İlahi Uyarının Hakkını Verelim!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İlahi Uyarının Hakkını Verelim!
01.09.2023 17:23:00

 

İlahi Uyarının Hakkını Verelim!

Sitemizin yazarlarından Eyüphan Kaya Van İL Müftüsü Dr.Sırrı Şık ile bir röportaj yaptı, işte o röportaj.

 

Muhterem hocam Kur’anı kerim üzerinde yararlı çalışmalarınız var, bunlardan biri de “kavramların hakkını vermek” gibi bir tespitiniz var, bu konuyu bir az açar mısınız?

Kura’anı kerim hekim özelliğine sahip olması münasebetiyle içeriği hikmetle dolu bir kitaptır. Cümle dizilişlerinden tutun, ayetler arasındaki ahenge kadar, sureler arasındaki münasebet dahil.

Bu açıdan Kur’anı kerimi ele aldığımız zaman orada bütün dertlerimize şifa bulabiliriz. Bunlardan biri hak kavramı ile bazı kavramlarla yan yana zikr edilmesidir.

Mesela;

Hekke tilavetihi,

Hekke cihadihi,

Hekke tükatihi,

Hekke tevekkülihi,

Hekke hayaihi.

Demek ki bu değerlerin hakkı verilmezse bir şeyler eksik kalıyor ve yarım yamalak bir yaşam ve yaklaşım tarzı sosyal yaralara ve sıkıntılara neden oluyor.

Kur’anı okuyorsak ona göre ondan ders alıp hayatımıza geçirmemiz lazım. Harfın hakkını vermek için bir çaba var, ama Kur’anın manasına uygun yaşamayı sanki pek dert etmiyoruz. Bu konuda yüce Allah bir uyarı şeklinde tilavetin hakkını verin diyor.

Cihat gibi önemli bir vazifeyi yapıyorsak, Allah rızası için adabına uygun yapmak lazım, maalesef birileri kafa keserek “Allahu ekber” diyor ve sözde yaptığı cihat ile hayata sıkıntı ve bela getiriyor, cihat yaparken Peygamberimizin cihat tarzına uygun hareket etmek lazım bu tür sıkıntılı hal ve davranışlara meyden vermemek için cihadın hakkını verin diyor.

Takatımız düzeyinde takvayı yaşarken kendimizden bir şeyler katmadan takvaya uygun yaşamamız lazım, kendimizden bir şeyler katarak Kur’anın ruhuna uygun bir takva tarzı yaşarsak bir de bakarız ki İslami bir hayatın dışına çıkmışız, haberimiz yok. Takva kılık kıyafetten, sakal bırakmadan ibaret değildir. Takvanın sonucu müminler için cennet olduğuna göre hayatı kapsayan bir haldir takva.

Tevekkül nedir ne değil? İslam bunu beyan etmiştir, işin gereğini yapmadan tevekkül etmek tevekkülün hakkını vermemek olur, insanı tembelliğe ve dolayısıyla başarısızlığa götürür. Maalesef İslam dünyası şu anda bu hale düşmüş, tevekkülün hakkını vermiyor. Tevekkül bir işin olması için yapılması gereken ne varsa yapmak ve işi Allah’ın meşietine bırakmaktır. Tevekkülün hakkı böyle verilir.

Haya nedir ne değil? İslama göre hayayı yaşamak gerekirken, toplumsal, kültürel bir şekilde kendimize uydurulmuş bir haya uydurursak bunun adı haya olmaz. Ben yaptım olduya getirilir ve haya kavramı değerden düşer.Kullarının en iyi bilen Yüce Allah hayanın hakkını verin buyuruyor.

Örneğin,

*Erkek olsun kadın olsun tesettür emrine uymadan açık bir tarzda çarşı pazarda gezmek,

*Ulu orta yerde müstehcen ifadeler kullanmak,

*Ramazan ayında aleni bir tarzda bir şeyler yemek içmek,

*Anne babasına ya da yaşça büyük insanlara karşı saygısızlık yapmak,

*Kadınlara karşı kaba davranmak ..vb hayasızlık sayılır.

Onun için diyorum ki, şu mazlum kavramların hakkını verelim.

Malum önemli bir ifade var, “bir toplumda alimler ve amirler düzelirse toplum düzelir” bu ifadeyi nasıl değerlendirmek lazım?

İyi alim yetiştirerek gibi bir derdimiz yok sanki, ümmet bazında da sanki böyle, medreselerimiz var, ilahiyatlarımız var, İmam Hatip okullarımız var ama ümmeti yönlendirecek, irşad edecek nitelikte alim yetiştiremiyoruz.

Burada ciddi bir çaba yok, tedrisatımız istediğimiz nitelikte alim yetiştiremiyor.

Toplum iyi alimler yetiştirecek ki yetişen alimler toplumu yönlendirecek nitelikte olsun.

Malum bir insan gücünü en çok ihtiyaç duyulduğu cihat anında dahi “alimler, fakih kimseler cihada katılmamasını ve İslam toplumuna hizmet  etmelerini emrediyor.”

Evet iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek bütün müslümanların vazifesidir ama her müslüman da bunu yapamaz  buna bir derece de ilim lazım, onun için bu iş daha çok alimlerin boynunda gibi. Emri bil maruf nehyi anil münker konusunda diyanet mensubu arkadaşlarımız günlük, haftalık, aylık programına cami vazifesinin dışında nasıl yerine getirebilirler?

Bu gün din görevlileri, mevzuat, mekan ve imkan açısından rahatlıkla bu vazifelerini icra edebilirler, vaz, nasihat edebilirler, tabiri caiz ise “yerim dardır, oynayamam” diyemezler.

Aslında bize heyecan veren bir iman olmalı, başka bir ifade ile insanın derdinin olması lazım.Derdiniz yoksa derman arama ihtiyacınız da olmaz.

Tabi emretmek, men etmek bazen sadece sözle olmuyor

Emretmek için ümmetin güçlü olması lazım ki amir olabilsin.Elinizde bir müeyyide olmasa emredemezsiniz.

Nehi etme de öyle elinizde güç kuvvet yoksa men’etme imkanımız da olmaz.

Başka bir ifade ile sadece söylemekle bu vasfı yerine getiremeyiz.

Allah’a iman eden ve güvenen kimseler ancak bu vazifeyi rahatlıkla yapar.

Malumdur ki kişi kılıcını kaldırmış, tam peygambere vuracakken “şimdi seni kim kurtaracak?” diyor, peygamberimiz(sav) verdiği cevap “Allah beni kurtaracak” diyor. Biz bu derece Allah’a güvenen bir peygamberin ümmetiyiz.

Emri bil maruf nehyi anil münker vasfını yerine getirirken Allah’a güvenmek durumundayız, başka türlü bu vazifeyi yerine getirmek çok zor olduğunu unutmayalım.

 

İlahi Uyarının Hakkını Verelim!
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
iş güvenliği malzemeleri
tanıtım yazısı