Sanat, felsefe, bilim ve din ilişkisi üzerine yapılan değerlendirmeler, düşünce dünyasında süregelen tartışmalar, tarih boyunca sanatın, ardından felsefenin, modern çağda ise bilimin dinin yerine geçme iddiasıyla öne çıktığı ancak hiçbirinin vahyin ve ilahî hakikatin yerini dolduramadığı bugün artık tartışmanın bütün çevreleri tarafından kabul edilebilir noktaya gelmiştir.
Yazar Selim Gürselgil’in sosyal medyada yayımladığı değerlendirmede, sanatın, düşüncenin ve bilimin insanlığın önemli bilgi alanları olduğu belirtilirken, bunların dinin alternatifi değil, insanın hakikati anlama çabasının farklı tezahürleri olduğu ifade ediliyor.
“BATI DÜNYASI BİLİMDEN DİNİ GEÇERSİZ KILMASINI BEKLİYOR”
Yazıda, özellikle modern Batı düşüncesinde bilime yüklenen misyonun zaman zaman bilimsel sınırları aştığı ileri sürülüyor.
Bilimden yalnızca tabiatı açıklamasının değil, aynı zamanda dini hükümsüz bırakmasının beklendiği görüşü dile getirildi.
Bu yaklaşımın bilimin kendi doğasıyla bağdaşmadığı belirtilirken, bilimsel araştırmanın varlık düzenini inceleyen bir faaliyet olduğu, metafizik ve inanç alanlarını ortadan kaldırma gücüne sahip olmadığı savunuldu.
“BİLİM ADINA ÜRETİLEN İNKÂRCI YAKLAŞIMLARLA SORUN YAŞANIYOR”
Değerlendirmede, İslam düşüncesinin bilimle temelde bir çatışma yaşamadığı vurgulandı.
Bilimin evreni, tabiatı ve yaratılış düzenini araştıran bir disiplin olduğu ifade edilirken, asıl tartışmanın bilimsel veriler üzerinden geliştirilen inkârcı veya materyalist yorumlarla ortaya çıktığı kaydedildi.
Yazıda, bilimsel keşiflerin dini yalanlamak yerine yaratılışın inceliklerini ortaya koyarak inancı destekleyebileceği görüşüne yer verildi.
“DİN, SANAT VE FİKİR HAYATI ARASINDA DUVAR ÖRÜLMEMELİ”
Gürselgil ayrıca, din adına ortaya çıkan katı ve dışlayıcı yaklaşımların hem düşünce hayatına hem de bilimsel gelişmelere zarar verdiği savunuyor.
Dinin sanat, fikir ve bilimle çatışan bir yapı olarak sunulmasının yanlış olduğu belirtirken, İslam medeniyetinin tarih boyunca ilim, sanat ve tefekkür alanlarında önemli üretimler gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle din ile bilim arasında zorunlu bir karşıtlık kurmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığı ifade ediyor.
BÜYÜK DOĞU-İBDA PERSPEKTİFİ
Gürselgil yazının sonunda dinin sanat, felsefe ve bilimle ilişkisinin yeniden düşünülmesi gerektiği vurgularken, hakikati arama çabasının birbirini dışlayan değil, birbirini tamamlayan alanlar üzerinden ele alınmasının önemine işaret ediyor;
“Kaba softa ham yobazı dinden kovun, göreceksiniz ki, sanatla olduğu gibi, fikirle ve bilimle bütünleşmiş muazzam bir din idrakına, Allah inancına ereceksiniz; hatta münkirliğin bir kısmına bile imandan kapılar açacaksınız.
Bütün bunlar çocuk oyuncağı değil, biliyorum. Fakat İslami dünya görüşünün, Büyük Doğu-İbda'nın verdiği fikrî cesaretle konuşuyorum.”




















































































































































































































