeyi işin uzmanlarına bırakıyor, filmde geçen ve oldukça dikkatimi çeken bu cümle üzere kağıda kaleme doğru uzanıyorum…

Önce hayatlarımızı önemli kılmak ne demek onu düşünüyor, onun üzerinde duruyorum. Başkalarının arzu ve isteklerine göre davranıp o doğrultuda sunulanı yaşamak mı yoksa içimizden geldiği gibi davranıp inandıklarımızla inanmadıklarımızı harmanlayarak, kendimizi ve çevremizi sorgulayarak yaşamaya çalışmak mı? Tercihimizi ikinci seçenekten yana kullanmalı ve o doğrultuda emek sarfetmeliyiz diye düşünüyorum. Zihinlerimizde başka alternatifler de canlanabilir fakat “aslolanı” nerede durduğumuz yani başkaları için mi yoksa kendimiz için mi yaşıyoruz sorusuna vereceğimiz cevap belirleyecektir. Cevabımız kırılma noktamızdır. Ne yalnızca kendimiz için yaşayacak kadar enaniyetle kuşanmalı ne de başkalarına adanarak kendimizi yok sayacak kadar biçare kalmalıyız. Ne kendimiz ne de başkaları…

Önce kendi için yaşamalı insan. Önce kendi istek ve arzuları nelermiş bilmeli ve o doğrultuda ilerlemeli. Kendisi yarım olan başkasını tamamlayamaz. Kendisi mutsuz olan başkalarına neşe saçamaz. Önce kendine gelmeli insan. Kendine kalmalı, dönüp kendine uzun uzun bakmalı… Kendimizi tanımamız, başkalarını anlayabilmemiz yolunda açılması gereken kapılardan ilkinin ve en önemlisinin anahtarıdır. İnsanlara yüz çevirmek, burun kıvırmak, kabuğumuza çekilmek yerine edindiğimiz bilinçle yüzümüzü dönelim etrafımızdakilere. Dönelim ve tebessüm edelim. Düğümlerimiz çözülsün de kaçan ilmeklerimizi elbirliğiyle tutturalım…

Sonra cümlede geçen diğer insanların yaşamlarına değer veriyor muyuz ifadesine takılıyorum. Peki ya diğer insanlar bizim yaşamımıza? Diğer insanların yaşamının neresindeyiz, diğer insanlar bizim yaşamımızın? Her soru içinde zıddını barındırır tıpkı her insanın içinde barındırdığı gibi. Her şey zıddıyla kâimdir…

Zıtlıklar renkliliğimiz, değerlerimizdir. Buradaki diğer insanlardan kasıt yalnızca ailemiz, dostlarımız, ve yakın çevremizle sınırlı değil öyle de kalmamalı. Daha daha diğer insanlar, kendimizden başka herkes. Aynı apartmanın sakinleri, aynı sokağın adımlayanları, aynı caminin cemaati, aynı sıraları paylaşan öğrenciler, aynı tranvayın, aynı otobüsün yolcuları…

Şimdi böyle yazınca aslında ne kadar aynıymışız değil mi? İlle de bir  ortak paydada buluştuğumuz diğer insanlar.

Kendine has kendine özel, yazılmamış hikayelerin sahipsiz sahipleri…

Film, bakmak ile görmek arasındaki o incecik çizgiyi nasıl fark ederiz, fark edemesek bile aslında karşımızda duran resmin durduğumuz yer değiştikçe değişebildiğini, göremediğimiz noktalar olduğunu öyle güzel anlatıyor ki…

Karşılaştığımız, duyduğumuz hatta gördüğümüz hiçbir olay aslında anladığımız gibi olmayabilir. Baktığımız açıdan görebildiklerimiz çoğu zaman yanlış ya da eksiktir. Resmin tamamını görmek için bir adım olmadı bir adım daha atmalı. Eksik görüntü eşittir eksik bilgiye…

Bazen ise gözlerin göremeyeceği kulakların duyamayacağı sesler, kalplerin hissedemeyeceği duygular vardır. Karşımızda duranın kalbindeki nefreti göremezken, biz de gözlerimizin ardına gizlediğimiz hüznümüzü göstermek
istemeyiz çoğu zaman…

Olmasaydı kelimelerimiz, olmasaydı düşlerimiz, uyuyup uyanıp geçseydi günlerimiz demiyor ve insan her zaman aldanır, insan her zaman aldatır biliyoruz…
adminadmin