Kelime İfade Ettiği Mefhumun Resmidir!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kelime İfade Ettiği Mefhumun Resmidir!
02.09.2020 15:06:29

 

Kelime İfade Ettiği Mefhumun Resmidir!

Lisân-dil, mecaz ve mecazî yollardan geçmediği takdirde anlaşılması mümkün değildir.

Mecaz kullanılmadığı takdirde dil, donuk, mat, sıkıcı ve oldukça bayağı olurdu. İlâhî veya beşerî bir hikmetle bezenmiş bir mecaz, hem duygu olarak algılanabilmesi hem de duygusal bir uyuşma hâlinin deneyimidir diyebiliriz.

 

Batı kültüründeki karşılığı “metafor” olan mecaz, kâinatı görme ve algıma deneyimlerimizi, düşünce seyahatimizi, tefekkür maceramızı ve murakabe ziyaretlerimizi şekillendirme gücüne sahiptir.

Hani, demem o ki, başarılı ve akılda kalıcı bir mecaz-metafor, ruh dünyamıza aralanan bir kapı, zihnimize açılan pervazları geniş bir pencere ve kalp-gönül dünyamızın serinlemesine yol açan meltem rüzgârlarıdır adeta. 

Kullanacağımız mecaz-metafor, bazen eski moda olan kelimelerden inşa edilmiş olsa da benzersiz bir hassasiyet ve doğrulukta olan bir benzetme ise hiç çekinmeden kullanmalıyız. Mevcut moda kelimeler içinde dengini, benzerini ve aynı mânâyı verecek bir karşılığını bulamadığımız için eski moda kelimeleri kullanmaya mecbur olduğumuz gibi.

 

Bir milletin kültürünü, anlayışını, ilmî serüvenini, teknolojik doğurganlığını, bilgi derinliğinin muhteva katmanını ve şuur çıtasının hâlini ve ahvâlini öğrendiğimiz mercilerden biri olan gramer bilgisinin, bir milletin duygu parametrelerini de ele verdiğini bilmeliyiz. İnsana has kılınan duygular ile gramer bilgisi arasındaki bağıntıyı hatırlatan bu girizgâh ile “merak” duygusunun gıdıklanmasına sebep olabildiklerimi “derviş iyimserliği”ne davet ediyorum. 

Bu mefhum ile alâkalı paragrafımıza geçmeden önce, ister “Keloğlan” ister “Sanço Panço” diye karşılansam da müsaadeniz olursa TDK-Türkiye Dil Kurumunun, “ ve bağlaçlarından sonra kesinlikle virgül konulmaz’’ ihanetine değineyim.

 

1-, i üzerine inşa edilmeyen TDK ihanetlerinden bir ihanet olan bu yanlış görüş: Allah’ın hizmetkârı olan aziz milletimizin 15 bin yıllık tarihi ile kucaklaşmasını engelleyen sur duvarıdır.

2-Allah Resûlü’nün buyrukları ve sahabe atalarımızın ananevi anlayışlarına kavuşmamızı engelleyen, keçi kılından yapılan su geçirmez perdedir.

3-Teknoloji, kültür, sanat, düşünce, tefekkür, ilim ve benzeri alanlardaki çabaları akamete uğratan donma hâlidir.

 

Daha sade, daha yalın bir ifadeyle zekâmızın, kalbimizin ve akıl şubemizin zehirlenme sebeplerimizin baş faillerinden, gramerimizi bozan çete başlarından biri de bağlacından sonra kesinlikle virgül konulmaz’’ görüşüdür.  Bir faniye ait “ ve bağlaçlarından sonra kesinlikle virgül konulmaz’’ görüşü, en başta “kaideyi bozmayan istisnalar kanunu”nu reddetmesinden dolayı yanlış, ikinci olarak, ayet imiş gibi “mutlak” olarak addedilmesi büyük ahlâksızlık ve ihanettir.

 

Kibrinden dolayı meseleyi tetkik etmeden beni yargılayan taşra çığırtkanı ezik, şehir şaşkını cadaloz, külliyata hâkim olduğunu addeden gafil; kedigözlerini aç, dikkatli oku. “Kendi kendimizi yetiştirmeye memuruz, mecburuz.’’ (**) buyuran Bilgem, Üstad için: “Ben onu değil de, Bodler’i diye nitelemenin daha doğru olacağına inanıyorum. (***)

 

Gönlü temiz, yüreği buruk gönüldaşım, özneyi kaçırdığına üzülme, şahsından ricam “de” bağlacının hemen ardından gelen virgül dikkatinden kaçsa da üzülme, iki satır yukarıya bak, göreceksin.

 

DERVİŞ İYİMSERLİĞİ

Batı jargonundaki karşılığı “militan iyimserliği” olan “derviş iyimserliği”: Kara günler, karanlık zamanlar ve talih rüzgârlarının ters estiği vakitlerde şifa bulup, çare arayacağımız sükûnetli limanımız, Allah’ın yeryüzündeki vekillerinden birer vekil olan “umut” ve “ümit” duygularının turkuvaz mavisi ahvali veya kalbe bağlı şuurlu zihin hâlidir. Derviş iyimserliğinden neşet eden “ceht, çaba, çalışmak, tedbir, takdir, tevekkül vb.’’ şiarları ile, süflî nefsin üflediği “her şey yoluna girecek veya kendini akıntıya bırakmak” tıngırtısı ile karıştırmayalım. Gerçi, irfan cevherinin, düşüncenin duygulaşmış hâli olduğunu bildiğinize emin olsam da, hatırlatmakta fayda var…

 

Malûm olduğu üzere her çağda tembellerin moda şarkısı olan “her şey yoluna girecek veya kendini akıntıya bırak” tarzı yaklaşımlar, atmayan kalp, gaflet uykusuna dalan bir zihin ve başı olmayan insanların halüsinasyonlarından başka bir şey değildir. Başı olmamak tabirinin birebir karşılığı şuur fukaralığı demektir.

 

Üstadımızın, Dua adlı, “Bıçak soksan gölgeme, / Sıcacık kanım damlar. / Gir de bak bir ülkeme: / Başsız başsız adamlar…” şiirinde geçen “Başsız başsız adamlar’’ dizesi ile, şuursuz, idraksiz, izansız, anlayışsız, duygusuz hödüklerin, harflerden müteşekkil boya ile en can alıcı karakterlerinin ifşa edildiği portrelerinin resmedildiğini fark edelim. Bu meyanda başsız insan, şuur fukarası demektir ki iyiye doğru değişim, güzele doğru yürümek ve hakikate yönelmekten ziyade statükonun herhangi bir alternatifinin olmadığına inandırılabilir veya yönlendirilebilir. Derviş iyimserliği ise umutsuzluk, tükenmişlik ve yılgınlıkla savaşmaktan başka bir yol olmadığının şuurunda olandır. Mamafih, tarihin gidişatını değiştirmenin, zamanın çarkı olan statükoyu dönüştürmekten geçtiğini, statükoyu dönüştürmek için de insan niyetinin, amelinin, eyleminin ve çalışmasının rolünü göstererek, kara bulutları dağıtıp, karamsarlığın üstesinden gelmenin yoludur derviş iyimserliği…

 

Bugün, farklığa karşı kitlenin, kişiye karşı topluluğun, hayata karşı kaygıların ve korkuların zafer kazandığı bir çağda yaşıyoruz. Ahalimizin tarihî sadakat bağlarının gevşek olmasının, dinî, itikadî ve amelî zafiyetlerinin, kültür, sanat, teknoloji felâketinin müsebbibi, onlarca yıldır hüküm süren ayrıcalıklı hain bir tabakanın liderliğindeki ihanet odaklı yönetim ve yolsuzluğun neticesidir. Unutmayalım ki iki doğu ve iki batının cani tetikçilerini yönlendiren sadist elitlere karşı direnebilmemiz ve muzaffer olabilmemiz için ceht edip “derviş iyimserliği” ile çalışmamız gerekiyor. Sonuçta; tek başımıza kaldıramayacağımız bu cenazeyi, birlik ve beraberlikle defnetmeye mecburuz ve mahkûmuz.

 

“KELİME, İFADE ETTİĞİ MEFHUMUN RESMİDİR” (****)

Kavram mücerret olduğu gibi duygular da mücerrettir. Kullandığımız kelimelerde yön tayin edici unsurun “mânâ” olması gibi duygularımızda yön tayin edici unsurun da “niyet, amel, netice” protoplazmasında toplandığını söyleyebilirim.

 

Kudretin alâmeti ve erdemi olan bu hususun tezahürü olarak fertte “sır idraki”, devlette ise “gizlilik” genetiğinin neşet ettiğine inanıyorum. Malûmunuz olduğu üzere stopaj bilgi, kargo malûmat ve otomat davranış, buyurgan sapkınların ve hantal bürokrasinin parçasıdır. Evet, kudretli ve erdemli fertlerde tezahür eden “sır idraki” mefhumunun zirvesi olarak Nebi ve Resullerden sonra Hz. Ebubekir (r.a) efendimizin olduğunu bilmeliyiz. Kudretli ve adaletli devlet olmanın cevheri olan “gizlilik” genetiğine mutabık olarak da Allah Resûlü ve dört halife dönemi ile bu dönemlere bitişik bir anlayış sergileyen Türk devletleri bu özellik ile tezahür etmişlerdir; Gazneliler, Selçuklular, Yeni Delhi Türk İmparatorluğu, Timur İmparatorluğu, Memlükler ve Osmanoğulları gibi.

 

Kelimelerle düşünebilen, kavramlar ile hareket edebilen ve terkibî hükümler ile nefes alabilen insanlık âleminin halim hissiyatı ve selim duygularından tezahür eden alanlardan biri de müziktir. Evet, gramer, musikî, resim, kaatı ve benzeri alanlarda halim hissiyat, selim duygularımızın lisânı olduğunun şuuruyla içerikten ortaya çıkan ideolojik bir sürekliliğimizin olmasına gayret etmeliyiz. Her şeyin parçalandığı veya parçalanıyor gibi göründüğü bu çağda “inanmak” ne demektir? Manevî özlemlerin hasreti ve varlığın grisini yaşayan kişinin veya toplumun vazifesi, yaşıyor olduğu iç kışının donması ile mücadele etmek değil midir!? 

 

*Salih MİRZABEYOĞLU – DİL VE ANLAYIŞ, 3. Baskı, Sayfa: 83

**Salih MİRZABEYOĞLU – ÜÇ IŞIK, 1. Baskı, Sayfa: 62-63

***Salih MİRZABEYOĞLU – ÜÇ IŞIK, 1. Baskı, Sayfa: 117

****Salih MİRZABEYOĞLU – NECİP FAZILLA BAŞBAŞA, 2. Baskı, Sayfa: 75

Kaynak: Adımlar Dergisi - Burhan Halit KOŞAN

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER