Fikir
Giriş Tarihi : 13-08-2025 18:50

Kur’an-ı kerîm modernlikle baş edebilmek üzere insanlığa hediye edilmiştir!

İstiklal Marşı Derneği Fahri Genel Başkanı, Mütefekkir, Şair, Yazar İsmet Özel, “Vatanperverlik İktizası” başlıklı son yazısında, orman yangınlarında canını feda edenlerle ormanları yakan suçluların aynı toplumsal kimliğe dâhil edilmesini sert bir dille eleştirdi.

Kur’an-ı kerîm modernlikle baş edebilmek üzere insanlığa hediye edilmiştir!

Modern akıl anlayışının, duyguları dışlayan tuzaklarına dikkat çeken Özel, “Müslüman olmak, agâh olmayı gerektirir” dedi.

Orman Yangınlarında ‘Aynı Millet’ Sorgusu

Özel, Türkeli’ndeki orman yangınları üzerinden hem fedakârlıkla can verenler hem de yangın çıkaran suçluların aynı toplumsal aidiyetle tanımlanmasını sorguladı. “Ağaçları aile efradından sayanlarla orman yakarak cinayet işleyenleri aynı millet saymak ne bakımdan makul görünüyor?” ifadeleriyle tepki gösterdi.

Modernizmin Tuzakları ve ‘Aydınlanmış Despotlar’

Yazıda, kapitalizmin 15. yüzyıldan itibaren insanlığı “kalbin yönetiminde olanlar” ve “beynin yönetiminde olanlar” şeklinde ayırdığına işaret eden Özel, Batı’nın özgürlük anlayışını “tuhaf” olarak nitelendirdi. Bilgi ve mücadele arasındaki öncelik tartışmasını gündeme getiren Özel, “Bilmeden savaşamazsınız, savaşmak bilginin yolunu açamaz” uyarısında bulundu.

Milli Şuur ve İslâmî Direniş Vurgusu

Türk tarihinin Gaza Beylikleri’yle vatan sahibi bir şekilde yazılmaya başlandığını belirten Özel, Kur’an-ı Kerim’in modernlikle mücadele amacıyla beşeriyete verildiğini vurguladı.

İslâm’ın dik duruşuna dikkat çekerek “Kâfirle harp etmek İslâm’ın olmazsa olmazı değilse, mihrab neden savaş yeri demektir?” diye sordu. Genç kuşaklara doğru yolu gösterme sorumluluğunun ebeveynlerin omzunda olduğunu belirten Özel, “Milli bilinç berrak zihinle mümkündür” ifadesini kullandı.

İslâm bütün belâlara karşı dik duruştur

Özel yazısına şu cümlelerle son verdi;

Kur’an-ı Kerîm beşeriyete onun modernlikle baş edebilmesi kastıyla hediye edilmiştir. İslâm bütün belâlara karşı bir dik duruştur. Eğer kâfirle harp etmek İslâm’ın olmazsa olmazı değilse niçin camide imamın duracağı girintili bölmeye “mihrab” (savaş yeri) adını vermişiz? Niçin yılın ramazan ayı boyunca bizi hayatta tutan şeyin beslenmemiz değil Allah’ın rızası olduğunu kâinata haykırmak üzere imsakdan iftara kadar hiçbir şey yiyip içmiyoruz? Aynı zamanda oruçlu olduğumuz süre içinde cinsi temas da kurmuyoruz. Hayvanlar gibi çiftleşerek üremediğimizi bir şekilde belli etmemiz gerek. Ebeveyn genç kuşaklara doğru yolu işaret etme yükümlülüğü altındadır. Yeni yetişenler de kendilerinin dünyaya gelme vesilelerine karşı borç ödeme durumundadır.

Kimin kime neyi borçlu olduğunun hiç söz konusu edilmediği bir dönemden geçiyoruz. Hiçbir zamanın bir diğerinden farklı olmadığı da söylenebilir. Zihnimizi bütün dönemlerin birbirinden farklı olup olmadığı suali de meşgul edebilir. Kendi karakterimizi kendimizin inşa ettiği fikrine ulaşırsak zihnimiz berraklaşacaktır. Ancak bu berraklık sayesinde millî bilinçten haberdar olabiliriz. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelecek mi? O kadar hayalperest olmayın.

Kaynak: istiklalmarsidernegi.org.tr

adminadmin