Türkiye
Giriş Tarihi : 23-04-2012 19:31   Güncelleme : 23-04-2012 19:31

Avrasya’nın Kalbine

Samsun Türk Ocağı 100. Yıl Konferanslarına Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR’un konuşmasıyla devam etti.

Avrasya’nın Kalbine
Konferans öncesi açış konuşması yapan Ocak Başkanı Prof. Dr. K. Tuncer ÇAĞLAYAN 14 Nisan’da yapılam Türk Ocakları Genel Kongresi sonuçlarını paylaşarak yeni Genel Başkanın Prof. Dr. Mehmet Öz olduğunu, yeni yönetim kurulunun Türk Ocaklarına ve Milletimize hayırlı olmasını diledi.

Konuşmasında Mehmet Akif Okur  şu hususlara temas etti: “Yirmi yıl önce Türk cumhuriyetlerine bağımsızlıklarını kazandıran dönüşümler, yeni dünya düzeninin habercisi kabul ediliyordu. Bugün ise, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle başlayan sürecin artık geçmişte kaldığını düşünmemize yetecek kuvvette bir dinamikler demeti, yeni çağa hazırlanmamız gerektiği ihtarında bulunuyor. Dikkate alınması gereken bu uyarı, bir bilinmezlikler yumağı da bırakıyor önümüze. Soru işaretlerinden Türkistan'ın hissesine düşenlere baktığımızda, ufukta beliren değişim dalgasının bölgeyi sürükleyeceği limanlarla ilgili olanlar hemen göze çarpıyor. Acaba Orta Asya'yı nasıl bir gelecek bekliyor? Bu coğrafyada biriken toplumsal enerji, bütünleşme doğrultusundaki adımları hızlandırabilecek mi? Yoksa, etrafını çeviren rekabet üçgeninin ivme kazandıracağı Balkanlaşma eğilimleri mi bölgenin kaderini çizecek?

Batılı jeopolitikçilerin ürettikleri kalıplar, oryantalist klişelerle bezeli bir tarih tasavvurundan beslenmişlerdir. 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan yeni kuşak çalışmalar sayesinde kadim Türkistan’ı bir barbarlar diyarı olarak tasvir eden bu metinler tarihe havale edilmiştir. Söz konusu gelişmenin de katkısıyla, Orta Asya hakkındaki klasik jeopolitik külliyatın Batı merkezci kavramsal mimarisi yerine, anlam üreten öznelerin mekanla ilişkilerini merkeze alan özgün ve yerli yaklaşımlar için kapı aralanmıştır. Türkistan jeopolitiğini bu kapıdan geçerek içerden anlamlandırmayı hedefleyen bir araştırma programı öncelikle “özne”ye odaklanmalıdır. Batılı jeopolitik yaklaşımların aksine, kendi evi hissettiği Orta Asya coğrafyasına içerden bakan özne, “dışarıyla” ilişkisini formüle ederken bir kimliğe başvuracaktır. Coğrafya ise öznenin varoluş sürecinin geçtiği, kimliğin teşekkülü de dahil tüm macerasına sahnelik eden mekândır. Coğrafya ile kimlik arasında çift yönlü bir etkileyen/etkilenen ilişkisi ve anlam bağı mevcuttur. Özne ve mekan beraberliğinin yarattığı bileşke, verili bir zaman dilimindeki jeopolitik mücadelenin aktörüdür. Etrafı, başka özne/mekan bileşkeleriyle çevrilidir. Bu aktörler mevcut jeopolitik denkleme göre karşı karşıya veya yan yana gelmektedir. Jeopolitik denklemler, muhtelif sebeplerle değişen konjonktürler boyunca varlıklarını korurlar.

İçine girdiğimiz tarihsel konjonktürü, birbiriyle bağlantılı iki temel dinamik diğer tali değişkenlerle beraber şekillendiriyor. Batı'nın tartışmasız üstünlüğü altında geçen insanlık tarihinin en uzun yüzyılının sonuna yaklaşıldığı gerçeği, bunlardan ilki. Küresel ekonominin sıklet merkezi, büyük bir hızla Asya'ya doğru kayıyor. Ekonomi alanındaki bu alt-üst oluşu ciddi jeopolitik depremlerin izleyeceğini düşünmemek için ise anlamlı hiç bir sebep yok.

Tek kutuplu dünyanın sonunu getiren bu gelişmeler, geleceğin dünyasının nasıl bir mimari etrafïnda şekilleneceğini de haber veriyor. Nitekim madalyonun diğer tarafında, “bölgeselleşme” yolunda yeryüzünün değişik coğrafyalarında atılan adımlar yer alıyor. Dünya düzeninin evirildiği bu güzergâhta, küresel kurumlardan bölgesel muadillerine doğru önemli bir güç kayması yaşanıyor.

Parçalı yapısıyla Orta Asya, söz konusu dinamiklerin yükselttiği jeopolitik havzanın yüreğini işgal ediyor. Rusya ve Çin gibi yeni/yeniden yükselen güçlerle komşuluğu, geçtiğimiz on yılda Afganistan’daki doğrudan Amerikan varlığı sebebiyle bambaşka bir anlam kazanmış vaziyette. Ayrıca önümüzdeki dönemde bu üçlü arasındaki denkleme, bölgenin yalnızca somut güç parametrelerinin icaplarına göre ele alınmasını ortak bağlar sebebiyle reddeden Türkiye, daha ağırlıklı biçimde eklenecektir.

Yeni Çağda Türkistan’ın çevresindeki tüm bu değişimlerin pasif bir dekoru olmaktan kurtulabilmesinin yolu, hem “ortak evi” hem de “komşuları” dikkate alacak stratejilerden geçiyor. İçerde öznenin restorasyonunu ve mekânda bütünleşmeyi sağlayacak girişimlerin teşviki, dışarıda ise rekabet üçgeninin faaliyetleri yüzünden bölgenin Balkanlaşmasını önleyecek bir denge politikasının inşası gerekiyor. Bu süreçte, Avrasya’nın kalbinde doğan öznenin Anadolu'daki diğer koluyla tesis edilecek ilişkiler dışında güvenilir bir dayanak noktası ise ufukta gözükmüyor.”

Soru cevap kısmı bir hayli hareketli geçen konferansın sonunda Doç. Dr. Mehmet Akif Okur’a Türk Ocağı kupası Prof. Dr. Kenan ERZURUMLU ve tabağı ise İlkadım Kent Konseyi Başkanı Osman KARA tarafından takdim edildi. 
adminadmin