Fikir
Giriş Tarihi : 02-07-2026 15:30

Hangi Kadir İnanır!

Kadir İnanır, paralel iki hayatı birden yaşamış, birlikte sürdürmüş görünüyor:

Hangi Kadir İnanır!

 

1. Legal hayat: Devrimci Kadir.

2. İllegal hayat: Çapkın Kadir. (Bir zülcenaheyn, adeta. Kültürel şizofreni. Kozmopolit.) Devrimciliği, maruz kaldığı dönem ve konjonktürün 'dayatmalarından' geliyor: 'Atmış Sekiz Kuşağı'nın, 'devrim yakın' algısıyla gençleri, bütün dünyada olduğu gibi, adeta pandemi halinde, sokaklara döküp dağlara çıkardığı, o devrimcilik dönemi.

"Devrimbaz kodamanların, viski çektiği kamıştan borularla, ciğerimden kalemime, kan çekerek..."(N. Fazıl) "Merak, bir devrimcinin hazırlığıdır."(İsmet Özel) Fatsalı olmak... Terzi Fikri... Terzi Fikri'nin, Fatsa'daki teorisyen lider kadro tarafından, çevresindeki etkinliği ve karizması nedeniyle, bir kanaat önderine dönüştürülüp gaz verilerek, bir aparat ve katalizör olarak kullanıldığını düşünüyorum. Gerektiğinde, din adamlarını bile kullanan, bir örgütten söz ediyoruz. Yeter ki, işe yarasın, işlerine gelsin.

---

 Çapkınlığı ise, şöhretin, şehvete tahvil edilmesinden geliyor. Ki, şöhretlerin, yüzde doksanında vardır bu durum. Birinci olarak, ipi göğüsleyen Kadir İnanır olmuş. "İki bini aşkın kadınla yattım." diye, herif-i mu'teriflikte bulunmuş, kendisi. Kadınlar, sanırım, erotomanik ("Histerik kokusu, beyaz dantelaların." İsmet Özel) olma itkisinin verdiği yetkiye güvenip dayanarak, alanında yetkin bir yetke olarak gördükleri çapkın adamı: 'Kadir İnanır'la buluşmak, şereftir' filan diye düşündülerse, adam da, fırsat bu fırsat diye, ödamonikten bihaber olunca, hedonik bir tavırla, mevzuya, sazanvari balıklama atlayıp 'kazan-kazan' prensibine göre, hareket ederek... "Şevk-i tamam, vade-i ferdayı dinlemez; / Reşk ana kim, cihanda, bugün buldu yarını." psiko-patolojisiyle hareket edilirse...

---

 Benim, toplumsal çürümeyle ilgili, şöyle bir tezim var, malum: "Psikososyospritüel algoritmanın, süreç içindeki doğal sonucu olarak, ortaya çıkmaktadır, bütün bu çürüme ve yozlaşmalar. Obskurantizme, tabi tutulmuş bir toplumunun fertlerinden, apateistleşmiş olmaktan başka bir netice, beklememek gerekir." Yani, o malum süreçteki algoritma yani toplumdaki ilişkiler ağının(network) dayatarak yaratacağı, doğal ve 'normal' bir muhassıla, bir sonuçtur nihayetinde, Kadir İnanır da. Dini değerlere karşı olan apateistlik, zaten obskurantizm tarafından temin edilmiş olunca, geriye, komünist olarak, oportünist ve asketistçe savaşım vermek kalıyor. İsmet Özel: "Ben, hala komünistim" diyor, bu arada. Acaba, neden? Daha önce de: "Sosyalizm, bana Allah'ın lütfudur." demişti de, açıklamasını yapmak, bana düşmüştü. "Ölüm Kere Ölüm: Ölüm Kare" başlıklı şiiri, buraya ağır geleceğinden... "Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız."(?) Onun yerine, dün tevafuken karşıma çıkan, 2012'de yazmış olduğum şu 'şiir'imi alıntılayayım:

ABDÜ'Ş-ŞEHVE(T)

Ömrün geçiyor ise, yemek, içmek, mıçmakla,

Geçiyor demektir, bil, nara kapı açmakla.

Hele bir de, abdü'ş-şehvet olmuş isen, şayet...

Yaşıyorsun demektir, hakikatten kaçmakla;

Ve kurtulabilmezsin, daldan dala uçmakla.

--

"Der seng eger şevi çu nar ey saki / Hem ab-i ecel koned güzar ey saki / Hakest cihan gazel bigu ey mutrib / Ba dest-i nefes bade biyar ey safi" diyen Ömer Hayyam'ın, (Hüsrev Hatemi çevirisi) ne demek istediğini ise, doğrusu... Tahereh Mirzayi veya(adını hatırlayamadım, Azeri felsefeci) hanıma, sormak lazım. "Kadr-i şeref-i şairi, şair bilir ancak / Ruhü'l-Kudüs'ün sırrı, Serafil'e ıyandır."

---

"Sayın Tanrı'ya bakarsan, sevişmek günah." dedikten yıllar sonra: "Üstü Kalsın" şiirini yazıp da, bir kaç hafta sonra ölen(çekim yasası?) Cemal Süreya'dan aldıkları cevazın verdiği cür'et ve cesaretle, 'bir şafaktan bir şafağa'yı, 'bir yataktan bir yatağa' şekline evriltip 'o kadın, senin; bu kadın, benim' mottosuyla, performans yarışına girenlerden biri olarak Kadir İnanır, hormonlardan da özgürleşme anlamına gelen ve hür ile aynı kökten gelen 'ihtiyar'lığın verdiği rehavet ve inşirahla, 'şaha kalkan vicdan'ının da, etki ve itkisiyle, son istasyon olarak dişi filozof(N. Bengisu Karaca'dan, ödünç alarak... Günlüklerimde, kendisinden, 'dişi filozof' olarak... SAV-DER başkanlığı, bahs-i diğer... ) Jülide Kural'da(çok edebi ve felsefi bir konuşma yaptı, cenaze töreninde.

---

Mevcut durumu, distopik olarak algılamış(lar) olacak ki, sonu, biraz uçuk ve ütopikti, bu arada. Bir temenni olarak, kabul edebiliriz tabii. Temennilere, ket veya kelepçe vurulamaz... ) karar kılmış, ölümüne kadar mustakar bir hayat sürmüştür. Tabii, hastalığında, 'bıldır yediğin hurmalar'dan hareketle, aldığı bedduaların filan da, etkisinin olup olmadığını, kozmik bilince sorarak... Defter-i A'mal... "Nev-civan sevmekte, ben piranı, ta'yib eylemem; / Hüsn olur kim, seyrederken, 'ihtiyar' elden gider."(Ziya Paşa) dizelerindeki 'ihtiyar'ın, elden gitmesi? Tevriyeli? Bazı yaşlılar, pek de 'ihtiyar' olamıyorlar mı, ne? "Bahtiyar Bir İhtiyar" yazısı vardı... "İri yarı hıyarın biri" ise, Cihan Ünal'ın, bir repliğiydi... "Şahlanan grevler içinde, kahkalarım küstah / Bakışlarım, beyaz bulutlara karşı, obur" (İsmet Özel)

---

Mevzuya, İslam nokta-i nazarından bakacak olursak, karşımıza İmam-ı Gazali'nin şu muhteşem tespiti, cevap olarak çıkmaktadır: "Allah ve Resulü, haram olduğunu söyledi diye, insanlar, hiç bir zaman, içkiyi, zinayı, riyayı, hırsızlığı, zulmü ve diğer günahları, büsbütün terk etmezler. Gerçi, bu dini emirlere, uyanlar da olur; fakat, bunların sayısı, sonucu etkilemeyecek kadar azdır." (İmam-ı Gazali) Mustafa Özel, 7 Temmuz '95 tarihli "Tasavvuf ve Ekonomi" başlıklı yazısına almış, yukarıdaki satırları. Ben de, bugün(01. 11. '95 Çarş. Zile), buraya aktardım. Mustafa Özel, kendisi de, şunu ekliyor: "Tabii, yaşanmaya değer hayatın, bu azınlık/ekalliyet içinde olmakla mümkün olduğu, aşikardır." Yani mevzu, ruh eğitimiyle ilgili gözüküyor. O da, Yunus Emre'nin de, salık verdiği gibi: "Bir kamil mürşide, varmadan olmaz."

---

Veya, Hacı Bektaş Veli'nin salık verdiği: "Eline, diline, bel(altı)ine hakim ol." tavsiyesi de, yine usta kılavuzsuz, yani mürşitsiz olmaz. Sadece: "Benim manevi mirasım, bilimdir." diyen Mustafa Kemal'in sözünü, esas alırsan, tek kanatlı kuş misali, ötelere kanat açamazsın. (Öteler, öteler: Gayemin malı. / Mesafe, ekinim; zaman, madenim." N. Fazı) İlimle bilimi, birlikte tahsil ettikten sonradır ki, bir müstahsil olarak, muhassılayı... "Sonunda oldum ki, ben şuna kani: Musiki, oluyor, tahsile mani." başlıklı bir yazısı vardı, İsmet Özel'in. ("Kadirizm versus Bedirizm" başlıklı bir...)

---

Netice-i kelam, Kadir İnanır'ı, rahmet veya la'netle anmak yerine: "Allah, ameline göre, muamele eylesin." diyorum. İmanlı gidip gitmediğini, tam olarak bilemeyiz. "Ben, inançlı bir insanım." beyanını esas almakla birlikte, elfaz-ı küfür grubuna girenlerden birini, söyleyip söylemediğine de, vakıf olmadığımızdan... Toplumcu ve merhametli olması, şayan-ı takdir tabii. Merhamet, Allah'ın, Er-Rahman ve Er-Rahim esmalarıyla ilgili bir keyfiyet. Yaratılışta, yazılım olarak, her insanda olan bir donanım. Dolayısıyla, bir ateist de, merhametli olabilir, 'mecburen'. Vicdan/bulunç da, El-Vacid esmasıyla ilgili... Vicdanı da, El-Fatır olup fıtrat kanunlarını koyan Allah'tır, insana, yazılım olarak yerleştiren. Baki ile bitirelim: "Kadrini, seng-i musallada bilip ey Baki; / Durup el bağlayalar, karşına yaran, saf saf."

---

Sabri ALTUNTAŞ, 30. 06. 2026

adminadmin