Dünyayı kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarına göre paylaştırmayı yaşam felsefesi haline getiren batı medeniyeti Birinci ve İkinci Dünya Savaşları esnasında pek çok ulus ve milleti parçalara ayırmıştır. Ayrılan bu parçaların süreç içerisinde komşu devletler arasında potansiyel sorun kaynağı haline gelmesine katkıda bulunmuşlardır. Zaman zaman da insanlara zulmetmek ve öldürmek pahasına bu yapıyı kullanmışlardır. Bu coğrafyalarda yaşayan insanlar bulundukları konum gereği dünya politikasında devletler arasında mesaj vermek veya çeşitli pazarlıklar için el altında bulunmuşlardır. Bütün bu ince hesaplara karşın bu topluluklar da var olmak ve özgürleşmek mücadelesi vermişlerdir.
Dünya Savaşları sürecinde şekillenen yenidünyada Batı Trakya Türklerinin durumu da buna örnektir. Süreç içerisinde Türk veya Müslüman olarak tanımlanmak kıskacında tutulan Müslüman Türk soydaşlarımız bugün gelinen noktada eskiye oranla oldukça mesafe kat etmişlerdir. Kendi kültürlerinden ziyade kimlik ve bilinçlerini ayakta tutmak için inanılmaz bir çaba göstermişlerdir. Türkün barış, adalet ve hoşgörü temelinde yükselen karşı çıkış ve hak aramasının güzel bir örneğini vermişlerdir. Şiddete başvurmadan ve dik durarak Lozan’dan kaynaklanan azınlık haklarını elde edebilmek ve koruyabilmek için şiddeti baz alan bir medeniyet karşısında durmuşlardır. Bugün orada ayakta durabiliyorlarsa bu anlayış nedeniyledir. Onların yaptıkları zulme boyun eğmemenin en güzel yollarından birincisi olan Şiddetsiz Direniş örneğidir. Zaten atalarımız olan Osmanlı da adaleti ile asırlarca orada hüküm sürmedi mi. Bugün bireysel uygulamaları temel alarak 700 yıllık bir adalet geleneğini mahkum etmeye çalışan ve ülkemizde yaşayan, kültürüne, atasına ve halkına karşı aşağılık kompleksine düşmüş tepeden inmeci yapıya sahip yerel unsurların iyi anlaması gereken bir noktadır bu. Anlamasından daha da ötede gidip görmesi gereken bir gerçekliktir Batı Trakya.
Batı Trakya, bizden olanların bizden olmayanların kucağına terk edilmiş öksüz çocuğudur. Yetiştirme yurtlarının köşelerine bırakılmış gibi duran, ama bu duruşunu acındırma gerekçesi yapmadan var olma mücadelesi verenlerdir. Onlar, ülkemizde Batı medeniyetine karşı aşağılık kompleksine sahip olan aydın müsveddelerinin geri düşünce ve ilkellik olarak nitelediği Türk ve İslam kültürünün seçkin temsilcileridirler. Belki inanç ve kültür olarak bizim kadar kendilerini ifade edecek düzey ve sosyal yapıları yok. Ama bizden daha da önemli bir yaşanmışlıkları vardır. Bu nedenle elimizde olup da değerini bilmediğimiz, yadsıdığımız pek çok şeyin onların yaşamlarındaki yeri ve önemi çok fazladır.
Kendi kimliklerini unutmamak için Türkçeyi konuşmalarını, Türk gazete ve televizyonlarını izlemelerini, bundan da öte Türkiye’yi izleyip sahiplenmeleri, geleneksel çizgide niteleyebileceğimiz mevlit, hatim gibi dinsel unsurları bizden çok farklı ve abartılı olarak gerçekleştirme çabalarını anlamak için bu milletin bağrından çıkmak yeterlidir.
Ekonomik olarak geri bırakılmışlığın, sosyal ve kültürel kimliğin inkâr edilmesinin, dilin ve dinin yasaklanmasının, insan olmadan kaynaklanan hakların yasaklanması, pek çok temel gereksinimin yerine getirilmesinin engellenmesinin topluma yaşatacağı sarsıntının ne olduğunu görmek için Batı Trakya örnek bir yerdir. Ancak farklı azınlıkların veya etnik kökenlilerin farklı coğrafyalarda kısmen yaşadığı sorunların tamamının Batı Trakya’da yaşanmış olmasının ayırıcı bir özelliği vardır. Dünyanın dört yanında etnik veya kültürel asimilasyona uğradığını iddia ederek bu bahane arkasına sığınan, şiddete başvurarak nice canlara kıyanların olduğu dünyada tüm bu yanlışları düzeltmek için şiddete başvurmayarak, Müslüman Türk ve Osmanlı mirası olmanın verdiği sorumluluk bilinci içerisinde hareket ederek Avrupa’ya ataları gibi barışı göstermenin ve tanıtmanın temsilcisidir Batı Trakya. Ezilmişliğin, azgınlık ve edepsizliğe dönüşmeden hak aramanın ve almanın bir nedeni olacağını gösteren mükemmel bir örnek. Kendinin yaşama hakkını elde edebilmek için başkalarının ölümünü mazur görme ve göstermenin yanlış olduğunun yaşayan kanıtıdır.
Sınırların kaldırılmasının ciddi olarak tartışıldığı günümüz dünyasında Batı Trakya, Osmanlının bize ve dünyaya emaneti olarak fiili sınırları ortadan kaldırmıştır. Türk asrı olması beklenen yirmi birinci yüzyılda ataları olan Osmanlı akıncıları gibi görev ifa etmektedirler. İnsan olmanın erdemini Anadolu’nun Avrupa’ya çıkış yolu üzerinde yaşayan ve yaşatan Batı Trakya Türkleri iyi ki varsınız ve her türlü zorluğa rağmen oradasınız. Bu yüzden geç tanımış olmakla birlikte sakın bana gücenme İskeçe ve Gümülcine. Çünkü yarın daha da geç olacaktı!
KIZIL ELMANIN BİR DİLİMİ: BATI TRAKYA
Dünyayı kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarına göre paylaştırmayı yaşam felsefesi haline getiren batı medeniyeti Birinci ve İkinci Dünya Savaşları esnasında pek çok ulus ve milleti parçalara ayırmıştır
admin


















































































































































































































