Toplumun vicdanında derin izler bırakan adalet anlayışı, Hz. Ömer’in (r.a.) bir gece yaptığı sıradan ama sarsıcı bir şehir teftişiyle bir kez daha ete kemiğe bürünüyor.
Halifelik makamında oturmakla yetinmeyen Hz. Ömer, halkın derdiyle dertlenmek için kıyafet değiştirerek gece vakti Medine sokaklarını dolaşırken şehrin dışındaki bir ışık huzmesi dikkatini çekiyor.
AÇLIKLA İMTİHAN, TAŞLA TESELLİ
Işığın kaynağına vardığında yaşlı bir kadınla karşılaşıyor. Üç küçük çocuğuyla birlikte eski bir çadırda barınan bu kadının çömlekte kaynattığı şey yalnızca su ve birkaç taş. Çocuklar açlıktan ağlarken, anne onları oyalamaktan başka çare bulamamış.
Hz. Ömer’in “Çocuklar neden ağlıyor?” sorusuna annenin verdiği cevap yürek burkuyor:
“Açız. Halife bizim halimizi görmüyor. Allah’a şikâyetçiyim.”
HALKIN HALİNDEN SORUMLUYUZ
Kadının bu sözleri Hz. Ömer’i derinden etkiliyor.
Medine’ye dönerek sırtında bir çuval un ve biraz yağla geri dönüyor.
Bizzat ateşi yakıyor, yemeği pişiriyor ve çocuklara elleriyle yediriyor.
Çocukların huzurla uyuduğunu görünce Rabbine hamdediyor.
Görev Değil, Mesuliyet
Sabah olunca ihtiyar kadına gerçeği açıklıyor: “Ben Halifeyim.”
Ardından kadını devlet hazinesinden maaşa bağlıyor.
Bu hadise, sorumluluk makamında olanlar için sadece bir yönetim örneği değil; aynı zamanda bir adalet ve merhamet manifestosu olarak hafızalara kazınıyor.














































































































































































































