Kemalist İlâhiyatçılar Ve Kamplara Ayrılmış İlâhiyatçı Krizi-2
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kemalist İlâhiyatçılar Ve Kamplara Ayrılmış İlâhiyatçı Krizi-2
14.12.2020 09:20:49

 

Kemalist İlâhiyatçılar Ve Kamplara Ayrılmış İlâhiyatçı Krizi-2

Kemalist ilâhiyatçılığın elebaşlarından ve protestan-laikçi İslâm ilâhiyatçısı bir Yaşar Nuri vardı. Abdülhâkim Arvasi Hazretleri, Bediüzzaman Hazretleri, Süleyman H. Tunahan Hazretleri, M. Zahit Kotku Hazretleri, Muhammet Raşit Erol Hazretleri gibi Türkiye’de Müslümanların kanaat önderi olan ve cemiyetin manevî damarlarında dolaşan zatlar hakkında tek cümle yazdığı vâki değildir. Çünkü Kemalist ilâhiyatçılık görevi bunları yazmasına mânidir.

Kemalist ilâhiyatçı Yaşar Nuri’nin zihnen rahatsızlığının alâmeti olarak şu sözü üstüne düşünün bakalım: “Niçin sevmezler Atatürk’ü? Kişiliği, dehası, dirayeti ve milletine imanı, aşkı vardı ondan.”  Kemalizm’in önderinin İslâm’a imanı ve aşkının olmadığına dair sayısız belgelerin olduğunu dikkate alırsak, bu sözü söyleyenin ilmine ve yakın tarih bilgisine şüpheyle bakmak lâzım gelmez mi? Millî Mücadele’ye “din-i İslâm” ve “vatan-ı İslâmiye” diye başlayıp sonra şedit ve kanlı Altı Ok devrimleriyle Kur’an alfabesini zorla değiştiren, kan dökerek şapka devrimi yapan, karşı çıkanları darağaçlarında sallandıran, İslâm medeniyet değerlerini reddederek manevî zulümler eden Kemalist önderin “İslâm’a imanı ve aşkı vardı” demek, ideolojik bir yalandır?

 

“Niçin Sevmezler Atatürkçülüğü?” diye hayıflanan ilâhiyatçı

“Niçin sevmezler Atatürkçülüğü?” demesi de amiyâne tabirle bir “numaradır.” Kemalist güçlere mesaj vererek varlığını pekiştiriyordu. Oysa, Atatürkçülüğün millet tarafından niçin sevilmediğini kendisi de biliyordu. Sevilmesi için sebep ve gerekçe var mıdır? İstiklâl Savaşı ve İlk Meclis’ten sonra aldatılan ve sonra millete rağmen Batılı inkılâplar adına zulüm gören “Hakk’a tapan millet” Atatürkçülüğü sevebilir mi?

 

Kemalist ilâhiyatçı Yaşar Nuri’nin yalanlarından biri şuydu: “Yıl 1932. Birleşmiş Milletler nüvesi ve ilk şekli olan Milletler Cemiyeti kurulur. Dünyanın en büyük uluslar topluluğuna katılmamız için yakın çevresi Atatürk’e telkinde bulunur. Cevabı şu oluyor: Bağımsızlığımıza gölge düşürecek maddeler var. Başvurmayı düşünmüyoruz...” Oysa hakikat şöyledir: “Batı’ya kafa tutan lider” olarak yüceltilen M. Kemal bu yıllarda Amerika ile pür-ittifak hâlindedir. Amerikan Genel Kurmay Başkanı Mc. Arthur ile bizzat temas kurması, ABD elçisiyle Amerika’nın Türkiye yatırımları hakkında görüşmesi, Kemalist önderin “bağımsızlıkçı” olmadığını gösterir. Bu “söylemler” resmî tarih görüşünün uydurduğu palavralardır. Kısa süre sonra M. Kemal sözleşmede çok da önemli olmayan iki maddenin değiştirilmesiyle Birleşmiş Milletlere üye olmayı tasdik eder.

 

Bir ilâhiyatçı “Fatih Sultan Mehmed çok şarap içerdi” diyorsa…

Fikri ve ahlâkı tabiyet değiştirip Atatürkçü İslâm diye ucube bir akıma kapılan Kemalist ideolojinin Luther’i rolüne soyunan sözde ilâhiyatçı Yaşar Nuri’nin taammüden kustuğu hezeyanlarından biri de şuydu: “Fatih Sultan Mehmed çok şarap içerdi, Avni mahlasıyla yazdığı şiirler şarap ve kadeh doludur.” Âlim geçinen bir kişi, Dîvan şiiri mazmunlarından tasavvufî bir ıstılah olarak şarabın ilahî aşk, kadehin de ilahî aşkın kabı olduğunu bilmez mi? Niyeti hâlis olmayan Yaşar Nuri, Atatürkçü ilahiyatçı görevi gereğince Sultan Fatih’e müsteşrikler gibi bakıp onu haram içkilerle aynileştirerek Kemalizm’in içkiciliğini meşrulaştırmaya çalışıyordu.

 

Televizyonların jön Kemalist ilâhiyatçısı Yaşar Nuri’nin akla ziyan konuşmalarını dinlerken aklımıza mukayyet olmak gerekirdi. Bir fasarya olan şu sözünün neresini düzeltmeli? “Atatürk ve İslâm’ı bütünleştirirsek BOB biter. Atatürk, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onu mağlup eden ve o mağlup ettiği güçlere karşı ve onlara rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir. Bugün İslâm dünyasında Haçlı pergeliyle sınırları çizilmemiş bir tane devlet var mı Türkiye Cumhuriyeti dışında?” Atatürkçülüğün ve İslâm’ın bütünleşeceği fikri ham bir hayâldir. Çünkü birbirinin antitezi ve muarızıdır. Yaşar Nuri’nin ilâhiyatçılığı Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer. İslâm’ın, pozitivizm, laisizm ve sekülerizm karışımı olan Atatürkçülükle bütünleştirilebileceğini düşünmek, kurtla yiyip çobanla ağlamak üstüne nam yapmış derin münafık ve bukalemun Süleyman Demirel’in kafasında saç çıkmasını beklemek gibi abes bir fikirdir.

 

Kemalist ilâhiyatçılar “Atatürk Dindardı” söze başlarlar

Kemalist güçler tarafından el üstünde tutulan “derin görevli” ilâhiyatçısı Yaşar Nuri, Atatürkçülüğe bağlılıkta dozu yüksek bir tâlim gördüğünden olacak ki, “Atatürk, mağlup ettiği güçlere rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir” diyerek Kemalist dalkavuklukta, M. Kemal’i mevlit yazarak hâşâ “tanrılaştıran” ve peygamberleştiren Behçet Kemal Çağlar’ı birkaç derece geçmeye çalışmıştı. Bir kere M. Kemal, Batılı güçleri “Hakk’a tapan millet” sâyesinde Anadolu’dan atabildi. Bir diğer faktör de İngilizler Yunanlılardan desteğini çekti ve Fransızlarla anlaşamadı, en nihayetinde “masada çözme yolu” nu tercih edince İstiklâl Savaşı da elbette millet nâmına zaferle bitmiş oldu.

 

M. Kemal ve arkadaşları mağlup edildiği sanılan Batılı güçlerin masasına gâlibiyet psikolojisiyle değil, mağlubiyet psikolojisiyle oturup İslâm’ın “reddi- miras” edilmesi kayd ü şartını, laikçi bir cumhuriyetin ilânını ve pergelle bölünmeye gerek görülmediği içindir ki, el yordamıyla girintili çıkıntılı bir şekilde küçültülmüş bir Türkiye haritasını Lozan antlaşmasında kabul etmediler mi? Mağlup edildiği sanılan güçler de “haydi bu size yeter, görelim muasır-laik cumhuriyetçiliğinizi” demediler mi?

 

Yaşar Nuri’nin “Haçlı pergeliyle sınırları çizilmemiş Türkiye’den başka bir tane devlet var mı?” cümlesi de Atatürkçü tarih anlayışının tabularına bağlı bir büyük yalandan ibarettir. Doğu ve Kafkas sınırlarının eğri büğrü oluşturulduğunu, Azerbaycan’la temasımızın kesilmesi için Nahçıvan’la aramıza Ermenistan sınırlarının akrep kuyruğu gibi sokulduğunu, Irak sınırlarının cetvelle çizildiğini İnkılâp Tarihi kitapları yazmadığı için, M. Kemal’in tellâllığını yapan zavallı ilâhiyatçı Yaşar Nuri de bu gerçekleri görmezden geliyordu.

 

“Türkiye’nin Omurgası Kemalist Miras” mış…

Onun şu sözlerinin de ideolojik bir martaval olduğunu, şuursuz dimağlar için açıklamak icap ediyor: “Omurga, Türkiye’yi farklı kılan Kemalist mirastır. Onu işe yaramaz hâle sokmaya çalışıyorlar. Onun petrolden daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. Petrolün işini bitirdiler ama Kemalist mirasın işini bitiremiyorlar. Haçlı Batı, cumhuriyet Türkiye’sini küllerden yaratan M. Kemal’i sevebilir mi?  Türk halkının onun mirasını değerlendirmesine seyirci kalır mı?”

 

Türkiye’nin omurgasının Kemalist miras olduğu düşüncesi, Atatürkçü tarih tezi yalanlarından biridir. Kemalist miras Türkiye’nin tabiî omurgası olsaydı şayet, bu ülkede doksan yıldır Kemalist rejimle aidiyet sıkıntısı olan millet ortaya çıkmazdı. Türkiye’nin omurgası İslâm’dır, yâni bin yıllık İslâm medeniyeti zemininde meydana gelmiş ve İslâm potasında erimiş Hakk’a tapan Türk milletidir.

 

“Atatürk Hüccettir” diyen bir ilâhiyatçıdan şüphelenmez misiniz?

“Kemalist mirası bitiremiyorlar” sözü de karanlıktan korkan insanın kendi kendine yüksek sesle konuşması gibi âcizliğin işaretidir. Kemalist miras Türkiye’yi ve milleti temsil edemez. “Kemalist miras”, ulusalcı yapısıyla Türkiye’yi parçalayan bölücü ve “mağlûbiyet ideolojisi” olarak son çırpınışlarını yaşıyor. Şöhret âfetine uğrayan hem denî, hem Kemalist ilâhiyatçı Yaşar Nuri resmî rejimi meşrulaştırmak için “Atatürk ve cumhuriyet hüccettir. Hüccet mihverinden kudret mihverine kaydırıldığı için, Atatürk de tartışmaya ve karalamaya açıldı, cumhuriyet de...” diyerek, “Hüccet” kelimesini İslâm muhalifi Kemalizm’e bir sıfat olarak kullanıyordu. 

 

Ehli bilir ki, “hüccet” (delil, ispat, bürhan, bir şeyi ispat eden delil, vesika) anlamındadır. İmam-ı Gazâli gibi (Hüccetü’l İslâm) âlimliğindeki kuşatıcı yönünden dolayı bir sıfat olarak İslâm’ın her bilgi ve derûnuna vakıf olan kimselere verilir. Laikçi ve pozitivist Altı Ok Partisinden mebuslukla ödüllendirilen bir zamanların tasavvuf uzmanı fakat sonra Kemalist rejimin derin ilâhiyatçısı olan büyük tevilci Yaşar Nuri, “Allah İle Aldatanlar” kitabını yazarak güya dîni istismar edenleri anlatmaya çalışmıştı. Din istismarı ahlâkî mesele olup yanlıştır ve insanlar arasında cereyan eden ârizi bir hâldir.

 

Kemalizm gibi millete ihânet eden ve İslâm medeniyetinden kopup Batı “uygarlığının” kuyruğu olmak isteyen bir devlet sistemi değildir. Kemalist ve fâsık ilahiyatçıdan “Atatürkçülükle Aldatanlar” kitabını da yazmasını beklemiştik.

(ilbeyali@hotmail.com)

Ahmet Doğan İlbey
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER